Google

BİR YOLCULUK ANISI -2-

Bu yazı, gerçek bir anının devamının kaleme alınmasıdır.. Birincisinde yer ve şahıs isimlerinin değiştirildiğini vurgulamayı unutmuşum. Affınıza sığınıyorum

Siz dostlarımdan bu anı denemem konusunda, beklemediğim bir ilgi ve övgüler aldım. Gerek yorum olarak gerekse özelime mesajlarınızla beni onurlandırdınız. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Ve sizlerin ilgisiyle anı denemem " popüler " oldu. Şimdiye kadar güzel olarak gördüğüm şiirlerimin "popüler " olmaması nedeniyle, Keşke anı deneme yazılarıma daha erken başlasaydım diyorum.

Bu anı yazım, kurgu olmayıp, belirttiğim gibi yer ve kişi isimler değiştirilmiştir. Belki de biraz, yaşanılan olayların, olması gerektiği şekilde düşünülerekte yazılmış olabilir.

Bu anı deneme yazısı eşimle birlikte yazılmış ve onayı ile sizlere sunulmuştur...

BİR YOLCULUK ANISI -2-


Güneşin nazlı nazlı gülümsediği Mart ayının son günleriydi. Arkadaşlarla yaptığımız ufak bir günaydın sohbetinden sonra, odama gelmiş, dünkü araziye çıkış görevimin " Görev Dönüş Raporunu " yazmaya başlamıştım. Saat 09.00 gibiydi. Telefonum çaldı. Hemen uzanarak açtım.
Dairemizin santralındaki Fatma hanım ;
- Kemal bey sizi dışarıdan arıyorlar, dedi.
- Teşekkür ederim Fatma hanım, bağlayabilirsiniz.
Bir kaç saniye sonra telefonun uçundaki ses ;
- Kemal bey oğlum, deyince, iliklerime kadar titrediğimi hissettim. Aradan yıllar geçse de bu sesi unutmam olanaksızdı.
- Kemal bey oğlum, ben Nuray annen. Sesi hiç iyi gelmiyordu. Sanki ağlamaklıydı. Heyecanlanmıştım ve farkında olmadan ayağa fırlamışım ;
-Hayırdır Nuray anne. Sesin hiç iyi gelmiyor, Ne oldu ?
- Can yoldaşımı, İsa babamızı kaybettik Kemal bey oğlum.. Duyduklarıma inanamadım, koltuğa oturmamış, koltuğa adeta yığılmıştım.
- Şaka mı bu Nuray anne ? diyebilmiştim ama saçmaladığımında farkına varmıştım.
- Keşke şaka olsaydı Kemal bey oğlum, keşke şaka olsaydı. dedi ama Nuray annem telefonun öbür uçunda hıçkırıklara boğulmuştu. Yüreğim daralmaya başlamıştı. Boğazıma bir şeyler düğümleniyordu. Kısa bir sessizlikten sonra ;
- Ne zaman, Nasıl oldu Nuray anne, diyebildim.
- Dört gün önce kaybettik Kemal bey oğlum. Hiç bilemedik, gizli kalp varmış.
- Neden hemen aramadınız Nuray anne?
- Ah..Kemal bey oğlum ah.. üzüntüden bende bayılıp bayılıp gitmişim. Ama dün aradım sizi, söylemediler mi?
-Söylemediler Nuray anne, unuttular her halde. Bak, bende bu şoktan size başsağlığı dileyemedim. Başın sağolsun Nuray anne. Allah sana sabır versin. İsa babama da Allah rahmetini esirgemesin. Toprağı bol olsun..
- Sağ ol Kemal bey oğlum. Biliyorsun seni çok severdi.
- Biliyorum Nuray anne. Bende İsa babamı çok severdim.
- Biliyorum Kemal bey oğlum. Bu nedenle İsa babamızı kaybettiğimizi senin de bilmen gerektiğini düşündüm.
- Teşekkür ederim Nuray anne. Ben hemen izin alıp geliyorum. Bu akşam Eskişehir' de olurum.
- Sana telefon açarken geleceğinide biliyordum Kemal bey oğlum. "Kemal oğlum duyarsa hemen gelir " demiştim. Ama oğlum... Ben hemen sözünü kestim ;
- Ama sı ne Nuray anne ?
- Aslı..., Aslı burada oğlum.
Aslı' nın ismini duyunca içimden bir şeyler kayıp gitti, kanım çekildi sanki. Boğuluyor gibi oldum.
- Olsun Nuray anne. Hem size bir başsağlığı dilemek hemde İsa babama son görevimi yapmak istiyorum.
- Kemal bey oğlum derken, acısında bile kibarlığından taviz vermiyordu Tam bir hanımefendiydi Nuray annem.
- Kemal bey oğlum, biliyorum geleceğini, çünkü sen çok iyi bir insansın. Ama Aslı ile karşılaşmanızı istemiyorum. Aslı hepimizi yaraladı. En çok ta seni. Aslı, kızım olmasına rağmen, ben senin üzülmeni istemiyorum.
Yine bir mengeneyle sıkıştırdılar yüreğimi, acıyordu yüreğim.
- Teşekkür ederim Nuray anne, ama artık önemli değil.
- Bak Kemal bey oğlum. Aslı Pazar günü çalıştığı il' e, okuluna dönecek. Bir hafta kalıp rapor alıp gelecek. Sen önümüzdeki hafta başı gel olur mu ?
- Tamam Nuray anne. Sen nasıl istersen. Ben seni hiç kırarmıyım.
- Biliyorum Kemal bey oğlum. Sen bizi, yaşadığın bütün olumsuzluklara rağmen asla kırmadın. Hiç birimizi kırmadın... Aslı' yı bile. derken, telefonun diğer uçunda yine hıçkırık sesleri gelmeye başlamıştı. Benim de artık sinirlerim iyice boşalmıştı.
- Tekrar başın sağ olsun Nuray anne. Allah sana başka acılar göstermesin. İsa babamın toprağı bol olsun. Mutlaka geleceğim. Kendine iyi bak, derken gözyaşlarıma artık hakim olamıyordum.
Bir sicim gibi akıyordu.
- Biliyorum geleceğini Kemal bey oğlum, biliyorum. demiş ve telefonu kapatmıştı.

Gözümden yaşlar akarken, yaşadıklarım bir filim gibi gözlerimin önünden geçmeye başlamıştı.
Beynim sanki bir makinist gibi, en ince noktasına o yaşanılanları gözlerimin önüne getiriyordu. Diğer tarafta İsa babam, Nuray annem ve Aslı. Bu tarafta annem, babam, ben ve eşim...eşim Rahime.

İsa babamı; Kültürlü, aydın, demokrat, adam gibi bir adam olarak tanıdım. 48 yaşında babacan bir yapıya sahipti. Güler yüzlü esprili bir insandı. Matematik öğretmeniydi. Onun deyimi ile, Aslı' yla " Ön nişan " yani söz kesimi yaptıktan sonra, kendisine " İsa baba " demeye başlamıştım. O da aynı Nuray annem gibi " Kemal bey oğlum " derken, ağzından bir kez daha, " Kemal bey oğlum " çıkıyordu.
Çok iyi anlaşıyorduk. Üniversite eğitim düşüncesini, İsa babam aşılamıştı bana.

