Bu yazı, gerçek bir anının devamının kaleme alınmasıdır.. Birincisinde yer ve şahıs isimlerinin değiştirildiğini vurgulamayı unutmuşum. Affınıza sığınıyorum
Siz dostlarımdan bu anı denemem konusunda, beklemediğim bir ilgi ve övgüler aldım. Gerek yorum olarak gerekse özelime mesajlarınızla beni onurlandırdınız. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Ve sizlerin ilgisiyle anı denemem " popüler " oldu. Şimdiye kadar güzel olarak gördüğüm şiirlerimin "popüler " olmaması nedeniyle, Keşke anı deneme yazılarıma daha erken başlasaydım diyorum.
Bu anı yazım, kurgu olmayıp, belirttiğim gibi yer ve kişi isimler değiştirilmiştir. Belki de biraz, yaşanılan olayların, olması gerektiği şekilde düşünülerekte yazılmış olabilir.
Bu anı deneme yazısı eşimle birlikte yazılmış ve onayı ile sizlere sunulmuştur...
BİR YOLCULUK ANISI -2-
Güneşin nazlı nazlı gülümsediği Mart ayının son günleriydi. Arkadaşlarla yaptığımız ufak bir günaydın sohbetinden sonra, odama gelmiş, dünkü araziye çıkış görevimin " Görev Dönüş Raporunu " yazmaya başlamıştım. Saat 09.00 gibiydi. Telefonum çaldı. Hemen uzanarak açtım.
Dairemizin santralındaki Fatma hanım ;
- Kemal bey sizi dışarıdan arıyorlar, dedi.
- Teşekkür ederim Fatma hanım, bağlayabilirsiniz.
Bir kaç saniye sonra telefonun uçundaki ses ;
- Kemal bey oğlum, deyince, iliklerime kadar titrediğimi hissettim. Aradan yıllar geçse de bu sesi unutmam olanaksızdı.
- Kemal bey oğlum, ben Nuray annen. Sesi hiç iyi gelmiyordu. Sanki ağlamaklıydı. Heyecanlanmıştım ve farkında olmadan ayağa fırlamışım ;
-Hayırdır Nuray anne. Sesin hiç iyi gelmiyor, Ne oldu ?
- Can yoldaşımı, İsa babamızı kaybettik Kemal bey oğlum.. Duyduklarıma inanamadım, koltuğa oturmamış, koltuğa adeta yığılmıştım.
- Şaka mı bu Nuray anne ? diyebilmiştim ama saçmaladığımında farkına varmıştım.
- Keşke şaka olsaydı Kemal bey oğlum, keşke şaka olsaydı. dedi ama Nuray annem telefonun öbür uçunda hıçkırıklara boğulmuştu. Yüreğim daralmaya başlamıştı. Boğazıma bir şeyler düğümleniyordu. Kısa bir sessizlikten sonra ;
- Ne zaman, Nasıl oldu Nuray anne, diyebildim.
- Dört gün önce kaybettik Kemal bey oğlum. Hiç bilemedik, gizli kalp varmış.
- Neden hemen aramadınız Nuray anne?
- Ah..Kemal bey oğlum ah.. üzüntüden bende bayılıp bayılıp gitmişim. Ama dün aradım sizi, söylemediler mi?
-Söylemediler Nuray anne, unuttular her halde. Bak, bende bu şoktan size başsağlığı dileyemedim. Başın sağolsun Nuray anne. Allah sana sabır versin. İsa babama da Allah rahmetini esirgemesin. Toprağı bol olsun..
- Sağ ol Kemal bey oğlum. Biliyorsun seni çok severdi.
- Biliyorum Nuray anne. Bende İsa babamı çok severdim.
- Biliyorum Kemal bey oğlum. Bu nedenle İsa babamızı kaybettiğimizi senin de bilmen gerektiğini düşündüm.
- Teşekkür ederim Nuray anne. Ben hemen izin alıp geliyorum. Bu akşam Eskişehir' de olurum.
- Sana telefon açarken geleceğinide biliyordum Kemal bey oğlum. "Kemal oğlum duyarsa hemen gelir " demiştim. Ama oğlum... Ben hemen sözünü kestim ;
- Ama sı ne Nuray anne ?
