Google

BİR YOLCULUK ANISI -7- ZAMAN, BU GÜNE KADAR SEVGİLİLERİN YANINDA HİÇ OLMADI

Bir Yolculuk Hikayesi -7- Zaman, bu güne kadar sevgililerin yanında hiç olmadı.

Evet…Ben ikinci kata çıkarken, üst katlarda merdivenlerden ayak sesi geliyordu. Daha zili basmadan kapı açıldı. Nuray annem hemen boynuma sarıldı ;

- Biliyordum geleceğini, biliyordum Kemal bey oğlum. Pencereden gördük geldiğini. Her şeye rağmen Kemal bey oğlum gelir diyordum. Sesinde heyecan, sevinçle birlikte hüzünde vardı. İçeriye geçtik.

- Başınız sağ olsun Nuray anne. Siz telefon da söyleyince, inanamadım ve büyük bir şok yaşadım.

- Hem de nasıl bir şok Kemal bey oğlum. Kalbinden rahatsız olduğunu hiç anlayamadık.

Hiç şikayet etmemişti kalbinden. Yalnız, hala çok ama çok üzülüyordu. O simsiyah saçları, bir- bir buçuk yılda bembeyaz olmuştu. Ah..Aslı Ah.. Başta kendini, seni ve bizi çok perişan etti.

-Biliyorum, siz de çok üzüldünüz.

- Hem de ne kadar üzüldük Kemal bey oğlum, hem de ne kadar. İsa beyin ve benim “ Biz kızımızı yetiştirirken nerede hata yaptık “ diye her gece ağladığımızı biliyor musun? Kızımızın bu kadar zayıf yapıda olduğunu ve korkularının esiri olacağını, panik atak olup depresyona gireceğini hiç bilemedik. İsa bey, Aslı’nın evlenmesinden sonra, senin gece gündüz içtiğini, daireye gitmediğini, psikolojik tedavin için Konya’ya geldiğini öğrenince yıkılmıştı. Sen, Konya’ya tedavi için geldiğinde, Aslı’da kocasından boşanmış Konya’daydı. İlk defa Aslı’ya o kadar kızdığını görmüştüm. “ Şimdi eserinle övün Aslı. Seni deli gibi seven, pırlanta gibi çocuğu ne hale getirdin. Allah kahretsin seni. Keşke Kemal beyin “ Aslı çok değişti baba. Psikolojisi çok bozuldu. Bir doktora götürelim “ dediği gün, seni döve döve doktora götürseydim. Seni ömrüm boyunca affetmeyeceğim Aslı. “ Diye bağırmıştı. Aslı ağlayarak odasına kaçmıştı. Hıçkırık seslerini salondan duyuyorduk. Bir süre sonra hıçkırık sesleri kesildi. Aradan yarım saat geçmişti, ben tedirgin olmaya başlamıştım. Aslı’nın sanki bir şeyler yapacağını, anne yüreği olarak sezinledim. Odasına bakmak için kalktım ama kapısı kitliydi. Aslı kapısını hiç kitlemezdi. İsa bey bir iki defa seslendi. İçeriden hiç ses gelmeyince, kapıyı kırıp içeri girdik. O an bir şok daha yaşadık. Aslı, yatağında kanlar içerisindeydi. Jiletle bileklerini kesmiş ama henüz kendinden geçmemişti. Hemen hasta haneye götürdük. Ah oğlum ah, Bizde en az senin kadar perişan olduk. O gece hastanede kalması gerektiğini söylenince, ben pijamaları almak için eve döndüm ve o notu gördüm. Notu sana yazmış… dedi ve söylediğine pişman olurcasına sustu.

Ben gayri ihtiyari sordum ;

- Notta ne yazıyordu Nuray anne.?

- Boş ver Kemal bey oğlum. Seni Üzmek istemiyorum.

- Lütfen Nuray anne.

- Özür dilerim Kemal bey oğlum, keşke hiç söylemeseydim. Notta ;

“ Kemal, biliyorum beni hiç affetmeyeceksin. Bu nedenle senden “Beni affet “ demeyeceğim. Ben seni çok sevdim Kemal.., ama çok sevdim. Hala daha dediler gibi seni seviyorum. İnadım ve hatalarım yüzünden seni kaybettim, şimdi babamı da kaybettiğimi görüyorum. Neden., neden sevdiklerim avuçlarımın arasından kayıp gidiyor. “ diye yazmış.

Aslı’nın üçüncü kez intihara teşebbüs ettiğini ve bu notu bilmiyordum. Bunları duyunca üzüldüm ama her şey için artık çok geçti.

- Ne olur artık üzülmeyin Nuray anne. Yaşananlar artık geride kaldı. Tekrar hatırlayıp kendinizi üzmeyin, yıpratmayın. Elimi tuttu Nuray annem ;

- Çok iyi bir yüreğe sahipsin Kemal bey oğlum. Buraya, baş sağlığına gelmen bile, senin ne kadar iyi bir insan olduğunu gösteriyor. Eşinin izin vermesinden de, eşinin ne kadar büyük bir insan olduğunu anladım.

- Ben İsa beyi ve sizi tanımaktan her zaman gurur duydum Nuray anne. Ve konuyu değiştirmek için ;

- İsa babamın mezarına gitmeyi düşünüyorum Nuray anne. Mezarı yapıldı mı, isim yazıyor mu üzerinde ?

- Toprağının oturmasını bekliyoruz Kemal bey oğlum. Bu nedenle taşını henüz yaptırmadık. Sen bulamayabilirsin. Beraber gidelim, bende bir dua okuyayım. Deyip hazırlanmak için izin istedi.

Nuray annemin evine geleli yirmi dakikadan fazla oluyordu ama Aslı hala görünmemişti.

Nuray annem hazırlanmış ve çıkmak için kapıyı açtığımızda, Aslı ile kızı Eylem kapının önündeydi.

Aslı’yı görünce bir an yüreğim hafifçe sızladı ama acımamış, canım yanmamıştı. Ben de açtığı yaralar, sevgili eşimin özverisiyle demek ki kapanmıştı.

Ama Aslı’ya baktığımda, tanıdığım o yaşam dolu, ölesiye sevdiğim ve uğruna alkolik olduğum, harika güzellikteki kız gitmiş, hüzünden gözlerinin canlılığı kalmayan, yüzünü mutsuzluğun sardığı, yaşamaktan bezgin ve çökmüş bir kadın gelmişti yerine. Onun adına çok üzüldüm.

Nuray annem ;

-Kızım sen ne arıyorsun burada ? deyince, Aslı bana dönerek ;

- Seninle karşılaşmamak için yukarıya çıkmıştım Kemal. İçimdeki bir his, seni son kez göreceğimi söyleyince, dayanamayıp aşağıya indim. Ama içeriye girmeye cesaret edemiyordum. Dedi ve elini uzattı;

- Hoş geldin Kemal.

- Hoş bulduk Aslı. Başınız sağ olsun.

- Sağ ol Kemal. Babamın öldüğünü duyunca, annem geleceğinden çok emindi.

- Hiç gelmez olur muyum. İsa ba…” İsa babamı “ diyemedim..İsa beyi çok severdim. Aslı anlamıştı;

- Bir baba gibi değil mi ? Aranızdaki o güzel sevgiyi, sevgimizi, mutluluğumuzu, ama her şeyi ben mahvettim.

- Lütfen Aslı. Yaşanmışları hatırlamamızın bir anlamı yok artık.

Bu konuşmamızın boyutunu, yaralarımın tekrar açılmaması için değiştirmem gerekiyordu. Eylem’ in başını okşayarak;

- Maşallah Eylem büyümüş. Çok güzel bir kız olacak. Kaç yaşına girdi?

- 6 yaşına girdi. O zarif, güzel eşiniz nasıl? Diye sorunca, Nuray annem, merdivenlerde olduğunu unutarak, panik içerisinde bağırdı;

- Kemal beyin eşini nereden biliyorsun Aslı? Yoksa sen Kırşehir’ e mi gittin?

- Ben o kadar delirmedim anne. Diye, yüksek bir ses tonu ile yanıt verince, ben hemen atıldım ;

- Düşündüğünüz gibi değil Nuray anne. Hem Aslı böyle bir şey yapmaz. Eşimle Konya’dan dönerken Ankara otogarında tesadüfen karşılaştık. Otogarda tanıştılar.

- Aman Allahım, bir an yüreğim ağzıma geldi. Dedi ve ;

- Biz mezarlığa babanı ziyarete gidiyoruz. İstersen sende gel.

- Siz gidin. Şimdi babam Kemal’i görünce çok sevinecek. Beni görünce üzülmesin. Dedi ve Aslı içeri girdi.

Evet… Eşimle Aslı tanışmışlardı.

Sevgili eşimin, evliliğimizin beşinci ayında, annesi göz ameliyatı olmuş ve kataraktı alınmıştı. Eşim ile geçmiş olsun demeye gitmiştik. Konya' da bir hafta kaldıktan sonra Kırşehir' e dönüyorduk. Ankara' daydık. Kırşehir otobüsün kalmasına yarım saatten fazla vardı. Eşim Rahime koluma girmiş, başını omzuma yaslamış bir vaziyette zaman geçirmek için dolaşıyorduk. O an merdivenlerden hızlı hızlı inmekte olan Aslı ile karşılaşıverdik. Yanında o zaman iki buçuk yaşlarında olan kızı da vardı. O da, bende donup kalmıştık. Ne ben ne de Aslı bir adım atabiliyorduk. Her halde böyle bir dakika kadar kaldık. Eşim bir bana bir karşımda ki bayana bakıyordu. Anlamıştı...

Eşim, bizi bu durumdan kurtarmak için, kolumdan çıkarak, Aslı' ya elini uzattı ;

- Ben Rahime, Kemal' in eşiyim. Siz Aslı olmalısınız ? deyince, Aslı şaşkınlık içerisinde ;

- Merhaba ben Aslı, dedi. Nasıl tahmin ettiniz ? Yoksa Kemal benden size bahsetti mi? diye heyecanla sordu. Eşim ;

- Kemal, ben den hiç bir şeyi gizlemez Aslı hanım. Deyince, derin bir " Yaaa" çekti.

- Ne tatlı bir kız. Allah bağışlasın. İsmi ne Aslı hanım.?

- Eylem. Deyince, ben bir hoş olmuştum. Zira ; Aslı'yla evlendiğimizde kızımız olursa ismini " Eylem ", oğlumuz olursa ismini " Barış " koyarız diye kararlaştırmıştık. Aslı kaçmak istercesine;

- Kızımı tuvalete götürüyordum. Ben izninizi istiyorum, diyerek bana elini uzattı;

- Mutluluklar dilerim Kemal.

- Mutluluklar diliyorum Aslı.

Eşime ;

- Mutluluklar dilerim Rahime hanım, diyerek eşime sarıldı. Eşime bir şeyler fısıldadı ama duyamadım. Yalnızca eşimin, " Biliyorum.., o benim canım " dediğini duymuştum. Eşimden ayrılır ayrılmaz, geriye dönüp bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşmıştı Aslı. Zavallı Eylem koşarak annesine zor yetişiyordu.

Ben hemen eşime sarıldım ;

- Özür dilerim hayatım. Hiç iyi olmadı bu karşılaşmamız, lanet olsun böylesi tesadüfe, gerçekten çok özür dilerim sevgilim.

- Yaralarınız biraz kanadı galiba Kemal bey.

- Hiç öyle bir şey olur mu canım ? Bu kalbi sen yeniledin, yenilenen bir kalpte yara olur mu ?

- Neden o zaman eski sevgilini görünce donup kaldın? Neden yanından geçip gitmedin, neden görmemezlikten gelmedin Kemal ?

- Dedim ya hayatım, beklenmedik bir tesadüftü bu. Bir an şaşkınlığımdan ne yapacağımı şaşırdım. Hem " Aaa, Aslı sen misin ? " desem haklısın. Dedim mi öyle bir şey.?

Eşimin morali çok bozulmuş, sinirden nerede ise ağlayacaktı. Ben ise ne yapacağımı şaşırmıştım.

- Bir de utanmadan, kulağıma ağlayarak ne dese beğenirsin ? " O çok iyi bir insan...O çok iyi biri... Lütfen ona çok iyi bak " demez mi ? Sanki ben Kemal' i tanımıyorum. Sanki ben Kemal’i sevmiyorum.

- Hayatım lütfen, lütfen üzme kendini.

- Nasıl üzülmem ya.., bu kadın hala sana deli gibi aşık ya...,Sen gel de benim yerimde ol, benim yerimde ol da üzülme ya..

- Tamam hayatım. Ben seni deli gibi seviyorum Lütfen. Hadi otobüse binelim. Bak otobüsümüz kalmak üzere.

Elini tutmak istedim ama elini sertçe çekti.

Otobüs hareket etmişti. Rahime hiç konuşmuyordu. Başını cama yaslamış, dışarısını seyreder gibi duruyordu. Elini yine tutmak istedim, yine çekti. Zorla elini avuçlarımın arasına alarak öptüm, öperken bile bir saniye olsun dönüp bakmadı.

İçimden bu tesadüfe tekrar lanetler yağdırmaya başladım. Nereden çıkmıştı bu Aslı ? Bu nasıl bir tesadüftü ? Neden..? Aslı, kendisini, ailesini, beni üzdüğü yetmezmiş gibi, en sonun da eşimi de üzmeyi başarmıştı. Ben böyle içimden küfürler savururken bir yirmi- yirmi beş dakika geçmişti. Rahime birden dönüp, sol eliyle yanağımı okşayarak ;

- Çok özür dilerim hayatım. Birden bir kıskançlık krizine kapıldım. Seni de üzdüm, çok özür dilerim.