Şimdi ise aradan altı yıl geçmişti. Bu altı yıl içerisinde hayatımın en güzel günlerini.., en korkunç ve en acı günlerini yaşamıştım. Bu telefon konuşmasından sonra, o günleri anımsıyordum ama boğazımda düğümlenen hıçkırıklar artık dışarıya çıkmaya başlamıştı.
Dairede, resmi bir yerde olduğuma aldırmadan hıçkırıklarla ağlıyordum. Bu sırada kapı vuruldu ve açıldı. Başımı kaldırıp, kim geldi diye bakacak durumda bile değildim. Gelen herkimse hiç bir şey demeden tekrar kapıyı kapattı ama aradan bir dakika geçmeden kapı bu sefer hızla açıldı. " Rahatsız edilmek istemiyorum " diyecektim ki, Müdür ve Müdür Yardımcımız içeri girmişti. Ayağa kalmaya çalıştım ama Müdür bey gelerek oturttu beni, ve ;
- Ne oldu Kemal bey, kötü bir durum mu var ? Kötü bir haber mi aldın ? Odacı ağladığını söyleyince hemen geldik, dedi. Bir sandalye çekerek yanıma oturdu. Müdür yardımcısı da
karşımıza oturmuştu.
- İsa babam ölmüş. deyince, Müdür bey ;
- Kayınbederin mi ? diye sordu.
- Hayır, Aslı ' nın babası.
- Aslı da kim ? diye sorunca, mantıksız yanıtlar verdiğimin farkına vardım.
Zaten Aslı' yı da, İsa babamı da bilmelerine olanak yoktu. Giresun' da olmuş olsam, Başta Müdür bey olmak üzere, dairedeki arkadaşlarım Aslı' yı ve İsa babamı bilirlerdi. Aslı bir defa tek başına gelmiş, ikincisinde ise ailecek gelmişlerdi.
Ama şimdi Kırşehir' deydim. Tayinim Kırşehir' e çıkmıştı. Bu nedenle ne Aslı' yı ne de İsa babamı bilmelerine olanak yoktu. Müdür beyin " Aslı' da kim " sorusunun üzerine ;
- Çok değer verdiğim, çok saygı duyduğum bir insandı İsa babam dedim. Aslı' nın babası, Aslı 'da eski nişanlım.
Müdür Yardımcımız ;
- Bilmiyorduk, dedi. Şİmdi mi haber aldın ?, diye sordu.
- Biraz önce eşi Nuray annem aradı. O söyledi.
Müdür bey ;
- Eski nişanlının anne ve babası madem ki senin için çok değerliler, gitmeyi düşünüyorsun herhalde, dedi. Ben başımı salladım " Ama 4-5 gün sonra gitmeyi düşünüyorum. " diyemedim.
Bunun üzerine Müdür bey, telefonu açarak sekreteri aradı ;
- Zeynep hanım, Kemal bey için hemen üç günlük bir izin dilekçesi yazın. Ben Kemal beyin odasındayım, bekliyorum. dedi.
Biraz sonra Zeynep hanım izin dilekçesini getirmişti ama bu acı haber dairede hemen duyulmuş ve odama arkadaşlar da dolmuştu. Dilekçe de izin yerinin Konya değil de Eskişehir olması gerektiğini de söyleyememiştim. O kadar da önemli değildi.
Müdür bey ;
- Araban burada mı ? diye sordu.
- Hayır.
- O zaman şoförlerden biri seni hemen garaja bıraksın. Rahime hanıma biz söyleriz Kemal bey. Akşama da lisede ki kızımı Rahime hanımın yanına gönderirim. İkisi güzel anlaşıyorlar. Lise de senin eve yakın nasıl olsa. Sen gelinceye kadar siz de kalır. dedi ama eşimin Eskişehir' e gideceğimi benden duyması gerekirdi. Belki de eşim kabul etmeyebilirdi.
- Sağ olun Müdür bey, dedim. Ama eşime benim söylemem daha iyi olur. Eşim de İsa beyi ve Aslı' yı tanıyor ve biliyor. Ama gitmemi istemezse hak veririm ve eşimi asla kırmam. Yani Eskişehir' e gitmeyebilirimde. Siz yine de bana bir araba verin sayın Müdürüm. Ben eve gideyim. Zaman kaybetmeyeyim. Gitmezsem geri dönerim. Şayet gidecek olursam size telefon açarım. Kızınızı da eşimin yanına gönderirseniz sevinirim, dedim.
Müdür bey hemen şoförlerin odasını aradı ve ben de aşağıya inmeye başladım.

Arabanın içerisinde düşünmeye başlamıştım. Eşimle hiç konuşmadan, Nuray anneme " Gelirim " demiştim ama eşimin " Hayır " deme olasılığı çok azdı. Zira ;
İsa babamı eşim de tanımıştı. Aslı' nın psikolojisinin bozulması ve bunun sonucu ayrılmamızın ardından, benim de psikolojim bozulmuştu. İçine düştüğüm bunalımı atlatamıştım. Giresun' daki Müdürüm beni çok sevdiği için durumumu, telefonla babama da anlatmış, " Kemal' in durumunu hiç beğenmiyorum, büyük bir çöküntü içerisinde diyerek, mutlaka tedavi edilmesi gerekir, değilse Kemal bey burada iyice alkolik olacak. Sürekli olarak gözetim altında bulunması için Konya' ya gönderiyorum " demiş. Müdürüm bana iki ay rapor ayarlayarak beni Konya' ya gönderdi. İşte Konya ' da, Psikiyatrist Doç.Dr. Osman Oğuzeli tarafından tedavi edilirken, eşim doktorun yayında çalışıyordu.
Seansların devam ettiği bir gün, benden sonra İsa babam doktorun yanına çıkmış. Son hasta çıkıncaya kadar beklemiş ve doktorun yanına girmiş. Rahime hanımda doktorun yanındaymış. Kendisini tanıtmış ;
- Ben İsa Türkoğlu. Matematik öğretmeniyim. Hastanız Kemal beyin eski nişanlısının babasıyım.
deyince, Doç.Dr. Osman bey ;
- Aslı' nın babası mı ? diye sormuş... Zira, doktor bey yavaş yavaş, kurcalaya kurcalaya benden her şeyi öğrenmişti.
- Evet. demiş, İsa babam. Doktor ;
- Ne istiyorsunuz, neden geldiniz.? diye sormuş.
- Kemal beyin bu duruma düşmesine kızım neden oldu, biz neden olduk...Hepimiz suçluyuz.
Kemal bey oğlumu, hala çok seviyorum ve takdir ediyorum. O bulunmaz bir delikanlı... Onun için, lütfen tamamen iyileşmeden onu göndermeyiniz. Bundan sonra ne gerekiyorsa ben yapacağım ve sizin ücretinizi ben karşılayacağım. diyerek, doktorun önüne 1.000 lira bırakmış.
- Bu da kartım, diyerek kartını da uzatmış.. Bu para yetmezse lütfen beni arayın. Doktor ;
- Ben siz den para alamam. Kemal beye ve babasına nasıl anlatabilirim bu durumu.
- Bundan sonra ki seanslar kontrol amaçlı, para almıyorum dersiniz.
- Olur mu öyle şey ? İnanmazlarsa...
- Lütfen siz dediğimi yapın.Ben uzaktanda olsa Kemal bey oğlumun durumunu takip ediyorum. Almış olduğu raporun süresi de bitmek üzere. Tam olarak iyileşmesi ve çalıştığı yere dönmesi için, bir- iki ay daha ya siz rapor verin ya da ayarlayın demiş. Daha sonra sesi boğuklaşmış ;
- Size yalvarıyorum doktor bey. Kemal bey oğlumun iyileşmesi benim için çok önemli. Ne gerekiyorsa yaptığınıza inanıyorum. Ama buradan onun eski Kemal olarak ayrılmasını istiyorum sizden. Doktorum ;
- Kemal beyde sizi çok seviyor, hala sizden övgüyle bahsediyor,. demiş.
- Biliyorum, yaşı çok genç ama çok olgun birisi o.
- Kemal beyi merak etmeyin. Beklediğimden de kısa zaman da çok iyi sonuç aldık. Alkolü tamamen bıraktı. En fazla 5-6 seans sonra, artık bana ihtiyacı olacağını sanmıyorum.
- Ne olur doktor bey, ne gerekiyorsa yapın. Gerekirse daha fazla gelsin size. Ama rapor olayını mutlaka halledin. Giresun' da çalışıyor biliyorsunuz. Tek başına kalıyor. Yine bunalımlara düşmesin. İyice iyileşmeden Kemal bey oğlumu göndermeyelim.
- Tamam sayın hocam, siz hiç merak etmeyin. Rapor olayınıda halledeceğim. Doktor, masanın üzerindeki parayı almış ve tamamını İsa babama iade etmiş. Ve gülerek ;
- Bundan sonra ki seanslar kontrol amaçlı..Ne sizden ne de Kemal beyin babasından para almayacağım, demiş ve ilave etmiş.
- Kızınız.., Aslı nasıl ? Öğrendiğim kadarı ile büyük bir aşk yaşanmış... Aslı' nın da burada olmasını, kızınızı da dinlemeyi çok isterdim. Kızınız nerede şimdi ?
- Uşak' ta öğretmen. Kızım da aylarca tedavi gördü doktor bey. Bizim tek hatamız, kızımızı çok sevmemiz ve elinden tuttuğumuz gibi doktora götüremeyişimiz.
- Kemal bey sizi uyarmiş her halde. " Aslı' nın psikolojisi günden güne bozuluyor " demiş size.
- Evet, söylemişti Kemal bey oğlum. Ama biz dediğim gibi hata yaptık. Kızımızda değişikliği bizde gözlemliyorduk ama öğretmen olmasının heyecanı ve gittiği yerde yalnız başına kalacak olmanın stresi ve evlilik stresi diye düşünüyorduk. Çok yanıldığımızı yaptığı hatalar zincirinden sonra anladık. Kızım da tedavi gördü ama artık iş işten geçmişti.
Bunları söyledikten sonra, doktordan müsade istemiş. Doktorum ;
- Sizi tanıdığıma memnun oldum. Siz çok iyi bir insansınız hocam. Her zaman beklerim, oturur bir çay içer sohbet ederiz. diyerek, kapıya kadar uğurlamış.
Ve doktor lavobaya girince Rahime hanım koşmuş arkasından ;
- İsa bey, İsa hocam bir dakika, diyerek. İsa babam durmuş ve;
- Evet kızım bir şey mi söyleyecektiniz ?
- Sizin kadar güzel bir insan görmedim ben. Sizi çok takdir ettim, size çok saygı duydum.
- Teşekkür ederim kızım.
- Doktorumunda dediği gibi Kemal beyi iyileşti olarak kabul ediyoruz. Yalnız Kemal beyin bize söylemedikleri olabilir mi diye doktorumunda benim de kuşkularımız var...Yarı saat 11.00 bir uğrayabilir misiniz ? Size bir kaç sorumuz olacak. Bu soruların yanıtları, belki Kemal beyin kendisini daha da iyi hissetmesini sağlayacak. deyince, İsa babam bana daha çok yardımcı olabileceğini düşünerek ;
- Tamam kızım. Maden öyle düşünüyorsunuz. yarın seve seve gelirim...