- Aslı..., Aslı burada oğlum.
Aslı' nın ismini duyunca içimden bir şeyler kayıp gitti, kanım çekildi sanki. Boğuluyor gibi oldum.
- Olsun Nuray anne. Hem size bir başsağlığı dilemek hemde İsa babama son görevimi yapmak istiyorum.
- Kemal bey oğlum derken, acısında bile kibarlığından taviz vermiyordu Tam bir hanımefendiydi Nuray annem.
- Kemal bey oğlum, biliyorum geleceğini, çünkü sen çok iyi bir insansın. Ama Aslı ile karşılaşmanızı istemiyorum. Aslı hepimizi yaraladı. En çok ta seni. Aslı, kızım olmasına rağmen, ben senin üzülmeni istemiyorum.
Yine bir mengeneyle sıkıştırdılar yüreğimi, acıyordu yüreğim.
- Teşekkür ederim Nuray anne, ama artık önemli değil.
- Bak Kemal bey oğlum. Aslı Pazar günü çalıştığı il' e, okuluna dönecek. Bir hafta kalıp rapor alıp gelecek. Sen önümüzdeki hafta başı gel olur mu ?
- Tamam Nuray anne. Sen nasıl istersen. Ben seni hiç kırarmıyım.
- Biliyorum Kemal bey oğlum. Sen bizi, yaşadığın bütün olumsuzluklara rağmen asla kırmadın. Hiç birimizi kırmadın... Aslı' yı bile. derken, telefonun diğer uçunda yine hıçkırık sesleri gelmeye başlamıştı. Benim de artık sinirlerim iyice boşalmıştı.
- Tekrar başın sağ olsun Nuray anne. Allah sana başka acılar göstermesin. İsa babamın toprağı bol olsun. Mutlaka geleceğim. Kendine iyi bak, derken gözyaşlarıma artık hakim olamıyordum.
Bir sicim gibi akıyordu.
- Biliyorum geleceğini Kemal bey oğlum, biliyorum. demiş ve telefonu kapatmıştı.
Gözümden yaşlar akarken, yaşadıklarım bir filim gibi gözlerimin önünden geçmeye başlamıştı.
Beynim sanki bir makinist gibi, en ince noktasına o yaşanılanları gözlerimin önüne getiriyordu. Diğer tarafta İsa babam, Nuray annem ve Aslı. Bu tarafta annem, babam, ben ve eşim...eşim Rahime.
İsa babamı; Kültürlü, aydın, demokrat, adam gibi bir adam olarak tanıdım. 48 yaşında babacan bir yapıya sahipti. Güler yüzlü esprili bir insandı. Matematik öğretmeniydi. Onun deyimi ile, Aslı' yla " Ön nişan " yani söz kesimi yaptıktan sonra, kendisine " İsa baba " demeye başlamıştım. O da aynı Nuray annem gibi " Kemal bey oğlum " derken, ağzından bir kez daha, " Kemal bey oğlum " çıkıyordu.
Çok iyi anlaşıyorduk. Üniversite eğitim düşüncesini, İsa babam aşılamıştı bana.
Şimdi ise aradan altı yıl geçmişti. Bu altı yıl içerisinde hayatımın en güzel günlerini.., en korkunç ve en acı günlerini yaşamıştım. Bu telefon konuşmasından sonra, o günleri anımsıyordum ama boğazımda düğümlenen hıçkırıklar artık dışarıya çıkmaya başlamıştı.
Dairede, resmi bir yerde olduğuma aldırmadan hıçkırıklarla ağlıyordum. Bu sırada kapı vuruldu ve açıldı. Başımı kaldırıp, kim geldi diye bakacak durumda bile değildim. Gelen herkimse hiç bir şey demeden tekrar kapıyı kapattı ama aradan bir dakika geçmeden kapı bu sefer hızla açıldı. " Rahatsız edilmek istemiyorum " diyecektim ki, Müdür ve Müdür Yardımcımız içeri girmişti. Ayağa kalmaya çalıştım ama Müdür bey gelerek oturttu beni, ve ;
- Ne oldu Kemal bey, kötü bir durum mu var ? Kötü bir haber mi aldın ? Odacı ağladığını söyleyince hemen geldik, dedi. Bir sandalye çekerek yanıma oturdu. Müdür yardımcısı da
karşımıza oturmuştu.