Şaşırmış ve çok sevinmiştim. Ben de yanağını okşayarak ;

- Özür dilemene gerek yok hayatım. Ben ister miydim böyle bir karşılaşmayı. Ben senin üzüldüğüne üzüldüm.

- Biliyorum hayatım, istemezdin. Hem ben, Aslı ile aranızdaki her şeyi bilmeme rağmen seninle evlendim. Neden böyle bir tepki gösterdim bilemiyorum.

- Kıskandın o zaman beni. Omzuma başını koyarak ;

- Deli.., eşini yürekten seven her kadın kıskanır.

Kolumu omzuna atarak sıkıca sarıldım.

- Bizi hiç bir şeyin üzmesine izin vermeyelim olur mu canım ?

- Vermeyeceğiz hayatım. Hiç bir güç mutluluğumuzu bozamayacak.

Eşimle, Aslı'nın bu karşılaşması bir filim gibi gözlerimin önünden geçerken, Nuray annemin rehberliği ile mezarlığa gelmiştik. İsa bey, genç bir çınar ağacının altında yatıyordu. Daha henüz mezar taşları yapılmamasına rağmen Nuray annem, eşinin mezarı üstene zambaklar ve karanfiller dikmişti. Ben hemen bir kova bularak çiçekleri suladım. Nuray annem hem dualar okuyor hem de sessiz sessiz ağlayarak mezarın topraklarını düzeltiyordu ama gözlerinden yaşlar ırmak gibi akıyordu. Dayanamadım ben de ağlamaya başladım. İçimden bildiğim bütün duaları okuyordum. Dizlerimin üzerine oturarak " Hakkını helal et İsa baba " dedim.

Nuray annem gözlüklerini takarak Yasin okumaya başladı. Bir süre sonra Yasin okuması bitmişti. Ayağa kalktık, ve mezarlıktan ayrıldık.

Mezarlığa giderken yanından geçtiğimiz çay bahçesine gelince, Nuray annem ;

- İsa beyle bu çay bahçesine sık sık gelir, çay içer bir iki saat otururduk, dedi. Ben hemen durdum.;

- İsterseniz bir çayda birlikte içebiliriz Nuray anne. Sevinmişti, zoraki gülümsemeye çalışarak ;

- Çok iyi olur Kemal bey oğlum.

Çay bahçesi yine çok tenha idi. Salkım söğütlerinin altında bulunan bir masaya oturduk. Garsona iki çay söyledik. Çaylar gelmişti ama Nuray annemde dalıp gitmişti. Biraz sonra irkilerek kendine geldi ve ;

- Konya' da çok güzel günlerimizde oldu. Harika bir arkadaş gurubu edinmiştik. Hepsi demokrat insanlardı. Ama en kötü en acı günlerimizi de yine Konya' da yaşadık.

Sanki o günleri anımsamak ister gibi yine dalmıştı…

Çayımdan bir yudum alarak bir sigara yaktım. Aklıma Aslı’nın biraz önce söyledikleri geldi… “ Sevgimizi, mutluluğumuzu ama her şeyi ben mahvettim. “

Bu, kendine bir sitem di belki, ama doğruydu.

Tekrar altı yıl öncesine gittim….

Hiç bir aşk romanı, Aslı ile yaşadığımız o sevdayı veya bir benzerini, o ana kadar yazmadığı gibi, bu güne kadar da, böyle bir güzel sevda, böyle bir aşk yazılmadı.

İsa babamın, “ Ön nişan “ dediği o geceden sonra, iznimin bitimine kadar hep el ele, göz gözeydik Aslı’yla. Bir nefesin yarısı o, yarısını ben alıyordum.

Aslı, o şirinliği, o tatlı dili ile, ailemin de göz bebeği oluvermişti. Yengemin gülerek;

- Aslı hanım, benim pabucumu, daha evlenmeden dama attı bile. Sitemine karşılık, hemen yengemin yanaklarından öpmüş ve;

- Senin pabucunu bir Aslı değil on Aslı atamaz, benim şeker yengeciğim. Demiş ve yengemin karnını okşayarak;

- Bak, bir prens veya prenses geliyor. Senin pabucun nasıl dama atılır ? diyerek o tatlı diliyle gönlünü alıvermişti.

İzinim bitiminden daha bir gün önceden, Aslı’nın ağlamaktan gözleri şişmişti. Ben ise, gitmemek için neredeyse istifa ediyordum. Ailem, istifa düşünceme karşı çıkmamıştı ama istifa dilekçemi, İsa babam yırtıp atmıştı.

Uğurlama gelen iki aile bizi zor ayırırken, Konya otogarındaki herkes bizim, kenetlenip ayrılamayan ellerimizi ve gözyaşlarımızı seyretmişti.

Giresun’a dönünce, kendimi dairenin çalışmalarına verememiştim. İçimden daireye bile gitmek gelmiyordu. Her gün saatlerce konuşmamıza rağmen Konya’da olmak için can atıyordum. Ve Müdürümün karşı çıkmasına rağmen, bir uzman doktordan “ Bel fıtığı “ teşhisi konularak, iyi bir para karşılığı iki ay rapor aldım. Ve on beş gün bir ayrılıktan sonra, soluğu Konya’da almıştım. Ama rapor alıp geldiğimi ne Aslı ne de ailem biliyordu. Eve gitmeden Aslı’yı görmek için evlerine gittim. Hafta içi geldiğim içinde, İsa babam okulunda, Nuray annem bankadaydı.

Aslı, beni ansızın karşısında görünce öyle bir çığlık atmıştı ki, beş katlı apartmanda herkes duymuştu. Üst kattaki komşuları, Aslı’nın evde yalnız olduğunu bildikleri için, böylesi bir çığlık sonrası korkarak aşağı bile inmişler ama bizi, daha kapıyı kapatmadan birbirimize sarıldığımız için, öpüşürken görmüşler ve hemen yukarı çıkarak Nuray anneme telefon açmışlardı;

- Aslı, merdivenlerde çok fena bir çığlık attı, ben de korktum ve aşağıya indim Nuray hanım. Aslı’yı biriyle öpüşürken gördüm. Tam göremedim ama herhalde sözlüsü. Size bir haber vereyim dedim. Diyerek bizi jurnallemişlerdi. Nuray annem o telaş ile bankadan eve telefon açmıştı. Aslı, sevincinden, ağlamaktan konuşamamış ve telefona ben yanıt vermiştim.;

- Hoş geldin Kemal bey oğlum. Şaşırttın bizi.Demiş ve;

- Ama iyi ki geldin oğlum. Sen gittiğinden beri Aslı, yemeden kesildi. Yalnızca su içerek duruyor inan.

- Teşekkür ederim Nuray anne. Merak etmeyin, bundan sonra kendi ellerimle yemek yediririm ben ona. Nuray anneciğim henüz eve gitmedim. Aslı’yı da götürüyorum eve.

- Tamam Kemal bey oğlum. Bizde İsa bey ile akşama size geliriz.

- Lütfen erken gelin ama Nuray anneciğim. Hep birlikte zevkli bir yemek yiyelim.

Aslı’nın sevincinden ağlaması geçince;

- Ayrılık bu kadar mı zormuş, insana bu kadar koyarmış be aşkım. Ya.. ben bir yıl ne yapacağım sensiz ya..Bu on beş gün, bir yıl gibi geldi inan bana.. Bak aşkım, ben ne düşünüyorum. Senin tayinini Ankara’ya yaptırmak için hemen bir torpil bulalım. Bir ev tutalım, bende yurttan ayrılırım. Değilse bu bir yıl geçmez aşkım ya.

- Güzel sevgilim benim, ben henüz dört yıllık memurum. Ankara’ya tayin yaptıramayabiliriz bu bir, gelecek yıl senin çekeceğin kurada Ankara’nın olma olasılığı milyonda bir bile değildir. Aday memur olacağın için senin tayinini Ankara’ya hiç yaptıramayız bu iki. Önümüzdeki yıl, Giresun uzak olduğu için yakın ve güzel bir yere ben tayin isteyeceğim. Ondan sonra eş durumu ile senin tayinini benim çalıştığım yere yaptıracağız.

- Ööfff ya, sen benim çıldırmamı istiyorsun galiba. Şunun şurasında kendimi teselli etmek için hayal bile kurdurmuyorsun insana.

- Aşkım benim, tamam dediğin gibi olsun. Ankara’ya tayin yaptırdık diyelim ama sen sınıfta kalırsın canım benim.

- Anlamadım ne diye sınıfta kalacakmışım?

- Sınavlarına hazırlanma fırsatı nasıl bulacaksın ya? Dedim. Aslı anlamıştı, gülerek;

- Ders çalışmama fırsat vermez misin sahiden?

- Vermem. Şu güzelliğe bir baksana. Senin saatlerce ders çalışmana nasıl dayanırım ben?

- Deli..ben de bir odaya kaçar kapıyı da kitlerim ve orada ders çalışırım.

- O zaman bizim evde kırılmadık kapı kalmayacak desene. Demiştim. Aslı gülerek hazırlanmak için odasına giderken;

- Sakın bu odanın da kapısını kırmaya kalkma vallahi bir bağırırım, bu sefer üstekiler polis çağırır.

Bu iki ay içerisinde, bu güzel birlikteliğimizi artık ailelerimizde iyice kanıksamıştı.

Arada sırada, birbirimizin karşısına veya biraz uzağına otursak “ Ay, siz ayrı da mı otururmuşsunuz? “ diye takılıyorlardı.

Aslı ne istese ben hemen yapıyor, ben ne istesem Aslı, asla“ Hayır “ demiyordu. Örneğin, bir gün dışarıya çıkacaktık. Havanın sıcak olması nedeniyle, Aslı, sırtlının yarısını açıkta bırakan, göğüslerinin hemen üzerinde, askılı bir bluz giymişti. Onu öyle görünce, kıskanmıştım galiba;

- Aşkım, fazla açık değil mi bu? Demiştim. Aslı, yanıma gelip beni öpmüş;

- Sen yeter ki söyle aşkım, ben hemen değiştiririm. Demiş ve o bluzunu değiştirmişti.

Ve raporlu olduğum o iki ay, bir su gibi akıp geçti. Anladım ki zaman, çok nankör ve sevdanın ve sevgililerin yanında değildi.

Aslı’nın son senesinin ilk dönemi başlamıştı. Ben her ayın ilk Cumartesi Pazar günleri Aslı’nın yanında olurken, bu ilk dönem ayda iki defa Ankara’ya gitmeye başlamıştım. O kış günlerinde, Ankara’nın o soğuk günlerinde bile, birbirimize sarılarak, üşümek nedir bilmeden, Ankara caddelerinde dolaşıyorduk.

Ve Aslı’nın sürprizi……

Aslı, ailesinin karşı çıkmasına rağmen, vizelerle finaller arasındaki on iki günlük boşlukta Giresun’a geldi. Bir gün önce telefonda bana geleceğini hiç söylememişti.

Salı günü son vizeden çıkar çıkmaz, soluğu otogarda almış Aslı. Ve Çarşamba günü saat 09.00 dairedeydi. Benim odam da, Müdür bey ve birkaç arkadaş çay içiyorduk. Odacıdan odamı öğrenmiş. Kapıyı tıklatıp içeri girince, ben şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuştum.;

- Aaaa…Aslı, diyebilmiştim ancak.

- Hep sürprizi sen yapacak değilsin ya aşkım. Bir sürprizde ben yapayım dedim ve geldim. Dedi. Sarılıp, “ Hoş geldin canım “ dedikten sonra, Müdür beye ve arkadaşlara, Aslı’yı tanıştırdım ama hala inanamıyordum. Müdür bey;

- Kaçıp kaçıp gittiğin kadar güzelmiş Aslı kızımız Kemal bey. Dedi ve ;

- Sizin konuşacaklarınız vardır, deyip ayağa kalkınca arkadaşlarda kalktılar.

Aslı’nın gelmesine öyle sevinmiştim ki tahmin edemezsiniz. Ama Aslı’nın “ On iki gün Giresun’ dayım “ demesiyle, sevincim kursağımda kaldı. Aslı otelde kalamazdı ama bizim evde de kalamazdı.

Çünkü; Kaldığımız yer bekar eviydi. Üç arkadaş birlikte kalıyorduk. Arkadaşlarım anlayış göstererek, kendilerine bu süre içerisinde kalacak yer bulurdu ama evimiz Aslı’nın kalmasına uygun değildi. Kara kara düşünmeye başladım. Şimdi Aslı’nın valizini eve bırakmak için gittiğimizde, Aslı evi görecek ve kesin beğenmeyecekti. Aslı ile çay içerken çıkar yol arıyordum. Çayın bitmesiyle Aslı ile birlikte, valizide alarak, izin almak için Müdür beyin yanına gittik. Daha önce de belirttiğim gibi Müdürümüz çok iyi ve babacan bir insandı;

- Kızım, valiz ile geldiğine göre birkaç gün kalacaksın galiba. Dedi. Aslı;

- Finallere burada hazırlanacağım yani on iki gün Giresun’dayım Müdür bey, deyince. Müdür bey şaşırmıştı.