İşte İsa babamla eşimin tanışması böyle olmuştu. Ama İsa babam nereden bilecekti, ertesi günkü hakkımdaki soruları, Rahime hanımın kendisi için sorduğunu....

Eve gelmiştim. Kapıyı açarak içeri girdim. Kapının açıldığını duyar duymaz 27 aylık oğlum ;
- Babam geldi diyerek, kuçağıma atıldı. Oturma odasında eşimin sesi geldi ;
- Hayatım sen mi geldin ?
- Evet canım, bir lavaboya uğrayıp geliyorum. Lavaboda elimi, yüzümü iyi bir yıkadım. Oturma odasına geçtim. Eşim sırtına bir kırlent dayamış, ayaklarını uzatmış, oturuyordu.
- Biraz sağı solu temizledim belim ve sırtım ağrıdı aşkım. Eşimin belinin ve sırtının ağrıması normaldi.
Zira ; Eşim, ikinci bebeğimize yedi aylık hamileydi.
- Kendini fazla yormasaydın canım.
- Yormadım zaten. Sen niye erken geldin canım, hem yüzünde bir hoş senin. Bana bir bakar mısın sen ? Yüzümü, gözlerimi incelemeye başladı. Ellerini tuttum ;
- Kemal kötü bir şey mi oldu yoksa ? Sen bu saatte hiç eve gelmezdin ? diye korku ve heyecanla sordu.
- Hayatım sakin ol..
- Kemal çıldırtma insanı ? Konya' dan kötü bir haber mi var yoksa ? Eğilip yanağına bir öpücük kondurdum ;
- Hayır hayatım. Ne senin ailenden ne de benim ailemden bir kötü haber var. Yalnız..
- Yalnız ne ?
- İsa bey vefat etmiş.
- Yaaa...dedi, bir an sustuk. Eşiminde anıları gözünün önüne gelmişti sanki. Bir süre sonra ;
- Kim telefon etti, ne zaman vefat etmiş.?
- Nuray hanım aradı. Dün de aramış. Dört gün olmuş...
- Ne yapacaksın, gidecek misin ?
- Seninle konuşmadan ben o an gelirim demiştim, özür dilerim... Ama "Gitme " dersen gitmeyeceğim. Eşim bir an sustu, daha sonra ;
- Git hayatım, gitmen en doğru hareket olur. İsa bey çok değerli bir insandı.
- Ama Aslı oradaymış.
- Senin için farkeder mi ?
- Etmez.
- O zaman git. Hatta ben bu durumda olmasam " Beraber gidelim " diyebilirdim sana...
- Çok iyisin bir tanem. Ben senin zaten bu güzel yüreğini sevdim.
- Bak sen..., beni sevmedin de yüreğimi mi sevdin sen ?
- Olur mu öyle tatlı karıcığım benim. Seni doktorun yanında görünce bu kız benim eşim olmalı dedim. Ama biliyorsun yüzük takıyordun. Seni nişanlı zannediyordum. Olmazsa kaçırırım ben bu kızı diye düşünüyordum.
- Vayy.., bana hiç söylemedin kaçırmak istediğini...Ama kaçırmana hiç gerek yoktu ki, " Hadi gel, gidiyoruz " dediğin an, ben hemen gelirdim. Hem kaçırmana da gerek kalmadı zaten, bembeyaz gelinliğimle geldim ben sana aşkım, deyince birbirimize sarıldık. Bizi böyle mutlu bir şekilde gören oğlumuzda gelip sarılmıştı bize...
- Ne zaman gitmeyi düşünüyorsun?
- Akşam orada olmayı düşünüyorum. Bu nedenle hemen çıksam iyi olur, dedim ve ;
- Ben bir daireye bir de garaja telefon edeyim. Şayet gidersem Müdür bey kızını gönderecek senin yanına, öyle konuşmuştuk.
- Çok iyi olur. Korkmam hiç olmazsa. Sen daireye ara da, garajı arama.
- Neden aşkım?
- Hayatım, hem otobüsle zaman kaybetmezsin hem de baktın moralin bozuluyor, gece de olsa atlar arabaya dönersin.
- Haklısın hayatım, en iyisi arabayla gitmek. Daireye telefon açtım ve eşimle vedalaştım. Eşim ;
- Sana güveniyorum ama sen yine de dikkat et yollarda. Bak artık seni üç kişi bekliyor. Arama fırsatı bulursan Ankara' dan da ara ve Eskişehir' e varınca mutlaka ara, olur mu ? Merakta bırakma beni.
- Mutlaka ararım hayatım.