- İsa babam ölmüş. deyince, Müdür bey ;
- Kayınbederin mi ? diye sordu.
- Hayır, Aslı ' nın babası.
- Aslı da kim ? diye sorunca, mantıksız yanıtlar verdiğimin farkına vardım.
Zaten Aslı' yı da, İsa babamı da bilmelerine olanak yoktu. Giresun' da olmuş olsam, Başta Müdür bey olmak üzere, dairedeki arkadaşlarım Aslı' yı ve İsa babamı bilirlerdi. Aslı bir defa tek başına gelmiş, ikincisinde ise ailecek gelmişlerdi.
Ama şimdi Kırşehir' deydim. Tayinim Kırşehir' e çıkmıştı. Bu nedenle ne Aslı' yı ne de İsa babamı bilmelerine olanak yoktu. Müdür beyin " Aslı' da kim " sorusunun üzerine ;
- Çok değer verdiğim, çok saygı duyduğum bir insandı İsa babam dedim. Aslı' nın babası, Aslı 'da eski nişanlım.
Müdür Yardımcımız ;
- Bilmiyorduk, dedi. Şİmdi mi haber aldın ?, diye sordu.
- Biraz önce eşi Nuray annem aradı. O söyledi.
Müdür bey ;
- Eski nişanlının anne ve babası madem ki senin için çok değerliler, gitmeyi düşünüyorsun herhalde, dedi. Ben başımı salladım " Ama 4-5 gün sonra gitmeyi düşünüyorum. " diyemedim.
Bunun üzerine Müdür bey, telefonu açarak sekreteri aradı ;
- Zeynep hanım, Kemal bey için hemen üç günlük bir izin dilekçesi yazın. Ben Kemal beyin odasındayım, bekliyorum. dedi.
Biraz sonra Zeynep hanım izin dilekçesini getirmişti ama bu acı haber dairede hemen duyulmuş ve odama arkadaşlar da dolmuştu. Dilekçe de izin yerinin Konya değil de Eskişehir olması gerektiğini de söyleyememiştim. O kadar da önemli değildi.
Müdür bey ;
- Araban burada mı ? diye sordu.
- Hayır.
- O zaman şoförlerden biri seni hemen garaja bıraksın. Rahime hanıma biz söyleriz Kemal bey. Akşama da lisede ki kızımı Rahime hanımın yanına gönderirim. İkisi güzel anlaşıyorlar. Lise de senin eve yakın nasıl olsa. Sen gelinceye kadar siz de kalır. dedi ama eşimin Eskişehir' e gideceğimi benden duyması gerekirdi. Belki de eşim kabul etmeyebilirdi.
- Sağ olun Müdür bey, dedim. Ama eşime benim söylemem daha iyi olur. Eşim de İsa beyi ve Aslı' yı tanıyor ve biliyor. Ama gitmemi istemezse hak veririm ve eşimi asla kırmam. Yani Eskişehir' e gitmeyebilirimde. Siz yine de bana bir araba verin sayın Müdürüm. Ben eve gideyim. Zaman kaybetmeyeyim. Gitmezsem geri dönerim. Şayet gidecek olursam size telefon açarım. Kızınızı da eşimin yanına gönderirseniz sevinirim, dedim.
Müdür bey hemen şoförlerin odasını aradı ve ben de aşağıya inmeye başladım.
Arabanın içerisinde düşünmeye başlamıştım. Eşimle hiç konuşmadan, Nuray anneme " Gelirim " demiştim ama eşimin " Hayır " deme olasılığı çok azdı. Zira ;
İsa babamı eşim de tanımıştı. Aslı' nın psikolojisinin bozulması ve bunun sonucu ayrılmamızın ardından, benim de psikolojim bozulmuştu. İçine düştüğüm bunalımı atlatamıştım. Giresun' daki Müdürüm beni çok sevdiği için durumumu, telefonla babama da anlatmış, " Kemal' in durumunu hiç beğenmiyorum, büyük bir çöküntü içerisinde diyerek, mutlaka tedavi edilmesi gerekir, değilse Kemal bey burada iyice alkolik olacak. Sürekli olarak gözetim altında bulunması için Konya' ya gönderiyorum " demiş. Müdürüm bana iki ay rapor ayarlayarak beni Konya' ya gönderdi. İşte Konya ' da, Psikiyatrist Doç.Dr. Osman Oğuzeli tarafından tedavi edilirken, eşim doktorun yayında çalışıyordu.