- Aslı hanım, size biraz sonra evi Kemal bey gösterir. O bekar evinde siz ne kalabilirsiniz ne de rahat bir şekilde ders çalışabilirsiniz. Keşke geleceğinizi bir-iki gün önceden haber verseydiniz, size kalacak bir yer ayarlardık. Dedi ve bana dönerek;

- Kemal bey, siz bu akşam bizim misafirimiz olun. Bu gün ve yarın Aslı hanımın kalabileceği bir misafirhane ayarlamaya çalışalım.

- Size zahmet vermeyelim Müdür bey, dedim ama;

- Ne zahmeti Kemal bey. Valizi buraya bırakın, ben odacıyla eve gönderirim. Sen şimdi Aslı’ya biraz Giresun’u gezdir. Akşam yemeğe de bekliyoruz tamam mı? Dedi ve biz çıktık.

Çıktıktan sonra Aslı’nın ilk sorusu;

- Kaldığınız ev gerçekten o kadar kötümü aşkım? Oldu.

- Hayatım o kadar kötü değil de, bekar evi işte. Senin kalmana uygun değil.

Kaldığımız ev üç odalı idi. Arkadaşlarımla odaları paylaşmıştık. Her birimiz bir oda da kalıyorduk. Evi sık temizleyip havalandıramadığımız için de biraz rutubet kokusu vardı. Aslı’yla eve geldiğimizde tahmin ettiğim gibi evi hiç beğenmemişti ve;

- Aşkım bu evde nasıl kalıyorsun? deyip, çok üzülmüştü. Ve;

- Ben misafirhanede falan kalmak istemiyorum. Diye de sitem etmişti.

Hava biraz soğuk olmasına rağmen, sahilden başlayarak Aslı’ya Giresun’u gezdiriyordum. Ama benim moralim bozuktu. Aslı hem bu bekar evinde kalamazdı hem de misafirhanede kalmak istemiyordu. Ben bu düşünceler içerisinde bocalarken, Aslı birden ;

- Aşkım bak kiralık ev. diye bağırdı. Gerçektende karşımızdaki apartmanın üçüncü katının penceresinde “ Kiralık “ diye bir yazı vardı.

- Hadi bir bakalım hayatım, dedi heyecanla. Ev sahil yolunda, denizi gören bir yerdeydi.

- Hayatım buradaki evlerin kiraları çok yüksektir.

- Aman aşkım, satın almayacağız ya, bir soralım lütfen. Ben artık senin o evde kalmana dayanamam. Demesiyle, apartmanın birinci katından, evin, kuyumcu Ahmet’in olduğunu öğrendik. İsim bana yabancı gelmemişti. Kuyumcu dükkanına gidince adamı da tanıdım. Adamın yayladaki bir tarlasına, geçen yıl meyve bahçesini ben kurmuştum. Ahmet bey de beni tanımıştı.;

- Hoş geldiniz Kemal bey, dedi.

- Hoş bulduk Ahmet bey. Sahilde ki kiralık eviniz için gelmiştik Ahmet bey, dedim.

-Evlendiniz mi Kemal bey, tebrik ederim sizi.

- Henüz evlenmedik. Nişanlıyız. Dememle, Aslı atıldı.

- Ben Kemal’in nişanlısıyım. Adım Aslı. Eğitim Fakültesinin son sınıfındayım. Temmuz da evleneceğiz ve eş durumundan Giresun’a tayin yaptıracağız. Şimdiden ev tutalım diye düşünmüştük. Dedi. Ahmet bey bana dönerek;

- Niye acele ediyorsunuz Kemal bey? O aylarda evler boşalır ve kiralık ev rahat bulunur. Aslı;

- Kemal’i ziyarete geldim. Ama kaldığı yeri hiç beğenmedim. İyi bir ev bulup gitmezsem aklım nişanlımda kalır. Bu nedenle hemen bir ev bulalım ve evleninceye kadar da içini döşeyelim diye düşünüyoruz. Size zahmet olmazsa eve bir bakabilir miyiz? Deyince, Ahmet bey bizi kiralık olan eve götürmek mecburiyetinde kaldı.

Ev gerçekten güzeldi. İki oda bir salondu, Karadeniz ayaklarının altındaydı sanki. Boya da istemiyordu. Üstelik Ahmet bey evi de temizletmişti. Bir tek pencerelerin silinmesi gerekiyordu. Benim yerime yine Aslı sordu;

- Kirasına ne diyorsunuz Ahmet bey?

- Bu semtte kiralar 250-300 lira.

- Çok pahalı ya. Biz yeni evleneceğiz. Ne olur biraz indirin.

- Bakın, size ben henüz olur demedim. Kemal bey şu an bekar. Ben bu evi Kemal beye kiralarsam, apartmandakiler bana kızar.

- Ne olacak Ahmet bey? Nişanlım sabah çıkacak evden akşam gelecek. Ben nişanlıma kefil olduğum gibi, Kemal’in nasıl biri olduğunu Müdüründen de sorabilirsiniz?

- Bakın Aslı hanım. Burası ufak bir şehir. Herkes birbirini tanır. Kemal beyi de 3-4 yıldan beri tanıyor biliyoruz. Efendiliğini herkes bilir. Aslı Ahmet beyin sözünü keserek hemen atıldı.

- Daha ne o zaman. Lütfen, biz evinizi beğendik. Biz yeni evli olacağımız için, çocukta yok üstelik.. Ev sahiplerinin arayıp da bulamayacağı bir kiracıyız. Biraz ikram edin de evinizi tutalım. Deyince, Ahmet bey, yelkenleri suya indirmişti;

- Tamam. Yeni evleneceğiniz için de, sizden 200 lira kira alacağım, demesi üzerine, 175 liraya anlaşarak, evin anahtarlarını almıştık. Aslı uçuyordu sevincinden. Ve bu Aslı’nın şansından başka bir şey değildi.

Evi tutmuştuk ama, benim bekar evimizde bir ranzam ve masamdan başka bir eşyam da yoktu;

- Aşkım, benim o evde giysilerimden başka eşyam var sayılmaz. Çok eşyaya ihtiyacımız var. Ne yapacağız?

-Aşkım ben çok acıktım. Hem bir yemek yiyelim hem de liste yapalım.

Yemek yerken, Aslı bir yandan da düşünüp düşünüp listeye ilaveler yapıyordu. Liste iyice uzamıştı. Aklımdan “ İyi ki para biriktirmiş “ diye geçirdim. Aslı listeyi bakmam için uzatırken;

- Aşkım, benim bankada 1.100 liram var. O parayı çekeriz şimdi. Sen de para biriktiriyorum diyordun. Senin ne kadar paran var bankada? Deyince, cebimden banka cüzdanını çıkartıp uzattım;

- Ooo, sen zenginmişsin hayatım. Ver şu listeyi biraz daha ilaveler yapayım o zaman. Dedi ve ilaveleri yaptıktan sonra kalktık. İlk önce bankaya gittik. Aslı’ya para çekmemesini söylememe rağmen;

- Olmaz aşkım, madem ki bu ev, bizim evimizin çekirdeği olacak, o zaman çorba da benim de tuzum bulunması gerekir. deyince, 500 lira çekmesine razı oldum.

500 lira, enflasyonun canavarının olmadığı o dönemlerde, çok iyi paraydı.

Akşam Müdür beylere gidinceye kadar neler almadık ki,

İlk önce perdeleri aldık. Bir soba ve 4-5 çuval fındık kabuğu ile 200 kilo odun aldık. İki adet kanepe, bir halı, bir tane merdaneli çamaşır makinesi, tüp, milangaz, ufak bir gar dolap, yuvarlak bir masa ve dört sandalye, ütü, kaset çalar bir radyo, bir yorgan, iki yastık, iki battaniye, bir elektrik süpürgesi v.s. v.s

Mutfak için de; 3 adet muhtelif büyüklükte tencere, iki tava, altışar adet servis tabağı, tabak ve çorba kasesi, altışar adet çatal kaşık ve bıçak, bir ekmek dolabı, kepçe, süzgeç, çaydanlık, kahvaltı tabakları v.s. Bunların hepsini evimize koymuştuk. Alınmadık bir tek yiyecek malzemeleri kalmıştı. Onları da yarın almaya karar verdik. Tüm bunları büyük bir heyecan içerisinde yaptığımız için, kan-ter içerisinde kalmamıza rağmen, yorgunluktan hiç şikayet etmiyorduk.

Müdür beylere gidinceye kadar, perdelerimizi takmış, sobamızı bile kurmuştuk.

Akşam yemeğinden sonra evimize bile gelebilirdik. Ama Müdür bey “ Çok yorulmuşsunuz, bu akşam burada kalın ve iyi bir şekilde dinlenin “ deyince, Müdür beyin evinde kaldık.

Sabah, Müdür beylerden ayrılırken, Müdürüm ;

- Kemal bey, evinizi yerleştirinceye kadar izinlisin. Her gün daireye 3-4 saat uğra ki, Aslı kızımda ders çalışsın. Diyerek, olgunluğunu bir kez daha göstermişti.

O gün, mutfak alış verişimizi de yaparak, aldığımız eşyaları yerleştirdik. Sobamızı yaktık. Evimiz çok güzel olmuştu. Aslı, benim ne kadar çamaşırım, gömleğim varsa, temiz olanları bile yıkadı. Ama asacak çamaşır ipi ve mandal almayı unutmuşuz. Ben koşarak almak için çıkarken Aslı “ Aşkım ütü masasını da unutmuşuz “ diye hatırlatınca, hepsini alıp geldim. Aslı, yorgun olmasına rağmen, mutluluk ve coşku içerisinde mutfağa yemek yapmak için geçince, ben hem ona yardım ediyor hem de onu seyrediyordum. Benim de mutluluktan içim içime sığmıyordu. Evimizde ilk defa yanak yanağa yemek yerken “ İşte mutluluk bu “ diye, haykırasım geliyordu.

Zavallı sevgilimin çok yorulduğu, yatağa girip başını göğsüme koyar koymaz uyumasıyla belli oldu.

Sabah uyandığımda saat 09.30 olmuştu. Aslı, sırtı bana dönük, kollarımın arasında hala uyuyordu. Altından kolumu, uyandırmamaya özen göstererek yavaşça çektim. Ve dakikalarca Aslı’yı seyrettim. “ Ben bir peri kızıyla yatmışım “ diye, Tanrıma teşekkür ederek kalktım.

İlk önce sobayı yaktım. Mutfağa geçerek çayı koydum ve altını kısarak, hemen dışarıya çıktım. Taze bir ekmek, poğaça ve simit alarak geri döndüm. Aslı uyanmadan kahvaltıyı hazırlamak istiyordum. Ses yapmamaya çalışarak kahvaltılıkları masaya taşıdım. Çayda demlenmişti. Kaşarlı yumurta da kırarak, Aslı’nın yanına gittim.

Ellerini avuçlarıma aldım, parmaklarının ucundan başlayarak öpücük yağmuruna tuttum. Gıdığını, çenesini öperken Aslı uyanmıştı. Dudaklarına bir öpücük kondurarak “ Günaydın aşkım “ dedim. Aslı kalktı, şöyle bir etrafına bakındı. “ Günaydın aşkım ” deyip boynuma sarılırken ağlamaya başladı. Korkmuştum;

- Ne oldu aşkım? Neden ağlıyorsun? Diye heyecanla sordum. Daha da sıkı sarılarak;

- Hayallerim de hep böyle uyandırılmak vardı. Evlendiğimde kocamın, kahvaltıyı hazırlayıp beni öperek uyandırmasını, çok düşlüyordum. Daha senin kadının olmadan hayallerimi yaşatıyorsun bana. Seni çok ama çok seviyorum aşkım. Tanrım iyi ki seni karşıma çıkardı. Deyip, bu kez Aslı beni öpücük yağmuruna tutmaya başladı.

Kahvaltıdan sonra, ailelerimize telefon etmek için dışarıya çıktık. Cumartesi günü olduğu için, saat 14.00 den sonra, ilk önce Aslı’nın ailesini aradık. Ailesi Aslı’ya, Giresun’a geldiği için hala kızıyorlardı. Nuray annem, “ Ateşle barut yan yana durmaz “ demiş, Annesinin bu şekilde konuşmasına, Aslı’nın “ Niye bana, niye Kemal’e güvenmiyorsunuz. Biz sizi üzecek bir şey yapmayız anneciğim “ dediğini duydum.

Daha sonra bizimkilere telefon açtık, sürpriz yapmak istedik ama Nuray annem, Annemi arayarak, Aslı’nın benim yanımda olduğunu söylemiş. Annem de, aynı Nuray annem gibi konuşunca;

- Anneciğim, biz Aslı ile Konya’da da, onların evinde bizim evimizde her gün saatlerce yalnız kaldık. Biz ikimizde olgun insanlarız. Siz hiç endişelenmeyin, Aslı o eve, beyaz gelinliği içerisinde gururla gelecek anneciğim. Dememe rağmen annemin endişelerini ve tedirginliğini giderememiştim.

Ailelerimiz kendilerince belki haklıydılar ama bizim, birbirimize saygımız çerçevesinde, seviyeli bir ilişkimiz vardı. Tepkileri sonucu moralimiz bozulmuştu. Aslı sitem etmeye başladı;

- Niye bize güvenmiyorlar aşkım ya? İkimizde 22 yaşında kültürlü insanlarız. Biz birbirimize saygımızı, sevgimizi yıpratacak kadar ileri gitmeyiz değil mi aşkım? Hem ben sana, kendime güvenmesem hiç buraya gelir miydim? Neymiş efendim

“ Ateşle barut yan yana durmaz “ mış. Şeytan diyor ki… deyip, sustu.

Arkasını getiremedi ama anlamıştım. Beline sarıldım ve muzipçe gülümseyerek;

- Şeytan ne diyor aşkım?

- Kemal, hainlik yapma, zaten moralim bozuldu.

- Ben bu şeytanı sevmeye başladım aşkım. Deyip, damarına basmaya devam ettim.

- Şimdi çantayı kafana indireceğim ama. O zaman şeytanı sevmeyi görürsün.

Morallerimiz biraz yerine gelmeye başlamıştı. Haftalık dergilerimizi, gazetelerimizi ve dört şişe bira alarak evimize döndük.

Bu on iki gün, mutluluk sarhoşluğu ile göz açıp kapatıncaya kadar çabuk geçti.

Aslı’yı uğurlarken, ağlamamak için birbirimize söz vermemize rağmen, onun da benim de gözlerimizden yağmur gibi yaşlar aktı.

..............................................................................................................................................................

Ama bu mutluluğumuzun, sonun başlangıcı olacağını bilemezdik.

Birisi çıkıp da, bu mutluluğunuz “ sonun başlangıcı “ deseydi, inanınız ki onu, o an çekip vururdum.

Ama ne yazık ki, artık sonun başlangıcını yaşamaya başlayacaktık…..

Kemal KÜÇÜKTEKİN

26.07.2010

KARAMAN


BİR YOLCULUK ANISI -6- BENCİLLİK, SEVGİYLE Mİ BAŞLAR ?

Bir Yolculuk Anısı -6- Bencillik, sevgiyle mi başlar ?


Gerek bir resmi kurumda çalışmamın alışkanlığı, gerekse erken yatmam nedeniyle saat 07.30 da uyanmıştım. Hemen giyinerek otelden ayrıldım. Ve dışarıya çıktığımda Eskişehir' de uyanmıştı.

Önce bir pastahane de kahvaltı yaptım. Daha sonra bir berber de traş oldum. Ve cüzdanımdan adresi çıkararak, bu adresi bana en iyi postacılar tarif edebilir, düşüncesi ile, akşam yerini öğrendiğim postahaneye gittim. İlk önce eşime, telefon açarak bir " Günaydın " dedikten sonra, Nuray hanımın evini postacılardan öğrendim. Bulunduğu mahalleye gelince, sokağı bulmak zor olmadı. Tek tek apartmanı ve numaralarını aramaktansa, sokağın içerisindeki bakkala sordum. "İsa Türkoğlu' nun evi" değince bakkal ;
- Hani şu 5-6 gün önce vefat eden İsa hocamı ? diye sordu. Tanıyordu demek ki.
- Şu iki çam ağacını görüyor musunuz, o kahverengi beş katlı apartmanın ikinci katında oturuyordu. Çok iyi bir adamdı, çok erken gitti zavallı, dedi.
Evlerini bulmuştum, ev yakındı, teşekkür ederek, saate baktım 08.30 du. Henüz erkendi. Bu saatte rahatsız etmemek için zaman geçirebileceğim bir çay bahçesi olup olmadığını sordum İki sokak aşağıda bir çay bahçesinin olduğunu söyledi. Çay bahçesini bularak, hava serin olmasına rağmen, süs elmalarının altındaki masaya oturdum ve bir çay söyledim. Yanıma gazete ve dergi de almadığım için yine düşüncelere dalmıştım.

İsa babamın dediği gibi, ön nişanın yapılacağı Cumartesi günü idi. Babam mağazaya gitmiş ve saat 16.00-17.00 de mutlaka evde olurum demişti. Abimde bürolarına gitmişti. Bebek onlara uğurlu gelmiş, bir kooperatifin 320 dairelik inşaatını almışlardı. Bu abim ve ortaklarının ilk büyük işiydi.
Ben ise heyecandan yerimde duramıyordum. . Saat 13.00 gibi annem ile yengem, " Biz alışverişe çıkıyoruz, çikolatayı gelirken alırız, çiçeği de akşama doğru sen yaptırırsın oğlum " deyip gittiler. Aslı' ya telefon açtım. o da çok heyecanlı ve sevinçli olduğunu söyledi. Onlarda saat 15.00 gibi kuaföre gideceklermiş. Zaman geçmek bilmiyordu.
Her hangi bir şey de okuyamıyordum. Bu heyecanı yaşayan dostlarım çok iyi bilirler, sen aç, John Steinbeck' i, Tolstoy' u oku bakalım okuyabiliyor musun ?
Evde de yalnız kalmıştım, can sıkıntısından, heyecandan elime ne geçerse atıştırıp duruyordum.

Saat 18.00 gibi babamla birlikte annem ve yengem de gelmişti. Annem ile yengem kuaföre uğramışlar ki, ikisi de harika olmuş. Yengem saçlarını sarıya boyatmış ve meç attırmış, çok harika görünüyordu. Saat yaklaştıkça benim heyecanımda artmış, yerimde oturamıyordum.
Babam, elinde iki birayla yanıma geldi.;
- Kemal şimdi heyecandan biraları götürmüştür dedim ya, baktım içmemişsin. Al bakalım biraz heyecanın yatışsın. Ben babama teşekkür ettim ki, abimde geldi. Kırmızı güllerden harika bir de çiçek yaptırmıştı. Anneme , bir eksiğimizin olup olmadığını sormadan oturmadı. Annem ;
- Bir eksiğimiz kalmadı, sağ ol oğlum benim. Babanla birlikte fotoğrafçıyı da ayarladık. İsa beylerin adresini verdik. saat 22.00 gibi fotoğrafçı da gelecek. Yemeğimizi yedikten sonra hazırlanır ve saat 21.00 gibi gideriz. Ben ;
- Gece yarısı mı gideceğiz anneciğim ya ? 21.00 geç değil mi ? deyince, güldüler.

Saat 20.00 civarında yemekten kalktık. Annem ;
- Hadi beyler siz yavaş yavaş giyinin. Biz de yemek masasını toplar toplamaz giyiniriz. dedi.
Ben hemen, sabah traş olmama rağmen bir daha traş oldum. Beyaz gömleğimin üzerine, zemini açık mavi, sarı ve beyaz çizgili kravatımı taktım. Ve yeni almış olduğumuz gümüş rengi takım elbisemi giydim. Aynanın karşısından ayrılmıyordum. Saçlarıma defalarca şekil veriyor, beğenmiyor tekrar tarıyordum. Yarım şişeye yakın bir parfümle ancak tatmin oldum. Salona geldiğimde, babamın kahverengi takım elbiselerini giydiğini ve kravatını takmaya çalıştığını gördüm. Abim de yukarıdan inmişti, Onun üzerinde de, beyaz bir gömlek, tatlı mavi takım elbise vardı. Kravat yerine siyah bir papyon takmıştı. Biraz sonra Annem ve yengem de hazırdı. Annem parlak bej rengi bir tayyör giymişti. İçinde geniş yuvarlak yakalı, tatlı bir yeşil blüz vardı. Yengem ise, yaptırmış olduğu sarı saçlarının altına şampanya rengi bir tayyör giymişti. İkisi de harika görünüyordu.

Ve saat 20.45 gibi arabaya binerken, en az onlarda benim kadar heyecanlıydı.

Kapılarının ziline bastığımızda saat tam 21.00 di. Nuray hanım ve İsa bey, birlikte karşıladılar bizi. İkisi de çok şıktı. Nuray hanım, belden itibaren hafif genişleyen beyaz bir pantolon, üzerine, açık mavi bir gömlek ve kısa bir süet ceket giymişti. İsa beyin üzerinde ise krem rengi bir takım elbise vardı. Kibarca hepimize "Hoş geldiniz " dediler. Elimdeki gülleri ve çikolatayı Nuray hanıma verdim. Hatır sorulmalarına geçildi. Annem ve babam ikili koltuğa, abim, yengem ve ben üçlü koltuğa oturmuştuk. Üç-beş dakika sohbet edildi. Hala görünürlerde Aslı yoktu. Ben yengemin kulağına eğilerek ;
- İster misin Aslı firar etmiş olsun, dedim. Yengem kendini tutamadı, güldü. ve sesli olarak ;
- Etmez, etmez , dedi. Nuray hanım dayanamayıp sordu, yengemin de gülmesini merak etmişti galiba ;
- Ne o etmeyen Tülay hanım ?
- Kemal Aslı' yı göremeyince " Aslı firar etmiş galiba " deyince, ben de " etmez etmez " dedim Nuray hanım . Nuray hanım bana dönerek ;
- Hiç firar eder mi Kemal bey oğlum. Sen onun içeride heyecandan ölmediğine dua et. Ben bir Aslı cığıma bir bakayım o zaman, dedi ve kalktı. Oturma odasından Nuray hanımla Aslı çıkarken gözlerime inanamadım.

Aslı, sanki bir filim yıldızı gibi olmuştu, O omuzları açık bordo elbise üzerinde harika duruyordu. . Saçlarını kızıla boyatmış, ya kendi saçından meç bırakılmış ya da sonradan kızıl üzerine sarı meç atılmıştı. Bordo elbise ve kızıl saçlar, omuzlarının bütün güzelliğini ortaya çıkarmıştı. Saçları hafif geriye toplanarak kabartılınca, o çocuksu, masum yüzü olduğu gibi açığa çıkmıştı. Kahverengi bir kalemle, hafif dolgun dudakların kenarları belirlenmiş ve kırmızı az bir ruj sürülmüştü. Yanakları da, dudaklarına sürülen rujun renginde hafifçe boyalıydı. Mavi gözlerinin göz kapakları, gözlerine uyumlu olarak boyanmıştı. O ufak kalkık burnuyla sanki bir peri, sanki bir melek girmişti odaya. Kalbim hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Biraz sonra bu peri benim nişanlım olacaktı. İnanmıyor... İnanamıyordum....

Aslı' da hepimize kibarca " Hoş geldiniz " dedi. Annem ve babamım ellerini kibarca öperek kucaklaştılar ve öpüştüler. Abim ve yengemle de öpüşerek, hoş geldiniz, dedi. Bana ;
- Hoş geldin Kemal. deyip elini uzatınca, ben dayanamayıp elini avuçlarıma alarak öptüm ve ;
- Hoş bulduk aşkım. Çok güzelsin, harika görünüyorsun, dedim usulca.
- Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklı olmuşsun, dedi. Ve annesine yakın bir sandalye çekerek oturdu.
Bir süre sonra babam ;
- Nuray hanım, İsa bey, bir araya gelmemizin nedeni malumunuzdur. İlk önce, konuşmasını bilen, saygılı, aydın ve modern bir kız yetiştirdiğiniz için sizi bir kez daha kutluyorum. Çocuklarımız birbirlerini beğenip ve sevmişler. Anne ve babaları olarak, bize düşen görev, onlara aracı ve yardımcı olmaktır. Güzeller güzeli Aslı kızımızı, Kemal' in annesi babası olarak biz de çok sevdik ve kendi kızımız gibi bağrımıza basacağımızı da bilmenizi isterim. Her ne kadar çocuklarımız birbirini sevmiş olsalar da, sizin de bu birliktelik için onayınızın olması gerekiyor. Eğer onayınız varsa, güzel kızınız Aslı' yı, oğlumuz Kemal' e, Allahın emri ve Peygamberimizin kavli ile istiyorum. dedi.
İsa bey ;
- Bu ortam, bir kız babasının ve annesinin yaşadığı en zor anlardan birisi olsa gerek. Neriman hanım, Doğan bey, kızıma ve bize değer vererek gelmeniz bizim için bir onurdur. Ben de Kemal bey gibi bir evlat yetiştirdiğiniz için sizi kutlarım. Kemal beyi, gerek Nuray hanım gerekse ben beğeniyoruz ve takdir ediyoruz. Bir anne ve baba olarak bu gençlerin birbirlerini beğendiklerini ve sevdiklerini bizde gözlemlemiş buluyoruz. Klasikleşmiş ve gereksiz bir soru ama yine de benim sevgili kızıma sormam gerekiyor. Ve Aslı' ya dönerek ;
- Güzel kızım, Aslı cığım, Doğan bey ve ailesinin neden burada olduklarını biliyorsun ve Doğan beyi duydun. Senin kararını son bir kez hepimiz duymak istiyoruz canım. deyince, Aslı'nın yüzü hem biraz utancından hem de heyecandan kızarmıştı.;
- Ben kararımı daha önce size söylemiştim babacığım, ama yine de siz bilirsiniz. dedi.
İsa bey eşine dönerek ;
- Hayatım, sevgili Nuray hanımcığım, 24 yıldan beri bu evde kararları birlikte aldık, ne yapılması gerekiyorsa birlikte yaptık... Güzel kızımızın üzerindeki emeğin de, ben den çok çok fazladır senin. Bu nedenle, senin düşüncelerin benim için çok çok önemlidir. Sen ne diyorsun hayatım.
- Hayatım, Doğan beyi, zarif eşi Neriman hanımı, Korhan beyi, eşi güzel kızımız Tülay hanımı tek tek tanıdık. Değerli bir aile oldukları kuşkusuz.. Hepsini ayrı ayrı ben şahsım adına çok sevdim. Kemal bey oğlumuza gelince de, çok kibar, çok aydın ve kültürlü bir delikanlı. Kızımızı çok seviyor, kızımızda Kemal' i çok seviyor. Birlikte çok mutlu olacaklarına inanıyorum. Ben, içimden bir şeyler kopmasına rağmen " Evet " diyorum hayatım, ama yine de son karar senin. deyince Nuray hanım, İsa bey ayağa kalkarak, Aslı' yı yanına çağırdı, iki yanağından da öptü. Bana da " Kemal bey oğlum siz de gelir misiniz " dedi. Ben de kalkarak yanlarına gittim. Benim de iki yanağımdan öperek ;
- Bakın çocuklar, birbirinize sevgi dolu, saygı dolu gözlerle baktığınızı, birlikte mutlu olduğunuzu hepimiz gözlemlemiş bulunuyoruz. Benim sizden isteğim birbirinize her zaman böyle sevgili ve saygılı olun. Size ömrünüz boyunca mutluluklar diliyorum, diyerek Aslı' nın eliyle benim elimi birleştirdi. İkimizi birden kucaklıyarak öptü. Ben hemen elini öperek ;
- Teşekkür ederim babacığım. Aslı her şeyin en güzeline layık olduğu gibi mutluluğunda en güzeline layık. Aslı' yı mutlu etmek için ne gerekiyorsa yapacağıma güvenebilirsiniz.
- Biliyorum Kemal oğlum. Benim sana güvenim sonsuz, dedi. Aslı da, teşekkür ederek babasının elini öptü.
Babam ;
- Nuray hanım, İsa bey, daha önce de kararlaştırdığımız gibi bir söz kesimi yüzüğü ile bu olayı resmileştirelim. Aslı kızım okulunu bitirdikten sonra kızıma layık, görkemli bir nişan yaparız. Daha sonra çocuklarımızın belirleyeceği bir tarihte düğünlerini de yaparız. Ben şimdi izniniz olursa yüzüklerini takmak istiyorum ve bu yüzükleri takmaktan büyük bir mutluluk ve onur duyacağım.
Ve birbirine kırmızı kurdela ile bağlı yüzüklerden, ilk önce Aslı' nın olanını, Aslı' nın parmağına taktı.;
- Ömür boyu mutlu olun kızım, diyerek Aslı' yı yanaklarında ve anlından öptü. Benim de parmağıma yüzüğü takarak;
- Seninle gurur duyuyorum oğlum. Mutlu ol oğlum. Siz ne kadar mutlu olursanız ben o kadar mutluluk duyarım, dedi. Yanaklarımdan ve anlımdan sevgiyle öptü.
Hepsi birden alkışlamaya başladılar. Abimle yengem " Öp, öp " diye tempo tutuyorlardı. Biz de fırsat bu fırsattır deyip birbirimiz sarıldık ve öpüştük. Daha sonra herkesin elini öptük.
Fotoğrafçı gelecek diye kurdela kesilmemişti. Nuray hanım, çikolata ile birlikte içecekleri de getirmiş Tülay yengem ikram etmeye başlamıştı.
Biz ise, yan yana oturmuş, bir parmaklarımızda ki yüzüklere bir de birbirimize bakıyorduk. Aslı;
- Çok mutluyum Kemal, seni çok seviyorum, diye fısıldadı.
- Ben de seni çok seviyorum Aşkım. Seni böyle mutlu görmek beni daha çok mutlu ediyor, diye kulağına fısıldadım.
Bir süre sonra, Nuray hanımın " Kahvelerinizi nasıl alırsınız ?" diye sormasıyla, Aslı ;
- Kahveleri ben yapmak istiyorum Anneciğim. diyerek ayağa kalktı.
- Ama güzel kızım, fotoğrafçı gelecek diye sizin kurdelanız kesilmedi. Bu şekil de nasıl yapacaksın ?
- Biz Kemal' le yaparız anneciğim. Hem Kemal' i böylece, evlenmeden önce mutfağa sokmuş olurum. deyince herkesi bir gülmek aldı. Ben de bu şakaya karşılık ;
- Yook yaa... Kusura bakma Aslı hanım, şimdiden mutfağa girersem bunun sonu kılıbıklık olur. Eğer kahveleri siz yapacaksınız, yüzüğü çıkartırım, siz kahveleri yapar gelirsiniz, deyince Aslı ;
- Bana bak çocuk, o yüzüğü parmağından bir saniye çıkar, vallahi seni boğarım, deyince gülmeler daha da artmıştı ama Aslı hemen boynuma sarıldı ve gerek kendi annesinin babasının, gerekse benim annemin ve babamın yanında;
- Ah aşkım, ben sana hiç kıyabilir miyim? deyince de, gülmelerin yerini alkış aldı.
Biz mutfağa gittik ama Tülay yengem yine dayanamadı, mutfağa gelerek ;
- Her zaman böyle mutlu olun. Birbirinize çok yakışıyorsunuz, sizi bir kez daha kutluyorum. deyip yanaklarımızdan öptü. Ve Aslı'ya ;
- Aslı cığım, kahveleri senin yapman gerekiyor belki ama bu durumda rahat hareket edemezsiniz. Bu akşam ben yapayım kahveleri. Daha senin elinden çok kahve içeceğiz hayatım, hadi siz şimdi içeriye geçin. demesiyle biz de içeriye, kahveleri yapmadan girdik.

Henüz kahvelerimiz bitmeden, fotoğrafçı da gelmişti. Değişik değişik pozlarda en az 35-40 kare fotoğraf çektirdik. Fotoğraf çekimi bittikten sonra, İsa bey bize dönerek ;
- Çocuklar, hadi gidin de sizde kendi aranızda bu mutluluğu kutlayın diyeceğim ama Konya' yı biliyorsunuz, mutaassıp bir kent. Hele bu saatte doğru dürüst gidilecek ne açık bir pastahane ne bir çay bahçesi bulabilirsiniz. deyince, babam hemen atıldı ;
- O zaman yarın, bizim bahçe de bir mangal partisi yapıp, hem bu mutlu tabloyu hem de Korhan oğlumun işini kutlayalım, ne dersiniz ? deyince, herkes sevinçle kabul etti.

O gece 00.30 kadar, coşkulu gülmelerimiz, kahkahalarımız duvarlarda yankılandı. İki ailenin sevgi ve mutlulukları buram buram tüterek tüm Konya' yı sardı... Ama, ara sıra mutluluk gözyaşları da akmadı değil.... Asla unutulmayacak harika bir geceydi.....Harika bir gece....

Ve Ön nişan sonrası, Pazar günü.

Evimiz, Meram' a giden Eski Meram yolu üzerindeydi. İki katlı bir evdi. Bin metre kare bir bahçenin içerisine yapılmıştı. Evin yan tarafına, babam, büyükçe bir kamelya yaptırmıştı. Çıtalarla örülmüş ve üstü kiremitle kaplanmış olan bu kamelya, on beş kişinin rahatlıkla oturabileceği bir büyüklükteydi. Bir kablo ile Kamelyaya elektrikte çekilmişti. Kamelyanın doğu ve güneyini sarmaşıklar kaplamıştı, böylece yoldan geçenlerin kamelyanın içini görmeleri olanaksızdı. Kamelyanın etrafına ve evin önüne çim ekilmişti. Evin önünde ve kamelyanın etrafında yine elliye yakın, renga renk açan gülleri annem dikmişti. Kamelyanın hemen aşağısında dört arabalık bir park yeri olup, parkın yerine ve birbirine bağlayan yollara parke taş döşenmişti. Evimizin arka tarafında, kömürlük, kiler ve tandırlık vardı. Tandırlığın zemine beton dökülmüştü. Tandırlıktan itibaren bahçemizin arka tarafında, on sekiz elma, üç kiraz, iki vişne ve iki kayısı olmak üzere, yirmi beş meyve ağacını yine babam dikmişti.
Evimizin tek girişi olup, girişteki merdivenle üst kata çıkılıyordu. Diğer bir kapıyla alt kattaki eve giriliyordu. Üst kat abim ve yengeme ait olmasına rağmen, her saat her dakika birlikteydik. Bir tek yatmak için üst kata çıkıyorlardı.

Ve işte pikniği bu bahçede yapacaktık. Erken gelecekleri için, o sabah hep beraber kalktık. Daha doğrusu uykuyu seven beni ve ağabeyimi de kaldırmışlardı. Ama Aslı geleceği için hiç naz yapmadan kalkmıştım. Kısa bir kahvaltıdan sonra, nelerin yapılacağı, nelerin ikram edileceği konuşuldu. Öğle yemeğin de pirzola ve biftek, akşama da sac kavurması yapılmasına karar verilerek görev taksimi yapıldı. Babam, mangalları hazırlayacaktı, ağabeyim etleri, rakıları ve çerezleri alacaktı ve bana da, göçmen pazarından beş kilo yoğurt, taze biber, domates, soğan almak düştü. Abimle birlikte biz çıktık. Beni göçmen pazarında bıraktı. Ayrılırken abime, altı- yedi şişe bira da almasını rica ettim. Saat 10. 30 da her şey hazırdı.

Saat 11.00 gibi İsa babam gil geldiler. Araba dan İlk önce Nuray annem indi. İlk defa onu spor bir kıyafetle görüyordum. Üzerinde bir kot pantolon ve kısa kollu yeşil kareli bir gömlek vardı. Deve tüyü bir süeteri omuzlarına atmış ve kollarını önünde bağlamıştı. Ayağında timberland tibi, deri yazlık bir ayakkabı vardı.
Aslı ise, ayaklarında beyaz spor bir ayakkabı, dizlerinin altından bağlamalı beyaz şalvar tipi bir saten pantolon ve mavi çizgili, kısa kollu şile bezi bir gömlek giymişti. O kızıl saçlarını yine beyaz bir bandajla toplayarak, en usta ressamın bile çizmekte zorlanacağı, o ay gibi, masum güzel yüzünü ortaya çıkarmıştı. Çok güzeldi. Bu kıza, ya giydikleri çok güzel yakışıyordu ya da bu kız, giydikleri kendisine çok yakıştırıyordu. Ama hani bir özdeyiş var, " Güzele ne yakışmaz. " diye. İşte bu özdeyiş, sanki Aslı için söylenmişti.
İsa babam, bağsız bir yazlık ayakkabı ve kül rengi bir kadife pantolonun üzerine zemini açık kahverengi olup koyu kahverengi tonlarına kadar renkli, kareli bir gömlek giymişti.
Tek tek bir birimize sarılıp, selamlaşma fasılından sonra kamelyaya oturuldu. Bir süre sonra,
babam, İsa babama bahçeyi gezdirmek için kalktıklarında, bayanlarda hazırlıklar için kalkmıştı.
Aslı ile mutfaktan etleri ve sebzeleri mangalların yanına taşımıştık. Abim etlerin gecikmemesi için iki mangalı birlikte yakmıştı. Ateşin kıvama gelmesi beklenirken, Aslı ile yengem, sebzeleri yıkanıp hazırlıyorlardı.
Yengem beni çağırdı. Daha yanlarına varır varmaz, Aslı bir tas suyu yüzüme dökmesiyle kaçması bir oldu. Şaşırmıştım, tandırdakilerin gülmesiyle kendime geldim. Hemen tası doldurarak Aslı'yı kovalamaya başladım. Aslı kamelyanın etrafında hem kaçıyor hemde " Yapma aşkım, n'olur aşkım " diye bağırıyordu. Tandırdakiler işlerini bırakmış bizi seyrediyorlardı. Aslı'yı yakalamıştım ama elleriyle yüzünü kapamış başını eğerek kurtulmaya çalışıyordu. Gömleğinin yakasından ensesine doğru biraz su dökünce, irkilerek kendini arkaya atmasıyla, yüzüne suyu dökmüştüm. Kahkahalarla çimlerin üzerine düşmüştük. Tandırdakiler de gülüyordu. Birbirimize sarılarak tandıra geldik. Ben ;
- Aşk olsun yenge, demek bana komplo kuruyorsunuz ? dedim.
- Eee, ne yapalım. Elti dayanışması, dedi.
O an abim mangalın yanından geldi ve içerisinde buzlar olan sürahiyi ve bardağı aldı. Bardağı doldurdu. Hepimiz su içecek derken, soğuk suyu yengemin yüzüne serpiverdi. Yengem çığlık atarken, abim ;
- Bu da kardeş dayanışması, dedi. Yengem sürahiyi kapıncaya kadar abim arabaların yanına çoktan kaçmıştı.
- Eh.., Korhan sen buraya gelmeyecek misin ? Bunun hesabını nasıl soracağımı herkes görecek. diye, bağırıyordu ama hepimiz gülüyorduk.

İşte bu neşe içerisinde, salatalar, söğüşler hazırlanmıştı. Aslı ile ben hazırlananları, çatal, kaşık ve bıçakları kamelyaya taşıyorduk. Pirzolalar da pişmişti. Tabaklara koyarak servis yapıldı ve hepimiz kamelya da yerimizi almıştık. Aslı ile yan yana oturma uğraşlarım da sonuç vermişti.
Herkes açıkmıştı ki, büyük bir iştahla yemeğe başlamışlardı.
Yediğim ilk pirzola dan sonra ikinci pirzolayı uzatarak Aslı'ya ısırttırdım. Aslı'da aynısını yaptı. Artık elimizdeki etleri birbirimize yedirmeye başladık. İkinci üçüncü pirzolalar da böyle yendi. Eti ısırttıran, çatalla ya domates söğüş ya da soğan söğüş de veriyordu. Öyle ki, kendi yediğimizden daha çok zevkli yiyorduk. Birbirimizin dudaklarımızın kenarlarına bulaşan yağları da, bez peçeteyle siliyorduk. Kendimizi o kadar kaptırmışız ki, abimin ;
- Kemal oğlum, bak kötü örnek oluyorsun. Yengen, bana " Kardeşini örnek al biraz , diyor. " demesiyle, kendimize geldik. Masadakilere bir baktık ki, herkes yemeği içmeyi bırakmış hayranlıkla bizi seyrediyordu. Biraz utanmıştık...

Sıcak olduğu için, öğlen yemeğinde içki alınmamıştı. Herkes iştahını akşama sakladı ama yemekten sonra biz, birer bira alarak elmaların altına gittik. Kamelyanın sarmaşıklarla kapalı olan tarafına oturduk. Biralarımızı açarak birer yudum aldık. Aslı, başını omzuma dayadı.;
- Çok mutluyum aşkım, ama çok. Seninle, ailenle tanışmadan önce, her genç kız gibi ben de hayaller kurardım. Hayallerim de, beni çok sevecek, bana saygı duyacak bir eşim olsun isterdim. Eşimin ailesi ile ya anlaşamazsam ya beni sevmezlerse diye aklıma gelir, çok tedirgin olurdum. Hayallerimde bile böyle bir ortamı düşünemezdim. Ailenden bu kadar sevgiyi inan ki hiç beklemiyordum. Ama o kadar iyi bir ailen var ki, Neriman annemi, annem gibi, annem kadar çok seviyorum. Doğan babam, ikinci babam oldu sanki. Benim hiç abim olmadığı için, Korhan abimi gerçek abim gibi seviyorum. Tülay ablamın ise bir benzeri olamaz sanırım. Ve seni., ve seni aşkım, gözümü bile kırpmadan, uğrunda ölecek kadar çok seviyorum.
Eğilerek yanağını ve dudaklarını öptüm ;
-Bundan çok daha güzel günlerimiz olacak aşkım. Göreceksin çok mutlu olacağız. Ailemi tanıdıkça, seni, benden daha çok sevdiklerini göreceksin. Ben de her zaman düşlemişimdir. Aydın, kültürlü, düşünce yapılarımızın uyum sağladığı bir kayın pederimin ve kayın validemin olmasını. Bana sıcak davranmaları, bana kucak açmaları benim de düşümdü. Ama şimdi, senin gibi güzel, senin gibi sevgi dolu bir sevgilim olduğu için ve İsa babam ve Nuray annem gibi bir kayın pederim ve kayın validem olacak olmasına, kendimi " Tanrının ayrıcalıklı bir kulu " olarak görüyorum.
- Seni karşıma çıkardığı için, bende Tanrının ayrıcalıklı bir kuluyum hayatım. Seni mutlu etmek için aşkım, elimden ne geliyorsa, ne yapmam gerekiyorsa hepsini seve seve yapacağım. Keşke okulum bitmiş olaydı şimdi. Evlenirdik hemen.
- Bunu şanssızlığımız olarak düşünelim canım. Ben seni bir yıl değil, bir ömür boyu beklerim sevgilim.
Bu sefer Aslı, dudaklarıma uzanarak bir öpücük kondurdu.
- Aşkım benim, beklersin değil mi ? Ama ayrı kalacağız aşkım ya. Sen yanımda olsan bu bir yıl çok çabuk geçer ama sen yanımda olmayınca her gün bir ay gibi geçecek şimdi. Ben nasıl dayanacağım?
- Benim içinde çok zor olacak aşkım. Ama sevgimiz bize güç verecek, sabır verecek canım. Hem ben seni görmeye yine Ankara' ya gelirim.
- Biliyorum geleceğini aşkım. Geçen dönem de, her ayın ilk cumartesi gününü iple çekiyordum. O gece sabaha kadar heyecandan uyuyamıyordum. Dolaptan bütün elbiselerimi indiriyor, senin için ne giyeceğimi şaşırıyordum.

Bu anın hiç bitmemesini istercesine iyice birbirimize sarılmıştık. Bu mutluluğu, konuşarak değil de, hissederek özümsemeye çalışıyorduk sanki.

Ama annemin;
- Kemal oğlum, Hatice hanım geldi. seslenmesiyle kendimize geldik. Aslı hemen sordu ;_
- Kim bu Hatice ?
- Hatice benim Konya'daki üç-dört arkadaşımdan biri.
- Yaa.
- Gel aşkım seni tanıştırayım. İnanıyorum sende seveceksin.

Hatice, çocukluk arkadaşımdı. Gerçekten Konya'daki üç-dört arkadaşımdan biriydi. Arkadaşlıktan öte bir dostluğumuz vardı. Hemen sokağın karşı tarafında oturuyorlardı. Liseyi bitirir bitirmez, Konya Defterdarlığı'nda çalışmaya başlamıştı. Adana' da okurken yaz tatillerinde, Giresun'dan izine geldiğimde mutlaka bir araya gelir, saatlerce güncel konulardan siyasetten, kitaplardan konuşur, birbirimize şiirler okurduk. Kendini yetiştirmesini bilen, kültürlü ve demokrat, minyon tipli ve oldukça neşeli bir kızdı. Benden bir yaş büyüktü. Bizi görür görmez ;
- Neredesin arkadaşım ya ? Özlettin kendini ? Senin bu gün dolmuştan indiğini görmesem, geldiğini bile öğrenemeyecektim. Aşk olsun yani. O bana, ben ona " Hoş geldin " diyerek birbirimize sarıldık ve öpüştük.
- Hem sana bir hoş geldin diyeyim hem de kitaplarını vereyim diye gelmiştim. diyerek, benim ona verdiğim Görki ve Marks'ın kitaplarını getirmişti.
- Teşekkür ederim Hatice. Sana nişanlımı tanıtayım, demiş ve Aslı'ya bakmıştım ama Aslı' nın moralinin bozulduğunu görünce şaşırmıştım.
- Nişanlım Aslı, aşkım bu arkadaşım Hatice. Aslı'nın çok soğuk bir şekilde " Memnun oldum " demesini oradakilerin hepsi fark etmişti. Buna rağmen Hatice, benim adıma çok sevindiğini belli ederek, Aslı'ya sarıldı ve öperek;
- Kutlarım bir tanem, dedi.
Ve bana da sarılarak öptü;
- Kutlarım arkadaşım. Çok sevindim. Size mutluluklar dilerim. Biliyorsun seni mutlu görmek, beni de mutlu eder.
- Biliyorum Hatice, çok teşekkür ederim. Darısı senin başına.. diyerek, Hatice' yi İsa babam ile Nuray annemle de tanıştırdım.
- Oturmaz mıydın Hatice, hem bu akşam kutlama var. Sende mutluluğumuza ortak olurdun.
- Yok, ben kalmayayım Kemal. Ne güzel iki aile bir araya gelmişsiniz. Ben gevezeliklerimle bu güzelliği bozmayayım. diyerek izin istedi. Hatice gider gitmez, Aslı sinirli bir şekilde kolumdan tuttu ;
- Nasıl yaparsın bunu ya..? Daha bir günlük nişanlıyız ya.. Benim yanımda bir kızla nasıl şapur şupur öpüşürsünüz ? Aslı' ya şaşırarak baktım ama gözlerinde çoktan fırtınalar kopmuş, şimşekler çakıyordu.
- Hayatım Hatice yalnızca benim arkadaşım.
- Nasıl bir arkadaşlık bu Kemal ? Bir defa olsa neyse, sarılıp sarılıp öpüştünüz ya. Hemde benim yanımda.
- Hayatım, insan bir arkadaşına " Hoş geldiniz " deyip öpemez mi? İkincisinde kızcağız, kutlamak için seni de öptü beni de öptü. Ne var bunda Allahını seversen.
Ne benim ailem ne de Aslı'nın ailesi müdehale ediyordu.
- Bir de kızcağız diyor ya. Şuna bak ya.. Koruyor birde üstelik. " Sevgilim " deseydin bari.
- Hayatım, arkadaşlar birbirine sevgili gözüyle bakmazlar. Yersiz bir kıskançlık bu yaptığın.
- Bak hele sen, yersiz bir kıskançlıkmış.. Şimdi ben, bir erkek arkadaşımla sizin gibi böyle öpüşsem, sen kıskanmayacak mısın ?
- Senin gerçekten bir arkadaşınsa neden kıskanayım hayatım. Hem gel bunu içeride konuşalım olmaz mı ? Bak herkes üzülmeye başladı. Kimseyi üzmeye de hakkımız yok.
- Seninle bir yere gitmiyorum.
- İyi... ben gidiyorum o zaman. dedim ve bahçe kapısına doğru yürüdüm. Dışarıya çıktım. Meram' a doğru yürümeye başladım. Ama Aslı'nın bu kıskançlığına çok üzülmüştüm. Hatice benim, arkadaş olarak vazgeçemeyeceğim bir insandı. Hiç bir zaman birbirimize " sevgili " gözüyle bakmadık. Bakamazdık da...
Aşırı bir şekilde sigara içme gereksinimi duydum. Üzerimde ne sigara ne de çakmak vardı. Bu sefer hızlı adımlarla bakkala doğru yürüdüm. Bakkaldan bir sigara ve çakmak aldım. Biraz olsun rahatlamak için daha bakkalın içerisinde yaktım sigarayı. Bakkaldan çıkıp yine yürümeye başlamıştım ki, arkamdan ;
- Yakışıklı bana bir dondurma alır mısın ? diye seslenilmesiyle, döndüm.
Aslı, boynunu bükmüş, mahcup mahcup gülümsemeye çalışıyordu.


Garsonun " Bir çay daha ister misiniz ? " sorusuyla kendime geldim. Hemen saate baktım, saat 09.30 olmuştu bile. Nuray annemin evine gitmek için kalktım. Bakkalın tarif ettiği apartmanın önüne arabamı park ederek indim. İkinci kata çıkarken, üst katlarda merdivenlerden ayak sesi geliyordu. Daha zili basmadan kapı açıldı. Nuray annem hemen boynuma sarıldı ;
- Biliyordum geleceğini, biliyordum Kemal bey oğlum. Pencereden gördük geldiğini. Her şeye rağmen Kemal bey oğlum gelir diyordum.

Evet... Her şeye rağmen oradaydım....Aslı' nın o evde olmasına rağmen....

....................................................................................................................................................
Bir sevgi de, hoş görü ağırlığını koyamazsa, sahiplenme duygusu ve bencillik öne çıkar....

Sevgi ve saygılarımla
18.07.2010
KARAMAN







BİR YOLCULUK ANISI -5- / ÇİÇEKLERİN DİLİ..



Bir Yolculuk Anısı -5-

Bu yaşadıklarım bir filim şeridi gibi gözümün önünden geçerken, Ankara ' ya girmiştim. Saatte 13.20 olmuştu. Biraz hızlı gelmiştim galiba. Eskişehir yol kavşağını geçmemek için pür dikkat uyarı levhalarına bakıyordum.
Ve 10 dakika sonra, Eskişehir yolundaydım. Karnım da açıkmıştı ama dinlenme tesislerinde, yol kenarındaki lokantalarda yemek yiyemiyordum. Ne zaman yemek yesem mutlaka rahatsız oluyordum. Bu nedenle Eskişehir' e kadar yemek için durmamaya karar verdim. Ama benzin almam gerekiyordu. İlk gördüğüm benzin istasyonununda durarak benzin de aldım.

İsa beyin öldüğüne hala inanamıyordum. " İyi insanlar çok yaşamaz " sözünü doğrularcasına çekip gitmişti demek.

Ankara-Eskişehir yolu biraz kalabalıktı. Bu nedenle fazla sürat yapmamaya çalışıyordum. Aheste aheste araba kullanırken, o günler de bir bir gözümün önüne geliyordu.

Aslı' yı isteyeceğimiz ve söz yüzüklerinin takılacağı günden bir gün önceydi. Nuray hanımın ;
- Bu bir söz kesimi, fazla bir masrafa gerek yok. demesine rağmen, annem, Aslı' nın da beğendiği, o gece giymesi için Aslı' ya, omuzları açık, belden itibaren hafif genişleyen, tatlı bir bordo elbise almıştı. Bir gün sonra Aslı' nın vucuduna göre düzeltilen o elbiseyi alıp Aslı gile getirmiştik. İsa bey ilk önce, daha yapılacak işimizin olup olmadığını sordu. Nuray hanım ;
- Yarın ki akşama hazırız. Yapılacak bir şey kalmadı canım. deyince, İsa bey ;
- Ben o zaman Kemal beyi elinizden alıyorum. Bizim biraz konuşacaklarımız var. dedi.
Aslı, endişeli gözlerle ;
- Hayırdır babacığım ne konuşacaksınız ? diye sordu.
- Merak etme güzel kızım. Sıradan bir konuşma olacak, dedi ve biz çıktık. Ben yakınlarda bir çay bahçesine otururuz her halde diye, düşünürken, İsa bey arabasına doğru yürüdü ;
- Gel Kemal bey, benim arabayla gidelim. deyince arabaya bindik. Biraz sonra Eski Meram yoluna girince, içimden " Konuşmak için bizim evi seçmez, herhalde Meram' a gidiyoruz " dedim. Ve Meram' da bir açık hava lokantasının önünde durduk. Havuz başında, sakin bir yere oturduk.
Garson geldi, ne arzu ettiğimizi sordu. İsa bey ;
- Hava sıcak olmasaydı rakı içerdik galiba, bira içeriz değil mi Kemal bey ?
- Estafurullah efendim. Siz için buyrun için.
- İçeriz içeriz..Garsona ;
- Oğlum, sen bize, kuru yemişle soğuk iki bira getir. Bak peşinen söyleyeyim, ben bira bardağımın boş durmasını hiç sevmem. Garson ;
- Siz merak etmeyin efendim. Bardağınız boşalır boşalmaz ben yenisini getiririm, dedi.
İsa bey sigarasını yakarken, benimle ne konuşacak diye merak ediyordum. Biralarımızda gelmişti. Birasından bir yudum aldı ve İsa bey ;
- Konuşmaya nereden ve nasıl başlayayım diye düşünüyordum Kemal bey. En iyisi sizi tanıdığımız günden başlamak. Biliyorsun ben lise öğretmeniyim. Lise de bile kızların birer sevgilileri olduğunu görüyoruz. Hatta mendil değiştirir gibi, sevgili değiştiriyorlar. Kızımızın o güne kadar, bir delikanlıyı karşımıza getirip te " Bu benim erkek arkadaşım " dediğini duymadık. Garaj da sizi el ele görünce, Nuray hanımla ben, çok şaşırmıştık. Nuray hanım, Aslı' ya " Hoş geldin güzelim " derken ;
- Kim bu çocuk ? diye sormuş. Aslı ;
- Ben aşık oldum galiba anneciğim. Bir tanısanız çok saygılı çok tatlı biri. Ne olur siz de bir tanıyın.
Eğer uygun görmezseniz vallahi söz kendisini bir daha görmem. deyince, Nuray hanım, " Her halde üniversiteden arkadaşı, bu ilişkinin öncesi de olabilir " düşüncesiyle, bildiğiniz gibi sizi yemeğe davet etti. Ama eve gelince ve Aslı' nın,
- Biz otobüste tanıştık. demesi ile, şaşkınlıktan neredeyse küçük dillerimizi yutuyorduk. İkimizde karşı çıktık. Biliyorsun ben, matematik yani, somut bilgi öğretmeniyim. Her şeye somut bakarım. Somut veriler ararım. İlk önce kızımıza ben karşı çıktım.
- Olamaz böyle bir şey, 3,5 saatte bir insanı nasıl tanırsın, nasıl sevebilirsin kızım. ? Hayata karşı, evliliğe karşı sorumlu biri olup olmadığını, düşüncelerini, bu kadar kısa zaman da nasıl anlayabilirsin kızım ? Lütfen mantıklı ol. Nuray hanımda beni desteklemişti.
- Saçmalama lütfen Aslıcığım. 3,5 saatte aşık mı olunur ? Ben sizi el ele görünce okul arkadaşın olarak düşündüm. Tanışıyorsunuz, birbirinizi tanıyorsunuz sandım ve bu nedenle çocuğu yemeğe davet ettim. Bilseydim otobüste tanıştığınızı yemeğe bile davet etmezdim. Aslı' nın morali bozulmuştu ;
- Ön yargılı yaklaşıyorsunuz anneciğim babacığım. Beni kızınız olarak çok iyi tanıyorsunuz. Ben ne havai ruhlu bir insanım ne de hoppa birisiyim. Ne de her gördüğüme aşık olacak kadar aklı havalarda birisiyim. Şimdiye kadar size, ben bu çocuktan hoşlanıyorum dedim mi ? Ben 21 yaşındayım. Sizin kadar deneyimimin olması olanaksız ama ben de düşünebilecek yaştayım. Siz Kemal' i bir tanıyın. Dikkatli bir şekilde gözlemleyin. İçinizde, aklınızda en ufak bir tereddüt kalırsa, beğenmezseniz, size söz veriyorum Kemal ile yalnız arkadaş olarak kalacağım. demişti bize, ama ne Nuray hanım ne de ben ikna olmamıştık.

Ben, çok dikkatli ve sözünü kesmeden dinliyordum. İsa bey devam etti ;
- Siz yemeğe gelinceye kadar, kafamızda bir sürü soru işaretleri vardı. Endişeliydik. Aslı bizim tek kızımız. Her annenin babanın istediği gibi, sevgili kızımızın çok iyi bir evlilik yapmasını, mutlu olmasını istiyorduk. Bu nedenle, yemeğe geldiğin gece, gerek ben gerekse Nuray hanım sizi çok iyi gözlemlemeye çalıştık.
Ne yalan söyleyeyim, İçeriye girişinle, kızımıza ve bize değer verip şık bir şekil de gelişinle, oturuşunla, çok saygılı konuşmalarınla, o iltifatlarınla bizi çok şaşırttın. İyi bir aile terbiyesi aldığın, yaşına göre kendini çok iyi yetiştirdiğin açıkça belli oluyordu. Ve gayet doğaldın. Bütün bunları kendini zorlayarak yapmış olsan, mutlaka bir açık verirdin. Hele kızımıza, sevgi dolu saygı dolu gözle bakman çok hoşumuza gitmişti. Yani, bir baba olarak benim için söylemesi zor olsa dahi, kızımıza, yiyecek gibi bakmamanı, özellikle ben çok takdir ettim.
- Teşekkür ederim efendim.
- Siz gittikten sonra sizi çok konuştuk. Nuray hanım da çok beğenmişti sizi. İnanır mısın, ön yargılı konuştuğumuz için kızımızdan özür bile diledik. Ertesi günü bayram ziyaretlerine özellikle gitmedik. Nuray hanımla, o gün size bayramlaşmaya gitmeyi kararlaştırmıştık. Sizin " Annem ve babamda seni merak ediyor " diye Aslı' ya söylemen üzerine, kızımızın da bizden izin istemesi, bize güzel bir fırsat oldu. Ailenizin sıcaklığını, birbirinize sevgi ve saygı dolu olmanızı, kültürlü ve aydın bir aile oluşunuzu görünce rahatlamıştık. Ve eve döndüğümüzde her şeyi detaylı olarak yine konuştuk. Artık Aslı' ya, arkadaşlığınız için bizden onay çıkmıştı.
- Ailem hakkında ve benim hakkımda düşünceleriniz için teşekkür ederim efendim.
Bu ara ilk biralarımız bitmişti. İkinci biralarımız gelince tekrar bir sigara yaktı ve bana da ikram etti ;
- Teşekkür ederim efendim kullanmıyorum.
- İçiyorsun.., içiyorsun.., biliyorum. Aslı söyledi.
- İçmesem efendim. Daha doğrusu yanınızda içmek istemiyorum.
- Saygısızlık etmek istemiyorum, diyorsun yani.
- Evet efendim.
- Sizin en ufak bir saygınızı yitireceğini düşünseydim, bira da ikram etmezdim Kemal bey. Hadi yak bir sigara, hem birayla iyi gider.
- Teşekkür ederim efendim.
- Şu efendimi, beyi kaldırmak için bir gün kaldı değil mi ?
- Evet efendim. Bende size " baba " demek için sabırsızlanıyorum. deyince, birden duygusallaştı İsa bey. Buğulanan gözlerini benden kaçırmaya çalıştı. İlk önce elimi okşadı, duygusallığı devam ediyordu, yapamadı ayağa kalkıp yanıma geldi.;
- Beni çok mutlu ettin. Sizin gibi bir damadım olacağı için gurur duyuyorum oğlum. diyerek hem yanaklarımdan hem de anlımdan öptü. Bende eline sarıldım, öptürmeyecek oldu ama zorla öperek ;
- Ben de sizin gibi bir kayınpederim olacağı için çok mutluyum İsa baba. dedim. Tekrar sarıldık birbirimize. Yerine oturdu ve bardağındaki yarıdan fazla birayı bir dikişte içti, garsona
boş bardağı işaret etti. Ve konuşmasına oğlumla başladı.;
- Bak oğlum, sizinle konuşmak istediklerime gelince. Aslı' yı her ne kadar iyi yetiştirdiğimizi düşünsekte, bizim de hatalarımız olabilir. İkimizde çalıştığımız için, Aslı' yı ihmal ettiğimizi de düşünmüyoruz değiliz. Bunu kapatmak için, aşırı sevgi gösterisinde bulunarak, biraz şımartmışta olabiliriz. Hiç bir insan dört dörtlük değildir.

- Öğretmenlik gözlemcilik sanatıdır, biliyorsun oğlum. Ben de kızımla birbirinizi sevdiğinizi çok iyi gözlemlemiş bulunuyorum. Bir baba olarak, kızımın mutlu olmasını istemek de en doğal hakkım. Ben kızımı mutlu edeceğine inanıyorum ve size güveniyorum. Ben aranızdaki bu güzel sevginin yıpranmaması için, sizinle konuşmak istedim.
- Şimdi size yapacağım önerileri, sakın sizde gördüğümüz eksiklik olarak algılama lütfen. Bir babanın bir kayınpederin, çocuklarının mutlu olması için yol gösterdiğini düşün. Benim sizinle konuştuğum gibi, babanız Doğan beyde, size, buna benzer veya daha fazla önerilerde bulunacağına inanıyorum. Ha.., bu öneriler ya Nuray hanım tarafından ya da benim tarafımdan mutlaka Aslı' ya da yapılacaktır.
- İlk önce şunu vurgulamak istiyorum. Evlilik bir özveridir oğlum. Bir evde mutluluğun bir güneş gibi doğması için, eşlerin üzerine düşen özveriyi, gözünü bile kırpmadan yapması gerekir.
- Evlilik, hataları örtme sanatıdır oğlum. Birbirinizin hatalarını düzelterek kapatacaksınız, bunu yaparken birbirinize sevgi ve saygınızı asla yitirmeyeceksiniz.
- Eşler, birbirini toplum içerisinde, bırak toplumu yanında tek kişi bile olsa asla kırmamalıdır. Bir başkasının yanında yaralayıcı bir söz, yıkıma yol açabilir. O an ve o söz hiç bir zaman unutulmaz.
- Evlilik, sevgi ve saygıyı her gün, her an yenileme sanatıdır oğlum. Evliliğinizi asla monotonlaştırmayacaksınız. Sürekli sevginizi taze tutmanız gerekir
.
- Evlilik bir kurumdur oğlum, Bildiğimiz başka kurumlara asla benzemez. Bir kurumda işler iyi gitmediği zaman, Genel Müdürünü, müdürünü, elemanlarını değiştirerek kurumu kurtarabilirsin. Ama evlilik kurumunda, sorunları çözmek için, o sorumluları, evliliğin bireylerini değiştirme şansına sahip değilsiniz. Bu, o sorunların o bireylerle çözümlenmesi demektir.
-Her evlilikte tartışma yaşanabilir. Bu tartışma asla çocukların önünde yapılmamalıdır. Eğer çocukların önünde tartışma yapılırsa bu tartışma, çocukları derinden yaralar. ve evlilikte, yatak odasına, yatağa asla küs girilmemelidir. Yatağa küs girildiği zaman, o eşler arasında soğukluklar başlar. Bu nedenle " O özür dilesin " diye asla beklenmemelidir. Ve özür dileme konusunda ilk adımı atan daima saygı görerek kazançlı çıkar.

Ben söylediklerinin hiç bir kelimesini kaçırmadan çok iyi bir şekilde dinliyordum. Bu sefer sigarayı ben ikram ettim ve sigarasından derin bir nefes çekerek konuşmasını sürdürdü.;

- Evlilikteki ekonomik sorunlarınızı ailene, bize yansıtabilirsiniz. Bir ev alır, araba alır ekonomik sıkıntılarınız olabilir. Bize yansıttığınız zaman çözümü için her zaman yanınızda oluruz.
Ama oğlum, asla evlilikteki özel sorunlarınızı bize yansıtmayın. Ne kendi ailene ne de bize. Biz sorunlarınıza hissi yaklaşabiliriz. Ben kızımı haklı bulabilirim, ailende seni haklı bulabilir. Ve bizim bulduğumuz çözümlerde geçici olur, yüzeysel olur. O sorunları kendiniz halledeceksiniz. O sorunları kendiniz çözdüğünüz zaman kalıcı olarak çözümlersiniz. İkinci bir kez, o sorunu asla yaşamazsınız. Zira o sorun artık kökten çözülmüştür.
- Bak oğlum, eşler birbirinin ailesine, kendi ailesine verdiği değer gibi değer vermelidir. Sen bize değer verip, Aslı senin ailene değer vermezse, sevgide kırılmalar olur. Aslı senin ailene bize değer verdiği gibi değer verirse, doğal olarak sen onu daha çok seversin değil mi ? Bu nedenle karşılıklı olarak birbirinizin ailesine sevgide bulunmak, değer vermek, aranızdaki sevgiyi de yüceltir.
- Oğlum, evlilikte her iki bireyinde çaba göstermesi gerekir. Tek başına bir erkek veya tek başına bir kadın, ne o evliliği yürütebilir, ne de o evliliği kurtarabilir. Her türlü sorunda, eşler birbirinin yanında olması gerekir.

Bu ara üçüncü biralarımızda bitmiş, dördüncüleride gelmişti.

- Eşler birbirinin onayını almadan, ortak karar vermeden asla hareket etmemelidir. Bu en ufak bir eşyanın almasında bile geçerlidir. Evlilikte tek başına kadar vermek, karşısındakine saygı göstermemek olduğu gibi, o evlilikte eşitlikten de bahsedilemez. Eşitliğin olmadığı bir evde saygı olmaz. Evlilikte saygı olmazsa sevgi, sevgi olmazsa saygı da olmaz Kemal oğlum.

- Evlilik Kemal oğlum, sevgiyle saygıyla çiftlerin, ruhen ve bedenen bir araya gelmesidir. Evlenen bireyin içerisinde, evlilik ruhu olmazsa, bedenen birleşme o evliliğin mutlu bir şekilde devam etmesine yetmez.

- Evet oğlum, bunların daha fazlasını babanızın da size söyleyeceğine eminim. Şimdi size ikinci önerim ;
- Biraz önce de söyledim. Ben, olayları somut ele alan, somut gözlemlemeye çalışan birisiyim. Belki siz düşünmediniz veya önemsemediniz. Bu heyecan içerisinde göz önüne almamış ta olabilirsiniz. Bize geldiğinde size özellikle sormuştum. " Üniversite eğitimi hakkında ne düşünüyorsun " diye. Üniversite eğitimini çok ciddi bir şekilde düşünmelisin Kemal oğlum. Sizin moralini bozmak için söylemiyeceğimi de biliyorsun. Aslı üniversite mezunu olacak. Siz lise mezunusun. Evlendikten sonra, siz kendiniz de bir eziklik duyabilirsiniz. Bir öfke anında, bir tartışma anında Aslı, " Ben üniversite mezunuyum " diyerek, sizi incitebilir. Bir de en önemlisi, henüz askerliğini yapmadın. Bir üniversite bitirirsen, askere 20 ay er olarak gideceğine, Yedek Subay olarak gidersin. Benim siz den ricam, üniversite sınavlarına önümüzdeki yıl mutlaka girin. Ben sizin üniversite sınavlarını kazanacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hemen söz aldım ;
- Merak etmeyiniz İsa baba, Bende Teknisyen olarak kalmak istemiyorum. Size söz veriyorum, birinci yıl olmazsa mutlaka ikinci yıl bir üniversiteye gireceğim. dedim ve ayağa kalktım.
Bu güzel önerileriniz için çok çok teşekkür ederim. Bu önerilerinizi hiç bir zaman unutmayacağım.
Şimdi izin ederseniz elinizi öpmek istiyorum. Ama şu an elinizi bir kayınpeder, bir baba olarak öpmeyeceğim. Sizin elinizi, sevgiyi saygıyı özümsemiş, anlayışlı, aydın bir insan olarak öpeceğim. deyince çok mutlu oldu İsa babam. Ve o da ayağa kalkarak elini uzattı, saygıyla elini öptüm. Ve İsa babam ;
- Ben de sizi o zaman aydın, kültürlü ve saygılı bir delikanlı olarak öpmek istiyorum, dedi ve sıkı sıkıya sarılarak yanaklarımdan öptü.
- Ayağa kalkmışken dönelim mi artık.
- Siz bilirsiniz baba, dedim.
Hesabı bana ödetmedi. Lokantadan çıkarken saate baktım. Tam bir buçuk saat oturmuşuz. Evlerine gelince;
- Yukarıya çıkalım oğlum, hem bir kahve içeriz hem de siz Allahaısmarladık dersiniz.

Nuray hanım ve Aslı, bizi merakla bekliyorlarmış. Bize "Hoş geldiniz " demek için sarılınca, bira içtiğimizi anlamışlardı. Nuray hanım ;
- Ay siz içkide mi içtiniz İsa bey ?
- Ne yani ben oğlumla içki içemez miyim Nuray hanım ?
- Oğlumla mı ?
- Evet. Nasıl olsa yarın akşamdan sonra, Kemal bey oğlum, size anne, bana da baba demiyecek mi Nuray hanım ? Biz bu günden başladık.
- Ooo maşallah İsa bey, damadınızla aranız çok iyi. Kıskandım doğrusu, deyince, ben ;
- Kıskanmanıza hiç gerek yok benim güzel anneciğim, dedim. Nuray hanım hemen yanıma geldi ;
- Ayy ne kadar mutlu oldum bilemezsin. Kızımın nişanlısından "Anneciğim " kelimesini duymak ne güzel bir duyguymuş. Benim, yakışıklı kibar oğlum, diyerek iki yanağımdan da öperken Aslı' ya baktım, sevinçten, mutluluktan nerede ise ağlayacaktı, gözleri dolmuştu. İsa babam da farketmiş olacak ki ;
- Hadi sulu gözlü güzel kızım benim., bize birer kahve yap bakalım.
Aslı, " Başüstüne babacığım " diyerek mutfağa koştu. Kahveleri getirdikten sonra, gelip yanıma oturdu. İsa babamla Nuray annem de tam karşımıza oturmuşlardı. Huzur dolu, mutlu bir şekilde kahvelerimizi yudumladık.

İşte İsa babam, böyle bir adamdı....Adam gibi adam yani......

Yol kenarındaki trafik levhasından Eskişehir' e daha 100 kilometre yolumun olduğunu gördüm.
Omuzlarımın ve boynumun ağrıdığını hissettim. Hiç mola vermemiştim. İleride bir dinlenme tesisi gördüm, biraz dinlenmek için dinlenme tesisine girdim. Arabadan indiğimde bacaklarımın da yorulduğunu anladım. 3-5 dakika, bacaklarımı ve kollarımı hareket ettirerek, yorgunluğumu atmaya çalıştım. Tesisin çay içilen bölümüne geçerek, bir çay içtikten sonra yola devam ettim.

Saat 18.00 doğru Eskişehir deydim. Bayağı acıkmıştım.Nuray annemin o güzel yemeklerini özleme rağmen, bu acılı ortamda yemek için evlerine gidemezdim. Eskişehir' e daha önce bir defa gelmiştim. Ama fazla kalmadığımdan iyi bilmiyordum. Nuray annemin evini de zaten sora sora bulacaktım. Bu nedenle yemek yiyip evi aramam uzun sürecekti. Ve çok geç olacaktı. Ben de bu gece otelde kalıp, yarın sabah evlerine gitmeye karar verdim. İlk önce postanenin yerini öğrendim. Sevgili eşimi daha fazla merakta bırakmak istemiyordum. Ve postaneden eşimi aradım.
- Merhaba canım. Ne yapıyorsunuz. nasılsınız.?
- Merhaba canım. Neredesin, nereden telefon ediyorsun. ?
- Hayatım şu an Eskişehir' deyim. Seni daha fazla merakta bırakmamak için hemen arayayım dedim.
- İyi ettin hayatım. Ben de seni düşünüyordum.
Müdür beyin kızının gelip gelmediğini merak ederek ;
- Elçin geldi mi aşkım ?
- Geldi canım. Yarın yazılısı varmış, ders çalışıyor şu an.
- Hayatım, daha henüz yemek yemedim. İlk önce bir yemek yiyeceğim daha sonra bir otel bulacağım. Yarın sabah Nuray hanımın evine gitmeyi düşünüyorum. Şimdi gitsem, geç olacağı için mezarlığa gidemeyiz.
- Tamam aşkım, nasıl uygun görüyorsan, öyle yap.
- Şimdi kurt gibi açım aşkım, ben seni tekrar ararım, oldu mu.?
- O zaman hemen yemeğini ye. Sana afiyet olsun hayatım. öpüyorum seni.
- Ben de seni öpüyorum hayatım. Oğlumuzu benim için öp olur mu ?
Hemen bir lokanta buldum. Açlığımı iyi bir gidermiştim. Lokantaya girerken de az ileride de bir otel görmüştüm ve o otele gittim. Tek kişilik bir oda tuttum. Şansıma otelin arka tarafında araba park yeri de varmış. Saat 19.30 olmuştu. Zaten yorgundum. Odama çıkıp, üzerimdekileri de çıkararak yatağa uzandım.

Gözümün önüne eşim ve oğlum geldi. Oğlum Özgür, iki yaşını bitirmiş, üçüncü yaşından iki ay almıştı. Varlığı ile evimizi doldurmuş, evimizin neşe kaynağı idi. Daireden çıkar çıkmaz soluğu evde alıyordum. Artık yatıncaya kadar boğuşuyorduk. Kahkahalarımızı, gürültülerimizi alt kattaki komşularımız anlayışla karşılıyorlardı. Oğlum da daireden gelmemi sabırsızlıkla bekliyordu. Ama buna rağmen, eşimi öpmek istesem, "Ayıp., ayıp., o anne " diyerek bana tokadı yapıştırıyordu.

Eşim.., eşim Rahime... Çok özverili çok olgun bir kadın. Yüreği sevgi dolu bir kadın. Aslı' dan sonra, düştüğüm bunalım içerisinde homongolos yani kadın düşmanı olmuştum. " Ben artık hiç bir kızı hiç bir kadını sevemem " derken karşıma çıkmıştı. Psikolojik tedavi aldığım Psikiyatrist Doç.Dr. Osman beyin yanında çalışırken tanımıştım. Tedavi gördüğüm seanslarda, doktorumun bazen yanında bulunup not alması ve dosyamdan, Aslı ile aramızda geçenleri en ufak noktasına kadar bilmesine rağmen, bana farklı bir ilgi gösteriyordu. Görevi gereği de olsa, konuşmaları ve ilgisi hoşuma gitmeye başlamıştı. Zarif, düz sarı saçlı, mavi gözlü, gamzeli bir kızdı. 1.70 boylarındaydı, güleryüzlüydü. Doktorum haftada iki gün bana ayırıyordu. Aradan bir ay geçtikten sonra, artık randevularıma, sırf Rahime hanımla daha fazla konuşmak için erken gitmeye başlamıştım. Sohbeti, konuşmaları beni rahatlatıyordu.
Ama ne yazık ki, parmağında alyans vardı. Çok güzel bir kızdı. Bu güzelliği ile de parmağında alyans olması çok doğaldı. Bir gün kendisine sordum ;
- Eşiniz ne iş yapıyor Rahime hanım ?
- Ben evli değilim Kemal bey.
- O zaman nişanlı sınız ?
- Hayır nişanlı da değilim ? deyince şaşırmıştım.
- Ya o parmağınızdaki yüzük ?
- Ha.. siz yüzük taktığım için mi soruyorsunuz? Gülerek ;
- O bir önlem Kemal bey, Kendini çapkın zanneden, yapışkan erkeklere karşı bir önlem. Konya ' yı en az benim kadar bilirsiniz. Ne demek istediğini anlamıştım.
Ama yanıtı, yüreğime su serpmişti sanki. Tekrar kıpır kıpır hareket etmeye başladığını hissettim. Gülerek sormuştum ;
- Çok güzelsiniz, harika bir bayansınız ama parmağınızdaki yüzüğü gören size arkadaşlık teklifi
edemez. Yüzük takmakla bu arkadaşlık tekliflerini, gelecek olan evlilik tekliflerini kaçırmıyor musunuz ?
- Teşekkür ederim Kemal bey. Olsun. Ben henüz evlenmeyi düşünmüyorum. yanıtını vermişti.

Bu konuşmamızın ardından ben, Rahime hanıma daha farkı bir gözle bakmaya başlamıştım. Onu sanki daha yakından, daha iyi tanımak istiyordum. Ve bir kaç kez, o gün randevum olmamasına rağmen, özellikle doktorun olmadığı saatlerde Rahime hanımın yanına gittim. İlk gittiğimde " Bu gün sizin randevunuz yok Kemal bey " demişti ama, ondan sonra ki günlerde, Rahime hanım da kendisi için geldiğimi anlamıştı.
Yine bir gün Rahime hanımı görmeye giderken, çiçek götürmek aklıma geldi. Hem Ziraatçı hemde bir genç olarak, çiçeklerin ve renklerinin ne anlama geldiğini, yani, " Çiçeklerin Dili " ni çok iyi biliyordum. Özellikle kırmızı lale aradım ama bulamadım. Lale bulamayınca, 9 adet henüz yeni açmış gonca pembe gülden, çok güzel bir buket yaptırdım. Yine doktorumun olmadığı bir saate ;
- Bu güller sizin için Rahime hanım. Biraz şaşırmıştı.
- Ay, çok teşekkür ederim. Hem de özellikle pembe gül mü ? sorusuna soruyla karşılık verdim ;
- Çiçeklerin dilini biliyor musunuz ?
- Bilmez olur muyum.?
- O zaman şöyle söyleyeyim. Özellikle kırmızı lale aramıştım ama malesef bütün çiçekçileri gezmeme rağmen bulamadım. Pembe güllerinde söylemek istedikleri aynı olduğu için, pembe gülleri tercih ettim.
- Çok teşekkür ederim. İnanın ki çok mutlu oldum. Ne yalan söyleyeyim, sizden böyle bir jest bekliyordum.
Bu sefer mutlu olması sırası bana gelmişti. " Sizden böyle bir jest bekliyordum " demesi,
" İlk adımı atmanızı bekliyordum " tümcesiyle eş anlamlıydı...

Ve ben bu adımı atmakla..., evliliğimize kadar giden yolda ilk adımı atmış oldum.....
.......................................................................................................................................................................

" Çiçeklerin Dili " iyi ki var. Karşınızdakine, sevdiğinize, eşinize söyleyemediklerinizi, bir tek çiçekle bile söyleyebilirsiniz......

Sevgi ve saygılarımla.
09.07.2010
Kemal KÜÇÜKTEKİN.