Kayseri-Ankara karayolu Kırşehir' in içerisinden geçiyordu. Yola çıktım, yol çok tenha idi ve saate baktım tam 11.00 di. "16.30-17.00 de Eskişehir' de olurum " dedim içimden.

Arabada kendimle başbaşaydım. Beynim yine sinema makinistliğini yapmaya başladı... Yaşadığım olayları en başa sarmış, bir filim şeridi gibi yine gözlerimin önüne getirmişti.

Hani o rüya gibi yolculuk sonrası, Konya otogarında Aslı ve ailesi ile vedalaştıktan sonra, ben hemen bir taksi tutarak, Konya' nın en büyük alışveriş merkezine gittim. Babama, anneme, abime ve yengeme hızlı bir şekilde hediyeler aldım. Yaşadığım bu güzel yolculuğu aileme anlatmak için sabırsızlanıyordum. Yine taksiyle Meram yolu üzerindeki, iki katlı evimize geldim.
Üst katta abim oturuyordu. Altta ise annemle babam. Evin zilini çaldığımda kömürlükten de koçların sesi geldi.
Kapıyı açtıklarında heyecanla birbirimize sarıldık. Müthiş bir sevgi yumağı oluşmuştu. Annem o kadar özlemiş ki beni, sarılıp sarılıp öpüyordu. Hepsine tek tek hediyelerini verince oturabildik.
Ben hemen yolculuğumu anlatmaya başladım. Beni dikkatle dinliyorlardı. Gerek annem gerekse yengem sık sık sözümü kesip Aslı' yı soruyorlardı. Ben ;
- İşte böyle bir yolculuk yaşadım. Aslı beni fena çarptı. dedim, ve ;
- Bayramın ikinci günü beni yemeğe davet ettiler deyince, herkezin ağzından ;
- Yaaa .., diye bir şaşkınlık ifadesi çıktı. Abim ;
- Oğlum bu ne şans böyle, annem ;
- Ne şansı, benim oğlum dünyaların yakışıklısı, baksana Aslı vurulmuş, dedi ama annemi bir telaş sardı.. Valizimi açmaya başladı ;
- Takım elbise getirdin mi yanında ? Hediye aldın mı ? diye peş peşe sorular sordu.
- Hayır anne, takım elbise getirmedim. Hem hediyelerinizi verdim ya...
- A benim tecrübesiz oğlum, bize değil, onlara hediye aldın mı ?
- Hayır. deyince, annem ;
- Saat kaç ?
- 17.30 dedim. Annem ;
- Hadi kalkın, hep beraber gidiyoruz. Mağazalar kapanmadan bir şeyler almalıyız. İlk önce Kemal' e bir takım elbise alalım. Daha sonra hediyelere bakalım. Ben ;
- Anne ne gereği var hediyenin, takım elbisenin, deyince
- Hiç öyle şey olur mu oğlum ? Bizimde onurumuz gururumuz var, onlarında onuru gururu var.
İlk defa bir yemeğe gidiyorsun, şık gitmen lazım. Aslı, annesine babasına karşı seninle gurur duymalı. Vereceğin hediyelerle de onların gururunu okşamalısın ki, gözlerine girebilesin.
Annemin bu düşüncesine ve yaklaşımına hayran kaldım. Kalkıp ;
- Anlayışlı anneciğim benim, diyerek yanaklarından öptüm.

Babama telefon açtık, arife günü olduğu için ayakkabı mağazamızı kapatamamıştı. " Biz geliyoruz. Gelecek olsan bile, gelme bizi bekle hayatım " dedi annem. Ve hep beraber abimin arabasıyla çıktık.

Mağazaları gezerken, annem çok titiz davranıyordu. En sonunda açık maviye yakın, çizgili bir takım elbise beğendik. İçerisine açık lila bir gömlek ve koyu lila bir kravat aldık.
Hediyelik eşya mağazalarına geçtik. Yengem Aslı' ya öyle bir parfüm beğendi ki, neredeyse benim maaşım kadardı.
- Olmaz.., bu çok pahalı desem de, bana ;
- Sen karışma, dediler.
İsa beye, canlı renklerin ağır olduğu, desenli bir kravatla, tütünüyle birlikte bir pipo ve Nuray hanıma, gökkuşağı gibi renkli, ipek bir fular aldılar. Benim birbuçuk maaşım gitmişti ama abim ve annem gözlerini bile kırpmadan o parayı harcamışlardı.Ve oradan babamın yanına geçtik.
Mağaza varınca, içeride hala müşteriler vardı. Babamla iyi bir kuçaklaştık. Ben saygı ile elini öperken, annem ;
- Hayatım, Kemal' e ayakkabı almaya geldik.
- Hayırdır, ayakkabısız mı gelmiş benim aslan oğlum ? diye şaka yaptı.
Annem yengeme sarılarak ;
- Oğlumuz, bu kızıma arkadaş getirecek galiba. deyince, babamın sevincini bir görmeliydiniz.
- Ciddi misiniz ?
- Akşama herşeyi öğrenirsin hayatım dedi ve biz kahverengi bir ayakkabı seçerek mağazadan ayrıldık. Babam daha bir-iki saat mağazayı kapatamıyacak gibiydi.

Babamda gelince yemeğe oturduk. Yemek neşe içerisinde geçti. Herkesi çok özlemişim.
O gece bana defalarca yolculuğu anlattırdılar.

Ve bayramın ikinci günü...Bir gün önce Aslı' ya telefon açmış, dakikalarca konuşmuş ve evlerinin adresini almıştım. O akşam yengemin yardımlarıyla çok şık olmuştum ve abimden arabayıda alarak, Nalçacı caddesindeki Sıla apartmanını üçüncü katına çıkmıştım. Elimde, hediyelerle birlikte, Konya' nı en güzel orkideleri vardı. Üzerinde İsa Türkoğlu yazılı zili çalarken, nerede ise heyecandan ölecektim.....
........................................................................................................

Ne şansızlık değil mi ? Anı deneme yazımın birinci bölümüde burada bitmişti.....


Sevgi ve saygılarımla.
01.07.2010
Kemal KÜÇÜKTEKİN.

BİR YOLCULUK ANISI

# Bir Yolculuk Anısı...#

Bir Yolculuk Anısı...

Bu gerçek bir anıdır...Ama biraz mizahi yüklemelerle renk katmaya çalıştım.

Karadeniz bölgesinde, teknik eleman olarak çalıştığım 70' li yıllardı. Kurban bayramı gelmişti. Dört günlük bir tatil vardı ama yol çok uzun olduğu için memleketim olan Konya' ya gitmeyi düşünmedim. Hem o yıllar, hac ziyaretine kara yoluyla gidildiği için, özellikle Kurban bayramında yolculuklar çok sorunlu oluyordu. İşte bu nedenlerle izin almamıştım.