Seansların devam ettiği bir gün, benden sonra İsa babam doktorun yanına çıkmış. Son hasta çıkıncaya kadar beklemiş ve doktorun yanına girmiş. Rahime hanımda doktorun yanındaymış. Kendisini tanıtmış ;
- Ben İsa Türkoğlu. Matematik öğretmeniyim. Hastanız Kemal beyin eski nişanlısının babasıyım.
deyince, Doç.Dr. Osman bey ;
- Aslı' nın babası mı ? diye sormuş... Zira, doktor bey yavaş yavaş, kurcalaya kurcalaya benden her şeyi öğrenmişti.
- Evet. demiş, İsa babam. Doktor ;
- Ne istiyorsunuz, neden geldiniz.? diye sormuş.
- Kemal beyin bu duruma düşmesine kızım neden oldu, biz neden olduk...Hepimiz suçluyuz.
Kemal bey oğlumu, hala çok seviyorum ve takdir ediyorum. O bulunmaz bir delikanlı... Onun için, lütfen tamamen iyileşmeden onu göndermeyiniz. Bundan sonra ne gerekiyorsa ben yapacağım ve sizin ücretinizi ben karşılayacağım. diyerek, doktorun önüne 1.000 lira bırakmış.
- Bu da kartım, diyerek kartını da uzatmış.. Bu para yetmezse lütfen beni arayın. Doktor ;
- Ben siz den para alamam. Kemal beye ve babasına nasıl anlatabilirim bu durumu.
- Bundan sonra ki seanslar kontrol amaçlı, para almıyorum dersiniz.
- Olur mu öyle şey ? İnanmazlarsa...
- Lütfen siz dediğimi yapın.Ben uzaktanda olsa Kemal bey oğlumun durumunu takip ediyorum. Almış olduğu raporun süresi de bitmek üzere. Tam olarak iyileşmesi ve çalıştığı yere dönmesi için, bir- iki ay daha ya siz rapor verin ya da ayarlayın demiş. Daha sonra sesi boğuklaşmış ;
- Size yalvarıyorum doktor bey. Kemal bey oğlumun iyileşmesi benim için çok önemli. Ne gerekiyorsa yaptığınıza inanıyorum. Ama buradan onun eski Kemal olarak ayrılmasını istiyorum sizden. Doktorum ;
- Kemal beyde sizi çok seviyor, hala sizden övgüyle bahsediyor,. demiş.
- Biliyorum, yaşı çok genç ama çok olgun birisi o.
- Kemal beyi merak etmeyin. Beklediğimden de kısa zaman da çok iyi sonuç aldık. Alkolü tamamen bıraktı. En fazla 5-6 seans sonra, artık bana ihtiyacı olacağını sanmıyorum.
- Ne olur doktor bey, ne gerekiyorsa yapın. Gerekirse daha fazla gelsin size. Ama rapor olayını mutlaka halledin. Giresun' da çalışıyor biliyorsunuz. Tek başına kalıyor. Yine bunalımlara düşmesin. İyice iyileşmeden Kemal bey oğlumu göndermeyelim.
- Tamam sayın hocam, siz hiç merak etmeyin. Rapor olayınıda halledeceğim. Doktor, masanın üzerindeki parayı almış ve tamamını İsa babama iade etmiş. Ve gülerek ;
- Bundan sonra ki seanslar kontrol amaçlı..Ne sizden ne de Kemal beyin babasından para almayacağım, demiş ve ilave etmiş.
- Kızınız.., Aslı nasıl ? Öğrendiğim kadarı ile büyük bir aşk yaşanmış... Aslı' nın da burada olmasını, kızınızı da dinlemeyi çok isterdim. Kızınız nerede şimdi ?
- Uşak' ta öğretmen. Kızım da aylarca tedavi gördü doktor bey. Bizim tek hatamız, kızımızı çok sevmemiz ve elinden tuttuğumuz gibi doktora götüremeyişimiz.