Aynı evi paylaştığımız arkadaşlarım yakın çevrelerden oldukları için memleketlerine
gitmişlerdi. Yalnız kalmıştım. Resmi Kurumlarda tatile girmişti. Ve ertesin gün arife günüydü. Bana bir hüzün çöktü ki, hiç sormayın. Her yer buram buram özlem kokuyordu. Ellerim cebimde, efkarlı efkarlı dolaşıyordum. Müdür bey eşiyle birlikte bayram alışverişinden dönüyorlarmış. Onları bile görmemiştim. Müdür beyin sesiyle irkildim;
- Ne o Kemal bey, Müdürünü bile görmemezlikten geliyorsun artık. Bilseydim böyle havalanacağını asaletini tasdik etmezdim senin. diye takılmasıyla kendime geldim.
Doğruydu, asaletim daha yeni tasdik olmuştu. Yani aday memurluktan kurtulmuş gerçek memuriyete yeni başlamıştım.
- Özür dilerim Müdür bey. dedim, Yalnız kalınca hasret bastı bana. Dalgınlığım ondan. Ne olur kusuruma bakmayın. İzin almadığıma pişman oldum. Müdür bey;
- Üzüldüğün şeye bak. Atla git oğlum, seni tutan mı var? Yarın akşam evde olursun, dedi.
- Ama, biliyorsunuz izin almadım Müdürüm.
O yıllar izin dilekçesini Kurum Müdürü imzaladıktan sonra, bizzat izin alan kişi tarafından Mülki Amir' e imzalatılması gerekiyordu. Müdür beyin;
- Gitmek istiyorsan, git Kemal bey, ben izin olayını hallederim. demesiyle, kalbim heyecanla çarpmaya başlamıştı. Ve heyecandan bir süre yanıt vermeyince, Müdür bey, kolumdan çekerek eşinden biraz uzaklaştırdı;
- Paran yoksa sorun değil, al şu parayı dönüşte verirsin deyip bir miktar parayı cebime koydu. Ben heyecandan konuşamayınca, Müdür bey paramın olmadığını düşünmüş.
Şimdi ise, böyle anlayışlı, elemanına böyle sahip çıkan insancıl müdürleri, mum ile arasak bulamayız galiba.
Ben parayı çıkarıp ' Teşekkür ederim Müdür bey ' diye parayı geri vermeye çalışırken, cebime koyduğu paranın 200 lira olduğu gördüm. 70 li yıllarda da paramız, aynı bu günkü gibi, kuruş değerindeydi.
Parayı almadı Müdür bey;
- Yolculukta ne olur ne olmaz, her zaman para lazım olur, cebinde dursun. dedi ve;
- Senin memleketin uzak. İki gün gidiş, iki gün dönüş olmak üzere dört gün izin de benden olsun. Hadi sana iyi yolculuklar ve iyi bayramlar Kemal bey. demesiyle, irade dışı müdürüme sarıldım.
- Nasıl sevindiğimi anlatamam müdürüm, dedim. Çok çok teşekkür ederim. Ve eşiyle kendisine, ' İyi bayramlar ' dileyerek, soluğu otobüs yazıhanesinde aldım.

Ama ne yazık ki otobüslerde yer yoktu. Aynı şirketle bir kaç kez yolculuk yaptığım için, beni tanıdılar.
- Merak etmeyin. Sizi Trabzon' dan veya Rize' den gelen otobüslerle mutlaka göndeririz. demeleriyle ben koşarak eve gittim. Bir kaç giysiyi valizime koyarak aynı hızla yazıhaneye döndüm.

Rize' den Trabzon' dan gelen otobüsler tıklım tıklım dolu geliyordu. 45 kişilik otobüste belki 55-60 yolcu vardı. Bu şekilde ki 3-4 otobüse beni bindiremediler. Ben de heyecan gittikçe artıyordu. Gecenin ilk saatlerinde beni bir Trabzon otobüsüne bindirdiler. Birde yazıhaneden tabure verdiler. Bana tabure vermelerinin bir jest olduğunu otobüse binince anladım. Zira; 7-8 kişi ayaktaydı.
Ama daha Ordu' ya gelmeden, sırtım ve ayaklarım ağrımaya başlamıştı. Dönüp arkaya bakınca, o ayaktaki zavallı yolcuları görünce sesimi çıkaramıyordum. Bu şekilde sabah saat 09.00 gibi Ankara 'ya geldik.
Ama her yerim ağrıyordu...Pestil gibiydim...

Otobüs sayısının, hac ziyareti ile azaldığını bildiğim için, hemen şirketlerin bankolarına koştum. Konya' ya ait 6-7 şirket vardı. Hepsini koşarak dolaşmama rağmen, bayramın son gününe kadar hiç birinde yer yoktu. Tekrar yazıhaneleri dolaşmaya başladım. Şirketlere nerede ise artık yalvarıyordum. Ama yalvarmalarım bile boşunaydı.

Saat 10.00 da kalkacak otobüsün şoförüne rica ettim. ' Konya' ya kadar ayakta bile olsa giderim ' dedim. Ama şoför;
- Alamayız kardeşim. Yolda trafik çok sıkı denetliyor. Senin yüzünden ben ceza yiyemem, dedi.

Bende moral diye bir şey kalmamıştı. Doğu Karadeniz şirketlerini dolaşmaya başladım. Madem Konya' ya gidemiyorum bari geri döneyim diye düşündüm. Ama onlarda da yer yoktu. Yani geride dönemiyordum.

Ankara'da dört gün boyunca ne yapacağımı kara kara düşünmeye başladım. Şimdi bende bu şans ile otelde bulamazsam, dört gün boyunca parklarda yatıp karizmayıda çizdirmek vardı. Ankara' da kalmanın üzüntüsüyle, sutunun
birine dayandım ve bir sigara yaktım. O an bir şirkette şoförlük yapan, en büyük abimin kayınbiraderini gördüm. Sanki bir çuval altın bulmuş gibi sevinmiştim. Bu kalabalıkta onu kaybetmemek için, kalabalığı yara yara, çarptıklarımı yere düşüre düşüre yanına koştum. Adı Mehmet' ti;
- Mehmet abi, ben Ankara' da kaldım. Ne Konya' ya gidebiliyorum ne de geriye dönebiliyorum. İnşallah sen Konya' ya gidiyorsundur, dedim heyecanla. Mehmet abi;
- Hele bir dur. Bir merhabalaşım Kemal dedi, ama;
- Konya' dan yeni geldim. Ne zaman geri döneceğimi bende bilmiyorum. Belki ben İstanbul' a da geçebilirim. Gel beraber yazıhaneye gidip öğrenelim. demesiyle, heyecanla yazıhaneye gittik. Yazıhaneden öğrendik ki, Mehmet abi saat 16.00 da İstanbul' a gidecekti. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Mehmet abi, yazıhanedeki görevlilerle konuşmaya başladı. Eline bir liste verdiler.
Mehmet abi yanıma gelerek;
- Bak Kemal, 13.00 otobüsünde bir kişilik bayan yanı boş. 6 numaralı koltuk. Eğer tek bayan gelip satılmazsa, o bayandan rica edecekler. Bayan kabul ederse seni gönderecekler., dedi. Ve birlikte yazıhaneye girdik.
Beni görevlilerle tanıştırdı. O tek kişilik yerin satılmamasını ısrarla rica ettik. Görevliler;
- Tamam abi. saat 12.30 burada ol. Bizde söyleyelim ve sende rica et. Bayan kabul ederse seni göndeririz. Ama fazla güvenme. dediler. Çok az da olsa bir umut ışığı uzaktan görünmüştü.

Mehmet abi;
- Kemal, ben yukarıya çıkıp biraz uyuyacağım. Gördün saat 16.00 İstanbul'a gideceğim. Biraz dinleneyim. Sen bekle ama, bu iş olmaz...deyip, güzel bir moral verip gitti...

Saate baktım 11.00 e geliyordu. Bu koşuşturma ve gerginlik içerisinde daha kahvaltıda yapmamıştım. Hem kahvaltı yapmak, hemde bulunduğum yerde bulamadığım Eric Von Daniken 'in o zamanlar en çok satan kitaplar
listesinde yer alan ' Tanrıların Arabaları ' bulmak için Ulus' a gitmeye karar verdim.

Kahvaltımı yapmış, aradığım kitabı bulmuş ve yine o günlerin popüler mizah derileri olan ve daha sonraki yıllarda benim de yazılarım yayınlanan ' Akbaba ' ve ' Çarşaf ' dergilerini alarak, saat 12.30 da otogarda olmuştum.

Saat 13.00 otobüsü perona girmişti.Ben ve yazıhaneden bir görevli, o tek başına yolculuk edecek olan bayanı beklemeye başladık. Otobüsün hareket etmesine onbeş dakika kala, otobüse elinde ufak bir valizi olan genç bir kız yaklaştı...