- Kemal bey sizi uyarmiş her halde. " Aslı' nın psikolojisi günden güne bozuluyor " demiş size.
- Evet, söylemişti Kemal bey oğlum. Ama biz dediğim gibi hata yaptık. Kızımızda değişikliği bizde gözlemliyorduk ama öğretmen olmasının heyecanı ve gittiği yerde yalnız başına kalacak olmanın stresi ve evlilik stresi diye düşünüyorduk. Çok yanıldığımızı yaptığı hatalar zincirinden sonra anladık. Kızım da tedavi gördü ama artık iş işten geçmişti.
Bunları söyledikten sonra, doktordan müsade istemiş. Doktorum ;
- Sizi tanıdığıma memnun oldum. Siz çok iyi bir insansınız hocam. Her zaman beklerim, oturur bir çay içer sohbet ederiz. diyerek, kapıya kadar uğurlamış.
Ve doktor lavobaya girince Rahime hanım koşmuş arkasından ;
- İsa bey, İsa hocam bir dakika, diyerek. İsa babam durmuş ve;
- Evet kızım bir şey mi söyleyecektiniz ?
- Sizin kadar güzel bir insan görmedim ben. Sizi çok takdir ettim, size çok saygı duydum.
- Teşekkür ederim kızım.
- Doktorumunda dediği gibi Kemal beyi iyileşti olarak kabul ediyoruz. Yalnız Kemal beyin bize söylemedikleri olabilir mi diye doktorumunda benim de kuşkularımız var...Yarı saat 11.00 bir uğrayabilir misiniz ? Size bir kaç sorumuz olacak. Bu soruların yanıtları, belki Kemal beyin kendisini daha da iyi hissetmesini sağlayacak. deyince, İsa babam bana daha çok yardımcı olabileceğini düşünerek ;
- Tamam kızım. Maden öyle düşünüyorsunuz. yarın seve seve gelirim...
İşte İsa babamla eşimin tanışması böyle olmuştu. Ama İsa babam nereden bilecekti, ertesi günkü hakkımdaki soruları, Rahime hanımın kendisi için sorduğunu....
Eve gelmiştim. Kapıyı açarak içeri girdim. Kapının açıldığını duyar duymaz 27 aylık oğlum ;
- Babam geldi diyerek, kuçağıma atıldı. Oturma odasında eşimin sesi geldi ;
- Hayatım sen mi geldin ?
- Evet canım, bir lavaboya uğrayıp geliyorum. Lavaboda elimi, yüzümü iyi bir yıkadım. Oturma odasına geçtim. Eşim sırtına bir kırlent dayamış, ayaklarını uzatmış, oturuyordu.
- Biraz sağı solu temizledim belim ve sırtım ağrıdı aşkım. Eşimin belinin ve sırtının ağrıması normaldi.
Zira ; Eşim, ikinci bebeğimize yedi aylık hamileydi.
- Kendini fazla yormasaydın canım.
- Yormadım zaten. Sen niye erken geldin canım, hem yüzünde bir hoş senin. Bana bir bakar mısın sen ? Yüzümü, gözlerimi incelemeye başladı. Ellerini tuttum ;
- Kemal kötü bir şey mi oldu yoksa ? Sen bu saatte hiç eve gelmezdin ? diye korku ve heyecanla sordu.
- Hayatım sakin ol..
- Kemal çıldırtma insanı ? Konya' dan kötü bir haber mi var yoksa ? Eğilip yanağına bir öpücük kondurdum ;
- Hayır hayatım. Ne senin ailenden ne de benim ailemden bir kötü haber var. Yalnız..
- Yalnız ne ?
- İsa bey vefat etmiş.
- Yaaa...dedi, bir an sustuk. Eşiminde anıları gözünün önüne gelmişti sanki. Bir süre sonra ;
- Kim telefon etti, ne zaman vefat etmiş.?
- Nuray hanım aradı. Dün de aramış. Dört gün olmuş...
- Ne yapacaksın, gidecek misin ?
- Seninle konuşmadan ben o an gelirim demiştim, özür dilerim... Ama "Gitme " dersen gitmeyeceğim. Eşim bir an sustu, daha sonra ;
- Git hayatım, gitmen en doğru hareket olur. İsa bey çok değerli bir insandı.