Ama ne kız...Tanrı' nın boş bir zamanında, özene bezene yarattığı bir melek,
bir Afrodit sanki...Sarışın, uzun boylu, gayet şık giyinmiş bir güzellik abidesi...Ve otogarda herkesin gözü ondaydı. Valizini otobüsün bagajına verdi. Yanımdaki görevli;
- Bu bayan olabilir, Ben bir biletine bakayım. Eğer beklediğimiz bayansa, birlikte rica edelim, dedi ve kızın yanına gitti.
Benim içime bir korku düşmüştü. Bu genç kızın, kendine aşırı güveni ve çok havalı bir tavrı vardı. İçimden ' imkanı yok kabul etmez ' dedim. Gerçi o zamanlar, beni henüz Yeşilçam keşfetmemiş olsa da, ben de yakışıklı, filinta gibi delikanlıydım.

Ve tahmin ettiğim gibi kabul etmemişti. Görevli yanıma gelerek;
- Malesef kardeşim, kabul etmedi.İstersen bir de sen rica edip şansını dene. Ama yine kabul etmezse seni gönderemeyiz. dedi.
Bu arada kız otobüse binmişti. Kendime iyi bir çeki düzen vererek, şansımı denemeye karar verdim. Ama erkeklik gururum nedeniyle yalvarmam da olanaksızdı. Otobüse bindim, Diğer yolcularıda rahatsız etmeden, ilk önce kendimi tanıttım.;
- Bakın hanımefendi Giresun gibi yerden, sırf annemin babamın ellerini öpmek için ayakta geldim. Konya' ya kadar 3,5 saat yine ayakta gitmeye razıyım. Ama ayakta ceza korkusuyla kabul etmiyorlar. Trafiği atlatıncaya kadar, Ankara dışına çıkıncaya kadar, yanınızda oturmama izin verin. Size söz veriyorum
Ankara' yı çıktıktan sonra, yanınızdan kalkacağım. dedim. Ama o güzeller güzeli genç bayan;
- Başka otobüs mü yok? Bu otobüsle gitmeye mecbur musunuz? dedi.
- Ne yazık ki bayram sonuna kadar hiç bir otobüste yer yok. Sizi zor durumda bırakmamak için Giresun' a geri dönmek istedim ama dönüş bileti de bulamadım. Eğer siz kabul etmezseniz Ankara' da kaldım demektir. dememe rağmen, şöyle tepeden aşağıya beni bir süzüp, ' hayır ' dedi;
- Rahatsız edilmek istemiyorum, hem size de güvenemem..
- Haklısınız, güvenemezsiniz ama bakın, anneniz babanız sizi bekliyor değil mi? diye sordum ve yanıt vermesini beklemeden, siz gitmemiş olsanız çok üzülürlerdi değil mi? dedim. Sizi, annenizin babanızın beklediği gibi, benim de
annem babam bekliyor. Duygu sömürüsü yaptığımın farkına varmıştım. Ve uzatmanın da bir anlamı yoktu. İkna olacak gibi değildi.
- Niye herşeyi en sona bırakırlar böyle anlamıyorum. Madem gideceksiniz, biletinizi önceden alırsınız veya ayırtırsınız. diye de son noktayı koymuştu. Ben;
- Özür dilerim sizi rahatsız ettim ama inanın sizin gibi güzel bir kızın bu kadar gaddar olacağını düşünmemiştim. Ne vardı, yanınızda en fazla 15 dakika oturacaktım. dedim ve 'Size iyi yoculuklar ' diyerek aşağı inmek için döndüm.
Ama hiç beklemediğim, hiç ama hiç umut etmediğim bir şey oldu.
- Bir dakika. Tamam.Yazıhaneye söyleyin bileti versinler size. Ama Ankara' yı geçinceye kadar, anlaştık mı? diye seslenmesiyle dünyalar benim olmuştu.
-Çok teşekkür ederim. Söz Ankara' yı çıkıncaya kadar. Biletinizi alabilir miyim? Yazıhanedekileri ikna etmek için.
Biletini verdi. Ben elimdeki kitabı, dergileri koltuğun üzerine bırakarak yazıhaneye koştum. Yazıhanedekiler zaten biliyorlardı. Anlamışlardı ikna ettiğimi. Bileti zorluk çıkarmadan hemen verdiler. Valizimi hemen bagaja verdim.
Otobüse binerken, o mavi gözleri ile beni iyi bir süzdüğünü gördüm. Dedim ya, Ben de yakışıklı bir delikanlıydım.Yeşilçam beni keşfedememişse, Türk sinemasının ve Yeşilçam' ın bir kayıbıydı. Yerime oturuken;
- Teşekkür ederim. Yüreğinizde kendiniz gibi güzelmiş, dedim.
Bileti aldı. Hiç yanıt vermedi. O kadar güzel iltifat ettik...İnsan bir tebessüm eder, değil mi?

VE UNUTULMAZ O RÜYA GİBİ YOLCULUK BAŞLIYOR....

Otobüs hareket etmişti. Rahatsız etmemeye söz vermiştim. Sözünü tutan kibar bir erkek olarak etki bırakmam gerekiyordu.
Elime mizah dergisini aldım. Ama okumak ne mümkün dü. Yan gözle yol arkadaşımı süzüyordum. Gerçekten çok güzel, çok hoş bir kızdı. Üniversite öğrencisi olabilirdi. Elimdeki dergiyi uzatarak;
- Bakmak ister misiniz? diye sordum.
- Hayır. Yolculukta bir şey okumam, dedi.
- Adım Kemal, dedim. Yol arkadaşımın ismini öğrenebilir miyim?
- Ben sizin yol arkadaşınız değilim. Ama maden ki sordunuz, adım Aslı. Ben biraz cesaretlenmiştim;
- Öğrenci misiniz?
- Evet öğrenciyim, dedi. Hani rahatsız etmeyecektiniz? demesiyle mosmor oldum.
- Özür dilerim. Tamam bir daha olmayacak. diyerek, bende hafif sağa döndüm.

Gölbaşı' ndan sonra ne yapabilirim diye düşünürken, bizim şoför altındaki otobüsü uçak, kendini de pilot sanıyordu galiba ki, Gölbaşı' na geliverdik.
Otobüs doluydu. Bu nedenle transit geçtik Gölbaşı' nı. Ben sözümde durmam gerektiğine inanarak, Muavini çağırdım.
_ Bir tabureniz var mı acaba? diye sorunca, Aslı duymuş ve muavin çok şaşırmıştı.
- Ne yapacaksın tabureyi abi? Burası sizin değil mi Yoksa? Biletinize bakabilir miyim?
- Burası bana aitte, önde oturmak istemiştim. Muavin;
- Öndesiniz ya, daha ne istiyorsunuz deyince, Aslı dayanamadı;
- Oturabilirsiniz. Benim için bir sakıncası yok. Nerede ise 'Allah ' diye çığlık atacaktım. Ama muavin şakınlığından;
- Siz birlikte değil misiniz yoksa diye, sorunca. Aslı;
- Birlikteyiz veya değiliz. Sana ne? diye kızınca, bir şey anlamayan muavin başını sallayak gitti. Ben sevinçten dört köşe olmuştum. Bu yolculuk hiç bitmesin diye dua etmeye başladım.

Ama bizim pilot şoför, altındaki 302 yi, uçak sanarak, gaza basıp duruyordu. Gidip gırtlağına yapışasım geliyordu. O hızla mola yerine yaklaşmıştık. Konya otobüsleri Yolçatı denilen bir kaç dinlenme tesisinin bulunduğu yerde
mola veriyordu. Otobüs dinlenme tesislerine girince, Aslı;
- Müsade eder misiniz? diye izin istedi. Ben hemen kalkarak, arkadan gelenleride engellemek için vucudumu siper ettim. O an Amerika ordusu bile gelse Aslı' nın yanına yaklaşamazdı. Birlikte aşağıya indik;
- Size birşeyler ikram edebilir miyim? diye hemen sordum.
- Olabilir, deyince, sevinç delisi olduğumu belli etmeden, yine kibarca sordum;
- Yemek alır mıydınız?
- Teşekkür ederim. Aç değilim. Soğuk bir şeyler içebiliriz. Lokantanın önündeki masaların birine oturduk. Ben hemen garsonu çağırdım. Garson gelince;
- Ne arzu eder siniz? diye sordum.
- Kola. dedi ve iki kola söyledik garsona. Ben sağa sola bakmaya çalışıyordum ama gözlerimi üzerinden ayıramıyordum. Kolalarda gelmişti. Aramızdaki sessizliği yine ben bozdum;
- Ne okuyorsunuz? Hangi fakülte de siniz?
- Eğitim Fakültesindeyim. Tarih bölümünde. Kısmetse seneye öğretmenim.
- Çok güzel ama bir o kadar da kötü, dedim. Şaşırmıştı;
- Anlamadım. Bunun neresi kötü.
- Benim açımdan kötü. Liseyi erken bitirmişim. Sizin gibi güzel bir öğretmenim hiç olmadı, deyince. Kendini alamadı ve güldü. Gülmek çok güzel yakışmıştı Aslı' ya. Zaten çok güzel di, daha bir güzel olmuştu. Galiba aşık oluyordum.
Çok dikkatli kendisine baktığımı görünce hafif kızararak sordu;
- Siz ne iş yapıyorsunuz Giresun' da?
- Ziraatçıyım. Ziraat Teknisyeniyim, dedim.
- Ne kadar güzel.Genç yaşta memur olmuşsunuz. Darısı benim başıma.
- İnşallah. Sizin de öğretmen olmanıza bir şey kalmamış. dedim. Ve ' Konya' lı mısınız ' diye sordum.
- Hayır, Eskişehir' liyiz. Babam Konya' da öğretmen. Annem de bankada çalışıyor.
- Babanızın mesleğini seçtiniz demek ki, dedim.
- Öğretmenliği seviyorum. Babam okulunda sevilen bir öğretmendir. Bende babam gibi, öğrencileri tarafından sevilen, saygı duyulan bir öğretmen olmak istiyorum. dedi. O kadar tatlı o kadar güzel konuşuyordu ki, hiç bıkmadan saatlerce dinleyebilirdim ama otobüsümüzün hareket zamanının geldiğini duyuran anons, sohbetimizi bölüvermişti.
Ayağa kalktı. Kola için çok kibarca teşekkür etti. Ama benim kalkmaya hiç niyetim yoktu. Nerede ise elini tutarak;
- Ne olur gitmeyelim, burada oturup saatlerce hatta günlerce sohbet edelim. diyecektim... ama diyemedim ve mecburen otobüse bindik.

Otobüs tekrar hareket etmişti. Aşağıdaki gibi konuşması için dua ediyordum. Yeni aldığım 'Tanrıların Arabaları 'kitabını karıştırmaya başladım. Bana dönerek;
- Okudunuz mu? diye sorunca, yolculuğun bundan sonrasının harika geçeceğine dair bir his doğdu içime..
- Malesef hayır. Ama kitap hakkında gazetelerde olumlu veya olumsuz çok eleştri okudum.
- Ben okudum, dedi.
- Nasıl beğendiniz mi? Daniken' in ileriye sürdüğü bizden önceki medeniyetlere inanıyor musunuz?
- Ben kitabın etkisinde kaldım. Bizden önce yaşamış ve teknolojileri bizden çok çok ileri olan o medeniyetlere ve uzayda başka canlılar olduğuna inanıyorm. dedi ve;
- Kitap okumayı çok seviyor sunuz galiba?
- Evet dedim. Özellikle yolculuklarda mutlaka yanıma bir iki kitap alırım.
- Ama şimdi hiç okumadınız? deyince, fırsatı kaçırmak istemedim.
- Sizin yanınızda kitap okursam ' Enayiye bak, ilah gibi kızın yanında kitap okuyor ' demelerinden korktum.
- Teşekkür ederim iltifatınıza. Çok naziksiniz.
- Rica ederim. İltifat etmiyorum. Sizin evde hiç ayna yok galiba. deyince çok hoşuna gitmişti. Gülerek;
- Tekrar teşekkür ederim. Ama abarttığınız kadar güzel değilim. Hem siz bana asılıyorsunuz galiba. Hiç boşuna asılmayın, benim okulda sevgilim var. Hatta biz sözlüyüz.

Yüreğim, üzerine bir tava kızgın yağ dökmüşler gibi yandı. Ve yüreğimin yangınını her yerimde hissediyordum. Ellerime, yüzüme ateş basmıştı sanki. Lanet yağdırmaya başladım böyle şansa...Yaşadığım bu hayal kırıklığınada hayret ediyordum. Aslı' yı göreli daha iki saat olmamıştı. Aralıksız yarım saat bile konuşmamıştık. ' Hatta biz sözlüyüz ' demesiyle, neler oluyordu bana böyle. Başım dönmeye başlamıştı sanki. Bağırmak geliyordu içimden;
' Hayır senin sevgilin olamaz...olmamalı ' diye.
'Allahım ' dedim ' Bunun için miydi tüm bunlar ' 'Neden ben '
İçimde, kıskançlık, öfke, isyan bir çığ gibi büyüyordu.
Aslı ise gülmeye başlamıştı. Hem de bana bakıp bakıp kahkahalarla gülüyordu. Otobüsteki yolcuların bile dikkatini çekmişti. Benim ise daha da moralim bozulmuştu. Sinirli bir şekilde;
- Niye öyle bakıp bakıp gülüyorsun? diye sordum.
- Renkten renge girdin ya.. bir sarardın, bir kızardın, bir morardın..Ter bastı her yerini. Ne oldu size öyle? Bir de soruyordu.
- Yok bir şey, sana öyle gelmiş...
- Aşık mı oldun yoksa bana? demez mi...
Aşık olduğumu bile anlamıştı. ' Aptal aşık ' durumuna düşmüştüm. O an aklıma, otobüsü durdurup inmek geldi... Ama;
- Şaka şaka.. sevgilim mevgilim yok benim. deyice, O kızgın yağ dökülen yüreğime, bahar gelmiş, çiçekler açmıştı sanki. Ellerini ellerimden çekmeye çalışırken farkına vardım.
- Sahi mi? Gerçekten yok mu sevgilin? derken ellerini tutmuşum. Bırakmıyordum ellerini.. Bu sefer kızarma sırası Aslı' ya gelmişti. O güzel yüzü al al olmuştu. O an göz göze geldik. Ellerini çekmekten vazgeçtiğini hissettim.
Hiç konuşmuyorduk. Biz susuyorduk ama yüreklerimiz konuşuyordu. Benim yüreğim;
- Ne düşünüyorsun? diye sordu.
- Hiç bir şey.. düşünemiyorum bile.. Kafam karmakarışık, dedi yüreği.
- ' Yıldırım Aşk ' dedikleri bu galiba, dedi yüreğim.
- Galiba, dedi yüreği.
Ve yüreğim, elini omuzlarına atarak, sardı Aslı' nı yüreğini.

Kendime gelir gibi oldum. Elleri hala elimdeydi.
' Allahım ' dedim kendi kendime, 'Biraz önceki isyanımı affet. Ama sakın bu rüya olmasın ' ' Bu gün mucizeler yaşattın bana. Ankara' da kaldım derken, bir boş yer ile ilk mucizeni gösterdin. Aslı' nın yerine 50-60 yaşlarında bir bayan da tek başına yolculuk yapabilirdi, Sen Aslı' yı gönderdin. ' ' Çok büyüksün Allahım ' diye bağırmak geldi içimden. Zor tuttum kendimi.
Ben bunları düşünürken, Cihanbeyli ilçesini geçmek üzereydik. Otobüste, zaman da su gibi akıp gidiyordu. Demek ki, yarım saatten fazla yüreklerimiz konuşmuştu. Ama artık bizim konuşmamız gerekiyordu.;
- On gün Konya' dayım, dedim.
- Ben de.
- Görüşeceğiz değil mi?
- Bilmem.. Siz istiyor musunuz?
- Hem de çok.
- Ben de sizi görmek isterim, dedi.
O zaman, şimdi ki gibi cep telefonları yok ki, bir birimize hemen cep numaralarımızı verelim.
- Size nasıl ulaşabilirim? dedim. Elimden kitabı aldı, çantasından bir kalem çıkardı ve;
- Konya' daki ev telefonumuz, diyerek ' Tanrıların Arabaları' nın iç sayfasına yazdı.. Ben bu ' Tanrıların Arabalarını ' daha okumadan çok sevmiştim. Ben de mizah dergisinin boş olan kenarına, ev telefonumuzu ve Giresun' daki dairemin telefonunu yazıp, yırtım ve Aslı' ya verdim. Gülümseyerek çantasına koydu.
- Bu nasıl bir yolculuk yavv, dedi.Bayan olarak bir tek yer alıyorum. İki gün boyunca bir bayan çıkıpta yanımdaki koltuğu almıyor. Hiç tanımadığı birisi, hem de bir erkek, zorla yanıma oturuyor ve ben ona aşık oluyorum. Masallarda bile olmaz böyle bir şey ya...Bu bir şaka mı? Yoksa bir mucize mi? demesiyle kulaklarıma inanamadım;
- Sen biraz önce bana aşık olduğunu mu söyledin? diye heyecanla sordum. Bir daha, bir daha duymak istiyordum.
- Hem ben okulum bitinceye kadar kimseye aşık olmayacaktım. Söz vermiştim kendime. Önce okulum diyordum. Ne olacak şimdi? Ben;
- Üzülme o kadar, beni gören her kız aşık oluyor zaten. dememle, otobüsün içerisinde olduğuza aldırmadan, peş peşe iki yumruk patlattı omuzuma.

Konya' ya kadar o beni, ben onu daha iyi tanımak için sorular sorduk birbirimize. Konuşmaya o kadar dalmışız ki, otogara girdiğimizi, otobüs durunca anladık. Aslı' nın gözleri anne ve babasını aradı. Otobüsten indik, bagajdaki valizlerimizi aldık ama Aslı' nın annesi babası henüz gelmemişlerdi. Aslı;
- Mutlaka gelirler, biraz bekleyelim. dedi ve kenara çekilerek beklemeye başladık...Konuşurken ellerimiz kendiliğinden birleşmişti yine ama bende de, onda da ayrılığın tedirginliği ve hüznü vardı.
Birbirimize bakmaktan, annesinin ve babasının geldiğini bile görmedik. Bizi el ele görmüşlerdi. Babasının morali bizi öyle görmesiyle biraz bozulmuştu galiba. Aslı hemen elini çekerek babasına sarıldı. Daha sonra annesine sarıldı. Annesine sarılması biraz uzun sürmüştü. Annesine bir şeyler fısıldadığını farkettim. Annesi bana bakmaya başladı. Ve birlikte yanıma geldiler. Aslı babasını da çağırdı ve;
- Bu.. arkadaşım Kemal. diye annesine babasına tanıttı beni. Her ikiside kibarca elimi sıktılar. Ama artık hem annesinin hem babasının göz hapsindeydim. Annesi Aslı' nın valizini eşine vererek;
- Hayatım sen kızımızın valizini arabamıza koyuver bir zahmet. Biz de geliyoruz. dedi. Aslı! nın babası İsa bey biraz uzaklaşınca, annesi Nuray hanım;
- Bayramın ikinci günü akşam yemeğine bekliyoruz oğlum seni. deyince, neredeyse düşüp bayılacaktım sevinçten ve şaşkınlıktan. İsmimi bile söylememiş, ' Oğlum ' demişti. Nuray hanımın eline sarılarak öptüm ve şaşkınlıktan
kekeliyerek;
- Çok teşekkür ederim efendim. Mutlaka geleceğim, diyebildim.
Arabalarının yanına kadar beraberce yürüdük. Ama ben yürümüyor havada uçuyordum sanki.. Arabanın yanına gelince, İsa bey;
- Sizi de evinize bırakalım delikanlı dedi. Babasının böyle bir teklifi bana mutluluk vermişti.
- Teşekkür ederim efendim, dedim. Ben ani yola çıktım. Malumunuz yarın bayram, Anneme babama bir iki hediye bakacaktım. İsa bey;
- Çok iyi edersin, dedi
Tekrar ellerini sıkarak annesine ve babasına ' İyi bayramlar ' diledim.
Bizim vedalaşmamız için annesi babası arabaya binmişlerdi.
Çok anlayışlı, çok değerli insanlar oldularını ortaya koymuş oldular. Biz Aslı ile vedalaşırken;
- Ara beni, sana ev adresimizi vereyim. dedi ve fısıldadı;
- Gelirken mutlaka orkide getir. Annem orkideleri çok sever, bayılır orkidelere.
Ben, bu güzel kızın yüreğini, sevgisini kazanmıştım galiba ve annesinin de gözüne girmem için bana yardımcı olmaya çalışıyordu.

Bayramın ikinci günü öğle üzeri bir buket orkide gönderdim evlerine ve akşam yemeğine giderkende, Konya'nın en güzel orkideleri elimdeydi.
..............................................................

İşte unutulmayan, unutulması imkansız olan rüya gibi bir yolculuk.. Kim böyle bir yolculuğu unutabilir ki...
Ben bile, yaşamamış olsaydım, dört- beş saat içeriside bu yaşanılanları, rüyamda görsem inanmazdım.. Hayalüstü bir yolculuk ve hayalüstü bir gün gün yaşamıştım.

Sevgi ve saygılarımla
25.06.2010
KARAMAN

Kemal Küçüktekin

HOŞÇA KALIN

Belki daha yazacaklarımız var dı..,
Hüzün gibi, özlem gibi, mutluluk gibi.
Belki daha paylaşacaklarımız var dı..,
Kaedeşlik gibi, dostluk gibi, sevgi gibi.

Artık siz paylaşacaksınız bu güzellikleri,
Biliyorum koyacaksınız dizelere, yine yüreğinizi.
Yazacaksınız aşktan, sevgiden yana ne varsa,
Onur duyacağım dostluğunuzla, okurken şiirlerinizi.

Hüzünler çalsa bile kemanda ney de,
Siz bende kalacaksınız, yıllar geçse de.
Yaşayacak yüreğim, dostluğunuzla sevginizle,
Asla unutulmayacaksınız, bu dünya döndükçe.

Ben gidiyorum artık, vakit tamam...
Dostum, yüreğim kıpkızıl bir gelincik tarlası, inan.
Her gelinciğin, ince ince kan damlıyor yaprağından,
Ölümüm gidiyor sanki dostlarım, inan ki aranızdan.

Hoşça kalın dostlarım, hoşça kalın.
Ne olur küsmeyin bana, darılmayın sakın.
Eğer kalırsa yüreğinizde bir izim, unutulmazsa adım,
Mutlulukla kapanır gözlerim o zaman, hoşça kalın...

Kemal KÜÇÜKTEKİN
12.06.2010
KARAMAN