- Ama Aslı oradaymış.
- Senin için farkeder mi ?
- Etmez.
- O zaman git. Hatta ben bu durumda olmasam " Beraber gidelim " diyebilirdim sana...
- Çok iyisin bir tanem. Ben senin zaten bu güzel yüreğini sevdim.
- Bak sen..., beni sevmedin de yüreğimi mi sevdin sen ?
- Olur mu öyle tatlı karıcığım benim. Seni doktorun yanında görünce bu kız benim eşim olmalı dedim. Ama biliyorsun yüzük takıyordun. Seni nişanlı zannediyordum. Olmazsa kaçırırım ben bu kızı diye düşünüyordum.
- Vayy.., bana hiç söylemedin kaçırmak istediğini...Ama kaçırmana hiç gerek yoktu ki, " Hadi gel, gidiyoruz " dediğin an, ben hemen gelirdim. Hem kaçırmana da gerek kalmadı zaten, bembeyaz gelinliğimle geldim ben sana aşkım, deyince birbirimize sarıldık. Bizi böyle mutlu bir şekilde gören oğlumuzda gelip sarılmıştı bize...
- Ne zaman gitmeyi düşünüyorsun?
- Akşam orada olmayı düşünüyorum. Bu nedenle hemen çıksam iyi olur, dedim ve ;
- Ben bir daireye bir de garaja telefon edeyim. Şayet gidersem Müdür bey kızını gönderecek senin yanına, öyle konuşmuştuk.
- Çok iyi olur. Korkmam hiç olmazsa. Sen daireye ara da, garajı arama.
- Neden aşkım?
- Hayatım, hem otobüsle zaman kaybetmezsin hem de baktın moralin bozuluyor, gece de olsa atlar arabaya dönersin.
- Haklısın hayatım, en iyisi arabayla gitmek. Daireye telefon açtım ve eşimle vedalaştım. Eşim ;
- Sana güveniyorum ama sen yine de dikkat et yollarda. Bak artık seni üç kişi bekliyor. Arama fırsatı bulursan Ankara' dan da ara ve Eskişehir' e varınca mutlaka ara, olur mu ? Merakta bırakma beni.
- Mutlaka ararım hayatım.
Kayseri-Ankara karayolu Kırşehir' in içerisinden geçiyordu. Yola çıktım, yol çok tenha idi ve saate baktım tam 11.00 di. "16.30-17.00 de Eskişehir' de olurum " dedim içimden.
Arabada kendimle başbaşaydım. Beynim yine sinema makinistliğini yapmaya başladı... Yaşadığım olayları en başa sarmış, bir filim şeridi gibi yine gözlerimin önüne getirmişti.
Hani o rüya gibi yolculuk sonrası, Konya otogarında Aslı ve ailesi ile vedalaştıktan sonra, ben hemen bir taksi tutarak, Konya' nın en büyük alışveriş merkezine gittim. Babama, anneme, abime ve yengeme hızlı bir şekilde hediyeler aldım. Yaşadığım bu güzel yolculuğu aileme anlatmak için sabırsızlanıyordum. Yine taksiyle Meram yolu üzerindeki, iki katlı evimize geldim.
Üst katta abim oturuyordu. Altta ise annemle babam. Evin zilini çaldığımda kömürlükten de koçların sesi geldi.
Kapıyı açtıklarında heyecanla birbirimize sarıldık. Müthiş bir sevgi yumağı oluşmuştu. Annem o kadar özlemiş ki beni, sarılıp sarılıp öpüyordu. Hepsine tek tek hediyelerini verince oturabildik.
Ben hemen yolculuğumu anlatmaya başladım. Beni dikkatle dinliyorlardı. Gerek annem gerekse yengem sık sık sözümü kesip Aslı' yı soruyorlardı. Ben ;
- İşte böyle bir yolculuk yaşadım. Aslı beni fena çarptı. dedim, ve ;
- Bayramın ikinci günü beni yemeğe davet ettiler deyince, herkezin ağzından ;
- Yaaa .., diye bir şaşkınlık ifadesi çıktı. Abim ;
- Oğlum bu ne şans böyle, annem ;
- Ne şansı, benim oğlum dünyaların yakışıklısı, baksana Aslı vurulmuş, dedi ama annemi bir telaş sardı.. Valizimi açmaya başladı ;
- Takım elbise getirdin mi yanında ? Hediye aldın mı ? diye peş peşe sorular sordu.
- Hayır anne, takım elbise getirmedim. Hem hediyelerinizi verdim ya...
- A benim tecrübesiz oğlum, bize değil, onlara hediye aldın mı ?
- Hayır. deyince, annem ;
- Saat kaç ?
- 17.30 dedim. Annem ;
- Hadi kalkın, hep beraber gidiyoruz. Mağazalar kapanmadan bir şeyler almalıyız. İlk önce Kemal' e bir takım elbise alalım. Daha sonra hediyelere bakalım. Ben ;
- Anne ne gereği var hediyenin, takım elbisenin, deyince
- Hiç öyle şey olur mu oğlum ? Bizimde onurumuz gururumuz var, onlarında onuru gururu var.
İlk defa bir yemeğe gidiyorsun, şık gitmen lazım. Aslı, annesine babasına karşı seninle gurur duymalı. Vereceğin hediyelerle de onların gururunu okşamalısın ki, gözlerine girebilesin.
Annemin bu düşüncesine ve yaklaşımına hayran kaldım. Kalkıp ;
- Anlayışlı anneciğim benim, diyerek yanaklarından öptüm.
Babama telefon açtık, arife günü olduğu için ayakkabı mağazamızı kapatamamıştı. " Biz geliyoruz. Gelecek olsan bile, gelme bizi bekle hayatım " dedi annem. Ve hep beraber abimin arabasıyla çıktık.
Mağazaları gezerken, annem çok titiz davranıyordu. En sonunda açık maviye yakın, çizgili bir takım elbise beğendik. İçerisine açık lila bir gömlek ve koyu lila bir kravat aldık.
Hediyelik eşya mağazalarına geçtik. Yengem Aslı' ya öyle bir parfüm beğendi ki, neredeyse benim maaşım kadardı.
- Olmaz.., bu çok pahalı desem de, bana ;
- Sen karışma, dediler.
İsa beye, canlı renklerin ağır olduğu, desenli bir kravatla, tütünüyle birlikte bir pipo ve Nuray hanıma, gökkuşağı gibi renkli, ipek bir fular aldılar. Benim birbuçuk maaşım gitmişti ama abim ve annem gözlerini bile kırpmadan o parayı harcamışlardı.Ve oradan babamın yanına geçtik.
Mağaza varınca, içeride hala müşteriler vardı. Babamla iyi bir kuçaklaştık. Ben saygı ile elini öperken, annem ;
- Hayatım, Kemal' e ayakkabı almaya geldik.
- Hayırdır, ayakkabısız mı gelmiş benim aslan oğlum ? diye şaka yaptı.
Annem yengeme sarılarak ;
- Oğlumuz, bu kızıma arkadaş getirecek galiba. deyince, babamın sevincini bir görmeliydiniz.
- Ciddi misiniz ?
- Akşama herşeyi öğrenirsin hayatım dedi ve biz kahverengi bir ayakkabı seçerek mağazadan ayrıldık. Babam daha bir-iki saat mağazayı kapatamıyacak gibiydi.
Babamda gelince yemeğe oturduk. Yemek neşe içerisinde geçti. Herkesi çok özlemişim.
O gece bana defalarca yolculuğu anlattırdılar.
Ve bayramın ikinci günü...Bir gün önce Aslı' ya telefon açmış, dakikalarca konuşmuş ve evlerinin adresini almıştım. O akşam yengemin yardımlarıyla çok şık olmuştum ve abimden arabayıda alarak, Nalçacı caddesindeki Sıla apartmanını üçüncü katına çıkmıştım. Elimde, hediyelerle birlikte, Konya' nı en güzel orkideleri vardı. Üzerinde İsa Türkoğlu yazılı zili çalarken, nerede ise heyecandan ölecektim.....
........................................................................................................
Ne şansızlık değil mi ? Anı deneme yazımın birinci bölümüde burada bitmişti.....
Sevgi ve saygılarımla.
01.07.2010
Kemal KÜÇÜKTEKİN.
BİR YOLCULUK ANISI -2-
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder