Bir Yolculuk Anısı -3-
Kapıyı Aslı açmıştı, hemen arkasında annesi Nuray hanım ve biraz ileride babası İsa bey duruyordu. Üçünün birden beni kapıda karşılaması, bana gurur verdiği gibi, çok kibar bir aile olduklarını gösteriyordu.
- İyi akşamlar efendim,
- İyi akşamlar Kemal bey, lütfen içeri gelin. Diyerek Nuray hanım içeriye davet etti. İçeriye geçip, ayakkabılarımı çıkarırken Aslı, terlikleri hazırlayıp önüme koymuştu.
- Lütfen salona geçelim. Salona geçerken onları şöyle bir süzdüm.
Nuray hanım ; Modern ve çalışan bayanlarımızın vazgeçemediği, tatlı mavi bir tayyör giymişti.
Ceketinin içerisinde kristal işlemeli, yuvarlak yakalı çimen yeşili bir bluz vardı. Ayağında ten rengi bir çorap ve terlikler vardı. Aslı, " Anneciğim 44 yaşında " demişti ama en fazla 37-38 yaşlarında gösteriyordu. Kumral saçlarını omuzlarına kadar dökümlü kestirmiş ve yüzünde çok hafif bir makyaj vardı. Kilolu sayılmazdı. Çok zarif ve çok kibar bir bayandı.
İsa bey ; Parlak, ışıkta rengi değişen, açık kahverengi bir takım elbise giymişti. Beyaz gömleğinin üzerine, mavi renkli, yan kırmızı çizgili bir kravat takmıştı. Şakakları hafif beyazlaşmış siyah saçlıydı. İsa bey, 48 yaşındaydı ama o da 48 yaşında olduğunu göstermiyordu.
İsa beye bakarken, iyi ki ben de takım elbise ile gelmişim, dedim.
Aslı...Aslı tam bir kuğu gibiydi. Yolculuktaki o güzel kız, çok daha güzel olmuş, salonun ortasında göz kamaştırıyordu. O günlerin modası olan geniş paçalı ispanyol modeli, krem rengi bir pantalon vardı ayağında. Yine krem rengi, fitilli,mavi çizgili, vücudunu saran kadife bir ceket giymişti. Tesadüfe bakın ki, Aslı' nın da üzerinde, hakim yaka açık lila bir gömlek vardı.
O sarı saçlarına kuaför eli değdiği belli oluyordu. Dalgalı dalgalı bir şekil verilmişti. Hafif dolgun dudaklarında çok az ruj vardı. Çok güzel görünüyordu.
Salona geçmiştik. L tipi salon çok modern ve uyumlu döşenmişti. Hemen duvarda büyük bir Atatürk resmi göze çarpıyordu. Atatürk resminin yanında Che Guara' nın resmi vardı. Salonun L uzantısında yemek masası bulunuyordu. Masa yemek için hazırlanmıştı bile. Dört kişilik servis yapılmış, masanın ortasında ki vazoda gündüz gönderdiğim orkideler duruyordu. Salon halısı ve perdelerin renkleri koltuk takımlarıyla uyumluydu.
İlk önce İsa bey sonra Nuray hanım ve Aslı kibarca hoş geldiniz deyip elimi sıktılar. Yine kibarca
birbirimizin bayramını kutladık.
İlk önce İsa bey sonra Nuray hanım ve Aslı kibarca hoş geldiniz deyip elimi sıktılar. Yine kibarca
birbirimizin bayramını kutladık.
Yerlerimize oturmadan hediyelerini vermek istedim. Nuray hanıma ilk önce çiçekleri verdim.
- Bu çiçekler sizin efendim.
- Ay., çok teşekkür ederim Kemal bey. Gündüz göndermişsiniz, niye tekrar zahmet ettiniz.
- Estafurullah efendim.
- Gündüz orkideleri görünce Aslı' cığıma sordum " Orkideleri sevdiğimi sen mi söyledin? " diye ama Aslı' cığım "Hayır " dedi. Siz orkideleri sevdiğimi nasıl tahmin ettiniz?
- Bir kitapta okumuştum efendim. Zarif ve güzel bayanlar çiçeklerin içerisinde en çok orkideleri severlermiş. Nuray hanım, hafif başını sağa yatırarak gülümsedi ve elimi tuttu.
- Çok kibarsınız Kemal bey. Ben hemen hediyesini de uzattım ;
- Bu da sizin için efendim.
- Bizi mahcup ediyorsunuz ama, diyerek hediyesini açtı. Fuları görünce ;
- Ay ne kadar hoş, ne kadar güzel. Zevkinize hayran oldum Kemal bey. Çok teşekkür ederim.
- Güzel günlerinizde kullanınız efendim.
İsa beye dönerek ;
- Bunlarda size efendim. İnşallah beğenirsiniz. İsa bey ilk önce kravatı açtı ve ışığa tutarak baktı ;
- Harika bir kravat, çok beğendim. teşekkür ederim. Aslı babasının elinden kravatı alıp bağlamaya çalışırken, İsa bey ikinci hediye paketini açtı. Pipo ve tütünü görünce ;
- Siz gaip ten haber mi alıyorsunuz yoksa falcı mısınız Kemal bey ? Ben de sigarayı bırakıp, pipoya başlamayı düşünüyordum. Çok isabetli bir seçim yapmışsınız, çok teşekkür ederim Kemal bey.
- Beğenmeniz beni mutlu etti efendim.
O an annemin sözü aklıma geldi. Annem ; " Aslı, annesine babasına karşı seninle gurur duymalı " demişti. Aslı' ya baktım, gerçekten çok mutlu görünüyordu. Babasının kravatını çıkarmış, benim aldığım kravatı takmıştı. Aslı' ya da hediyesini uzattım.
- Bunu da size almıştım. Aslı hemen hediyesini açtı...O güzel yüzünü ilk önce bir şaşkınlık ifadesi arkasından da bir mutluluk ifadesi sardı.
- Ay siz ne yaptınız böyle ? Bu çok pahalı. Ben bu markayı biliyorum ama çok pahalı diye elimi bile uzatamıyordum. Ay çok teşekkür ederim. Diyerek bileğinin iç kısmına sürdü ve kokladı ;
- Kokusu da çok harika. Bakar mısın anneciğim ? diyerek annesinin bileğine de sürdü.
- Gerçekten çok güzelmiş. Niye bu kadar zahmet ettiniz Kemal bey ? Hepimize hediye almanız şart mıydı.? Nuray hanım bunları söylerken, Aslı yanıma gelip annesinin babasının yanında yanağıma bir öpücük kondurdu, ve ;
- Tekrar çok çok teşekkür ederim. Beni çok mutlu ettin.
Nuray hanım ;
- Ayakta kaldık galiba, oturalım mı ? Siz şöyle buyrun Kemal bey. diyerek, bana tekli koltuğu işaret etti. Kendileri ikili koltuğa yan yana oturdular. Aslı' da hediye paketlerin ambalajlarını toplayıp, balkonu açtı ve çöpe attı. Bir sandalye çekip bana yakın oturdu.
- Annem ve babam size selamları ve saygılarını gönderdiler efendim, dedikten sonra olağan sorular başlamıştı. İsa bey ;
- Babanızın ismi ne, nerede çalışıyor Kemal bey ?
- Babamın ismi Doğan efendim. Ayakkabı mağazamız var.
- Çok güzel. Nerede mağaza ?
- Mevlana' ya giden yol üzerinde. Bankayı geçtikten sonraki ilk ayakkabı mağazası. Nuray hanım;
- Anneniz çalışıyor mu ? İsmini öğrenebilir miyim ?
- Annem ev hanımı efendim. İsmi Neriman.
- Kardeşiniz var mı? Kaç kardeş siniz ?
- İki kardeşiz. Ağabeyim Korhan, İnşaat Mühendisidir.
- Nerede oturuyorsunuz ?
- Eski Meram Yolu üzerinde. deyince, Nuray hanım ;
- Oradaki evlerin çoğu bahçeli değil mi?
- Evet efendim. Bizim de iki katlı bahçeli bir evimiz var. İsa bey ;
- Anladığım kadarıyla babanızın ekonomik durumu iyi, Neden Ziraat Meslek Lisesi Kemal bey?
- Ortaokuldan sonra kendimi denemek için, Adana Ziraat Meslek Lisesinin sınavına girdim efendim. Konya Lisesine de kaydımı yaptırmıştık. Ama Adana Ziraat Meslek Lisesini derece ile kazanınca, ailemin karşı çıkmasına rağmen, bir hevesle ben gitmek istedim.
- Kaç yıldır görev yapıyorsun ?
- Üç yıldan beri Giresun' da çalışıyorum.
- Üniversiteyi hiç düşünmediniz mi ?
- Hazırlanıyorum efendim. Meslek Okulu mezunu olduğum için, Giresun' da sınavlara girerek
fark derslerini de verdim. Önümüzdeki yıl Üniversite sınavlarına girmeyi düşünüyorum.
- Herhangi bir hedefiniz var mı ?
- Uluslararası ilişkiler, Hukuk, Veterinerlik ve Ziraat Mühendisliğini düşünüyorum. Ayrıca Bakanlığımız bize hem çalışıp hemde okuma kolaylığı sağladığı için mesleğimden ayrılmadan okuyabileceğim. Bunu özellikle vurgulamıştım. İsa bey ;
- Bak onu bilmiyordum. Sizin açınızdan çok güzel bir kolaylık bu. Sakın üniversite eğitiminden vazgeçmeyin Kemal bey. Önümüzdeki yıllar bir üniversite mezunu olmanın size getirisi göreceksiniz.
Nuray hanımın ;
- Sorularımızla Kemal beyi sıkmayalım hayatım. Hadi yemeğe oturalım.
- Tamam canım, ben bir lavaboya gidiyorum. dedi ve ayağa kalktı.
- Aslı' cığım Kemal beyin ceketini alır mısın ? deyip Nuray hanım da mutfağa gitti. Aslı yanıma gelip ;
- Çok şıksınız, çok yakışıklısınız beyefendi bu akşam, dedi.
- Teşekkür ederim hanımefendi, sizde çok güzelsiniz. Bir kuğu, bir prenses gibisiniz. Göz kamaştırıyorsunuz.
- Teşekkür ederim. dedi ve gülümseyerek ceketimi aldı ve vestiyere astı.
Yemeğe oturduk. İsa beyle eşi yan yana oturunca Aslı' da yanıma oturmuştu. Yemeklerin özenle hazırlandığı belli oluyordu. Yemekler harikaydı. Yemek sonrası Nuray hanıma;
- Yemekler çok nefisti efendim. Elinize sağlık.
- Afiyet olsun Kemal bey.
- Bir kitapçı da, bir yemek kitabının üzerinde okumuştum " Yemek yapmak bir sanattır " diye.
Eğer öyleyse, siz bu sanatkarların en iyisi ve en güzeli siniz.
- Ooo.., Teşekkür ederim Kemal bey. Gurur duydum iltifatınızdan.
- Rica ederim efendim. Davetiniz için, yemek için tekrar çok çok teşekkür ediyorum. İsa bey ;
- Afiyet olsun Kemal bey, kalkalım mı ? Ben yemekten sonra mutlaka bir sigara içerim. Yemekten kalkarak salonun diğer tarafına geçtik. İsa bey sehbanın üzerinden sigarasını ve çakmağını aldı.
- Siz de sigara kullanıyorsanız, size zahmet balkona çıkalım. Malesef Nuray hanım içeride sigara içilmesine izin vermiyor.
- Siz buyrun efendim, dedim. Sigara içmeme rağmen İsa beyin yanında sigara içmem hoş olmayabilirdi.
Aslı ile birlikte mutfağa tabakları taşımakta olan Nuray hanım, İsa beyi duymuştu ;
- Ah hayatım bir de şu sigarayı bir bıraka bilsen, dedi. Eşinin balkona çıkıp, benim yalnız kaldığımı görünce ;
- Aslı' cığım Kemal bey yalnız kalmasın. Sen Kemal beyin yanında otur, bende masayı silip, düzenleyip geliyorum. Ve Aslı gelerek oturduğu sandalyeyi biraz daha yaklaştırdı ;
- Ailenle gurur duyuyor olmalısın, çok anlayışlı, mükemmel bir ailen var, dedim.
- Onlar benim canlarım. Bu güne kadar birbirlerini kırdıklarını hiç görmedim.
- Yarın için bir planın var mı, görüşebilecek miyiz ? dedim yavaşça.
- Yarın görüşemeyiz herhalde...Annemin ve babamın arkadaşlarına bayramlaşmaya gideceğiz.
- Sen gitmesen olmaz mı?
- Ama gideceğimiz yerlerde benim de arkadaşlarım var. Ayıp olmaz mı?
- Haklısın. Peki Perşembe günü. Bayramın son günü Perşembe günüydü.
- Olabilir, telefonlaşırız ve buluşuruz, dedi. Ve İsa bey balkondan içeri girmişti.İsa bey ;
- Hangi gazeteleri okuyor sunuz Kemal bey ? diye sordu.
- Yalnızca Cumhuriyet efendim.
- Bende Cumhuriyet gazetesinden başka gazetelerden zevk almıyorum. Nuray hanımda gelmişti.
Aslı ile bana baktı. ;
- Ya çoçuklar siz sözleştiniz mi böyle, aynı renk aynı ton gömlek giymek için. Yan yana otururken yemekte söyleyecektim ama unuttum. İkinizede yakışmış doğrusu lila renk dedi. Ben ;
- Teşekkür ederim Nuray hanım. Ama Aslı' ya daha çok yakıştığı kesin. Aslı her ikimize de teşekkür etti. İsa bey ;
- Kahvelerimizi kim yapacak? deyince, Aslı hemen ayağa kalktı ;
- Ben yapacağım babacığım. Bana dönerek ;
- Kahveni nasıl içersin Kemal ?
- Az şekerli olsun lütfen.
Kahvelerimizi içtikten sonra saate baktım. 22.40' tı. Ben ;
- İzin verirseniz ben artık gideyim efendim dedim. İsa bey ;
- Daha erken Kemal bey, ama siz bilirsiniz. Hep birlikte ayağa kalktık. Aslı ceketimi getirmişti.
Hepsiyle tek tek vedalaştım. İsa bey ;
- Sizi bırakabilirim Kemal bey.
- Teşekkür ederim efendim. Ağabeyimin arabasıyla geldim.
- Ehliyetiniz var o zaman.
- Evet efendim. Aslı ;
- Yarın seni ararım, dedi.
- Memnun olurum. dedim ve evden ayrıldım.
Bizimkiler evde heyecanla beni bekliyorlarmış. Her biri bir soru soruyordu. Nasıl karşılandığımı, yemeğin nasıl geçtiğini, neler konuşulduğunu tek tek sordular. Hele annemle yengem, ne yemekler yapmışlardı, yemekler güzel miydi, neler giymişlerdi, annesinin üzerinde ne vardı, Aslı ne giymişti, evleri nasıldı diye meraklı meraklı sordular. Hepsine tek tek yanıt verdim. Babam da heyecan duymuştu galiba, o da dayanamadı ;
- Bırakın ne giydiklerini ne içtiklerini, sen şimdi söyle bakalım oğlum, sınıfı geçtin mi ?
- Valla babacığım, yarın belli olacak. Aslı " Ararım " dedi.
Biraz daha oturduktan sonra, yatmıştık. Ama beni heyecandan uyku tutmuyordu. Nasıl bir izlenim bıraktığımı merak ediyordum. Babamın dediği gibi, acaba sınıfı geçmiş miydim.? Sınıfta kalırsam, Aslı ile görüşmemi engelleyebilirler miydi ? Ben bunları düşünürken sabah ezanı okunmaya başlamıştı.
Sabah uyandığımda saat 11.00 e geliyordu. Yataktan fırladım. Yüzümü bile yıkamadan ;
- Beni niye uyandırmadınız, Aslı aradı mı ? diye merak ve heyecanla sordum. Benim heyecanıma annem ve yengem gülerek yanıt verdiler.;
- Hayır henüz aramadı.
- Bu saate kadar nasıl aramaz ya ? Yengem ;
- Beyefendi, sen bile yeni kalktın. Belki de Aslı' da daha uyuyordur. Hadi sen yüzünü yıka da, kahvaltını yap bakalım.
- Babam ve abim nereye gitti.?
- Bahçedeler.
Yengem kahvaltımı getirmişti. Ben de telefonu masaya getirdim.
Kahvaltımı yaparken sık sık saatime bakıyordum. Saat 11.30 a gelmişti. Yengeme ;
- Ben arayayım mı yenge ? Aslı, telefon numarasını kaybetmiş olmasın.
- Aslı ararım demedi mi ?
- Dedi.
- Merak etme arar o zaman. Hem biraz sabırlı ol, kendini ağıra sat biraz yakışıklı kayınbiraderim benim.
- Yaa... sen gel de onu yüreğime anlat.
Saat 12.05 te telefon çaldı. Heyecanla telefonu elime aldım.;
- Günaydın Kemal, Aslı' ydı. Elimle anneme ve yengeme odadan çıkın işareti yaptım.
- Günaydın canım. Nasılsın ?
- Teşekkür ederim. Sen nasılsın ?
- Ben uykusuzum. Nasıl bir izlenim bıraktım diye düşünmekten ve heyecandan uyuyamadım.
- Ben de uyuyamadım.
- Aslı' cığım, ben gittikten sonra, annen baban bir şeyler söylediler mi benim için? Nasıl bir izlenim bırakmışım kendilerinde acaba, konuşmadılar mı hiç ?
- Konuşmaz olurlar mı? Sen gittikten sonra, gecenin 02.30-03.00 e kadar sen konuşuldun bu evde. Annem, övgüyle bahsetti senden hep. O iltifatlarına bayılmış senin. Babam " Çok kültürlü ve kibar, yaşından çok olgun bir delikanlı" diyor Seni çok beğendiklerini ve sevdiklerini söylediler, derken, ben mest olmuştum, sevinçten yüreğim bir ayrı oynuyor, ben bir ayrı oynuyordum.
- Bir defa olsun "Bizim de kızımız güzel demediler " biliyor musun ? Kıskandım seni.
- Ciddi olamazsın?
- Şaka şaka..Seninle akşam gurur duydum. Arife günü eve geldiğimizde, annem çok kızmıştı bana, " Saçmalama lütfen Aslı' cığım, 3,5 saatte insan aşık olur mu ?" demişti. Ama akşam senin için ne diyor biliyor musun ?
- Ne diyor ?
- Bu çocuk karşısındaki insanı etkilemesini çok iyi biliyor, mutlaka şeytan tüyü var bu çocukta diyor.
- Gerek annenin gerekse babanın hakkımda olumlu düşünmelerinden inan ki çok mutlu oldum.
Ben de annenizi babanızı çok sevdim. Çok saygın insanlar. dedim ve ;
- Annem, babam da seni çok merak ediyorlar.
- Tahmin edebiliyorum. Bak ne diyeceğim, bu gün bayramlaşmaya çıkmıyoruz. Ben hemen atıldım ;
- O zaman bu gün buluşabiliriz.
- Yaa..bir saniye dur. Henüz kahvaltı yapmadık.. Saat 12.30. Beni evden 15.00 gibi al. Eğer annem babam izin verirse, annenize babanıza bir süpriz yapabiliriz.
- Ciddi misin ? Şaka yapmıyorsun değil mi?
- Böyle bir konuda şaka olur mu hiç. Yalnız sen ailene söyleme. Annem babam izin vermezse gidemem. O zaman bir iki saat gezeriz seninle.
- Tamam canım, dileğim kabul etmeleri. Kabul ederlerse annem babam çok sevinirler. Sen kahvaltını yap. Ben seni 15.00 te gelir alırım. Öpüyorum. Aslı' da " Bende öpüyorum " demesiyle,
Telefonu kapattım ve " Oley " diye çığlık attım. Annem, babam, abim ve yengem, çığlığımın üzerine oturma odasına girdiler. Babam ;
- Bağırdığına göre sınıfı geçtin herhalde oğlum, dedi.
- Evet baba, hem de takdirle geçmişim. Çok iyi izlenim bırakmışım.
Aslı söyleme demesine rağmen,
- Şimdi sıkı durun. Annesi babası izin verirse, Aslı, saat 15.00 te buraya geliyor.
Aslı söyleme demesine rağmen,
- Şimdi sıkı durun. Annesi babası izin verirse, Aslı, saat 15.00 te buraya geliyor.
Herkes şaşırmıştı. Ufak bir sessizliğin arkasından, babam ;
- Her şey çok hızlı gelişiyor. Hayırlısı olsun. Sonu güzel olsun. dedi.
- Buyrun Küçüktekin' lerin evi.
- Günaydın Kemal bey, ben Aslı' nın babasıyım. deyince, hem korku hem heyecan yaşadım o an. Şaşkınlık ve merak içerisinde ;
- Günaydın İsa bey. Bizimkiler şaşkınlık ve merak içerisinde bana bakmaya başladılar.
- Babanız ev de mi Kemal bey, babanızla görüşecektim. deyince, heyecan gitmiş.., korku, şaşkınlık ve merak kalmıştı.
Ne diyecekti babama " Oğlunuza söyleyin, kızımla bir daha görüşmesin mi? " diyecekti. İsa bey, " Neden " babamı istiyordu.
- Evet efendim, bir saniye veriyorum. diyerek, korku dolu gözlerle telefonu babama verdim.
- Buyrun ben Doğan.
O yıllar sesi dışarıya veren telefonlar yoktu ki, bir tuşa basarak sesi dışarıya verelim. Ancak babamın söylediklerini duyabiliyorduk.
- Sizin de gününüz aydın olsun İsa bey. Babam bir süre sonra yine ;
- Estafurullah İsa bey, o sizin iyiliğiniz..Oğlum hakkındaki düşüncelerinizden gurur duydum... deyince, korkularımı bir rüzgar alıp götürüverdi. Ama hepimiz meraklı gözlerle babama bakmaya devam ediyorduk.
- Elbette İsa bey, biz de sizinle tanışmaktan onur duyarız...Neler oluyordu. Allah kahretsin, bu evde niye bir parelel telefon yok.
- Ne demek isa bey. Bize gurur verirsiniz, başımızın üzerinde her zaman yeriniz var, bekliyoruz, ve ardından ;
- Görüşürüz İsa bey, size de iyi günler, dileyip telefonu kapattı babam. Bize dönüp meraklı ve heyecanlı sekiz gözün baktığını görünce, ilk önce ;
- Gel seni bir öpeyim oğlum, deyip bana sarıldı. Bir babanın, çocukları hakkında duymak istediği en güzel sözleri duyurdun bana. Gurur duydum seninle, deyip iki yanağımdan da öptü. Korhan abimi de çağırdı, ona da sarılarak öptü.;
- Sizinle her zaman gurur duydum zaten. dedi ama annem ;
- Hayatım ne oldu ? Meraktan öldüreceksin bizi...
- Dur Neriman hanım, çocuklarıma doya doya sarılıp, bir gurur duyayım.. Bu mutluluğu bana çok görme..dedi ve anlatmaya başladı...
Aslı, annesine babasına, ailemin kendisini merak ettiğimi söylemiş, " Gitmemin bir sakıncası olur mu ? diye sormuş. " Siz izin vermezseniz, zaten kesinlikle gitmem " demiş. Bunun üzerine İsa bey, " Kemal, çok iyi aile terbiyesi almış bir delikanlı. Ailesi çok değerli insanlar olmalı. Ben de o aileyi akşamdan beri merak ediyorum. O zaman şöyle yapalım. Nasılsa bu gün bayram, hep beraber bayramlaşmaya gidelim. deyince Aslı çok sevinmiş. Ve " Babacığım ben hemen Kemal' e telefon açıp söyleyeyim o zaman " Babası, " Hayır " demiş " Sen telefon numarasını ver, ben babasıyla görüşeyim. Daha uygun olur "
Aralarındaki bu konuşmaları Aslı' dan, gelince öğrendim. İsa bey ise telefonda ;
- Sizi kutluyorum Doğan bey, pırlanta gibi bir evlat yetiştirmişsiniz. Lise de, Kemal'in yaşında benim öğrencilerim var. Daha karşısındaki bir insanla nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar. Kemal beyi, öyle yetiştirmişsiniz ki, saygın, kültürlü bir delikanlı olmuş. Onu yetiştiren ailesi olarak sizleri tanımak istiyorum. Oğlunuz, " Annem ve babam da seni merak ediyor" demiş kızımıza. Kızım bizden izin isteyince, zaten bir bayramın içerisindeyiz, ben de " Hep beraber gidelim, Hem bir bayramlaşırız, hem bir kahvelerini içeriz hem de o değerli aileyi tanımış oluruz" dedim Ve babama ,
- Müsaitseniz ve izniniz olursa gelmek istiyoruz, demiş...
Bunları babamdan duyunca, hepimiz birbirimize baktık. Annem;
- Doğan bey, dediğin gibi her şey çok hızla gelişiyor. Neler oluyor böyle. Biz hiç böyle bir şeyler yaşamadık, duymadık. Normal mi bu olanlar ? Ne yapacağız.? Babam ;
- Endişe etme hayatım. Gelsinler bir görelim. Oğlumuzun aklını başından alan kızı bir tanıyalım.
Biri devlet memuru, biri üniversite öğrencisi, bak öğretmen de olacakmış, her halde yalnış bir şeyler yapmazlar. Annem ;
- Biliyorsun hayatım, ben iyi bir tanımadan, benim endişelerim gitmez. Ne zaman geliyorlar ? ;
- Saat 15.00 burada olacaklarını söylediler, ve babam bana dönerek ;
- Oğlum sen arabalarını biliyorsun. saat 15.00 doğru yola çık ve karşıla.
- Tamam babacığım. Bizimkiler bir telaşla karşılama hazırlığına başladılar.
Saat üçe çeyrek kala, ben caddeye çıktım. üçe beş kala arabalarını gördüm. Onlarda beni görmüş olacaklar ki yavaşladılar. Bahçenin kapısı açıktı işaret edince, arabalarıyla birlikte bahçeye girdiler. Evin önünde bütün ailem onları merakla bekliyordu. İlk önce İsa bey indi arabadan, Yine gayet şıktı. Bu sefer üzerinde deve tüyü renginde kadife bir takım elbise vardı. Nuray hanım da kapıyı açarak indi. Oda çok şıktı. Aldığımız fuları göğüs üzerinden düğümleyerek, uçlarını aşağıya sarkıtmış ve fular çok yakıştı kendisine...Siyah süet el çantasını tutuşunda bile bir asillik vardı.
En son Aslı indi. Açık mavi bir takım elbise vardı üzerinde, tatlı bir sarı, klapa yakalı bir gömlek giymişti. Omuzuna astığı çantanın rengi de maviydi. Ailemin bütün gözleri Aslı' nın üzerindeydi. Bize doğru gelirlerken, Aslı, sarı dalgalı saçlarıyla bir tanrıça gibi salınıyordu.. Yengem kulağıma fısıldadı ;
- Anlattığından daha da güzelmiş...
İçeriye salona geçtik. Aileme ilk önce onları tanıttım ;
- Doğan bey, dediğin gibi her şey çok hızla gelişiyor. Neler oluyor böyle. Biz hiç böyle bir şeyler yaşamadık, duymadık. Normal mi bu olanlar ? Ne yapacağız.? Babam ;
- Endişe etme hayatım. Gelsinler bir görelim. Oğlumuzun aklını başından alan kızı bir tanıyalım.
Biri devlet memuru, biri üniversite öğrencisi, bak öğretmen de olacakmış, her halde yalnış bir şeyler yapmazlar. Annem ;
- Biliyorsun hayatım, ben iyi bir tanımadan, benim endişelerim gitmez. Ne zaman geliyorlar ? ;
- Saat 15.00 burada olacaklarını söylediler, ve babam bana dönerek ;
- Oğlum sen arabalarını biliyorsun. saat 15.00 doğru yola çık ve karşıla.
- Tamam babacığım. Bizimkiler bir telaşla karşılama hazırlığına başladılar.
Saat üçe çeyrek kala, ben caddeye çıktım. üçe beş kala arabalarını gördüm. Onlarda beni görmüş olacaklar ki yavaşladılar. Bahçenin kapısı açıktı işaret edince, arabalarıyla birlikte bahçeye girdiler. Evin önünde bütün ailem onları merakla bekliyordu. İlk önce İsa bey indi arabadan, Yine gayet şıktı. Bu sefer üzerinde deve tüyü renginde kadife bir takım elbise vardı. Nuray hanım da kapıyı açarak indi. Oda çok şıktı. Aldığımız fuları göğüs üzerinden düğümleyerek, uçlarını aşağıya sarkıtmış ve fular çok yakıştı kendisine...Siyah süet el çantasını tutuşunda bile bir asillik vardı.
En son Aslı indi. Açık mavi bir takım elbise vardı üzerinde, tatlı bir sarı, klapa yakalı bir gömlek giymişti. Omuzuna astığı çantanın rengi de maviydi. Ailemin bütün gözleri Aslı' nın üzerindeydi. Bize doğru gelirlerken, Aslı, sarı dalgalı saçlarıyla bir tanrıça gibi salınıyordu.. Yengem kulağıma fısıldadı ;
- Anlattığından daha da güzelmiş...
İçeriye salona geçtik. Aileme ilk önce onları tanıttım ;
- Aslı' nı babası İsa bey, annesi Nuray hanımefendi ve Aslı dedim. Daha sonra ailemi tek tek onlara tanıttım.;
- Babam Doğan bey, annem Neriman hanım, ağabeyim Korhan ve Yengem Tülay hanım, diyerek. Samimi bir tokalaşma ve bayramlaşma başladı.
Aslı, çok kibarca ;
- Nasılsınız efendim, diyerek annemin ve babamın ellerini öptü. Abimle el sıkıştılar, yengemle sarılıp öpüştüler.
Annem de hayranlıkla, Aslı' nın her hareketini izliyordu.
Kısa bir sohbetten sonra, yengem bayram ikramlarını yapmak için ayağa kalktı. Yengemin elinde içerisinde şekerler ve kolonya olan gümüş tepsiyi görünce, Aslı hemen ayağa fırladı. Yengemin elinden tepsiyi almak istedi. Yengem ;
- Olmaz siz misafirimizsiniz Aslı hanım. Lütfen oturun dedi. Ama Aslı ;
- Lütfen Tülay hanım, burada en küçük benim. Bu bana düşer, diyerek, yengemin elinden tepsiyi aldı. Bu hareketi ile, annemden ve babamdan ayrı ayrı bir on puan aldı sanırım.
- Nasılsınız efendim, diyerek annemin ve babamın ellerini öptü. Abimle el sıkıştılar, yengemle sarılıp öpüştüler.
Annem de hayranlıkla, Aslı' nın her hareketini izliyordu.
Kısa bir sohbetten sonra, yengem bayram ikramlarını yapmak için ayağa kalktı. Yengemin elinde içerisinde şekerler ve kolonya olan gümüş tepsiyi görünce, Aslı hemen ayağa fırladı. Yengemin elinden tepsiyi almak istedi. Yengem ;
- Olmaz siz misafirimizsiniz Aslı hanım. Lütfen oturun dedi. Ama Aslı ;
- Lütfen Tülay hanım, burada en küçük benim. Bu bana düşer, diyerek, yengemin elinden tepsiyi aldı. Bu hareketi ile, annemden ve babamdan ayrı ayrı bir on puan aldı sanırım.
Biraz daha oturduktan sonra, yengem ayağa kalkarak ilk önce Nuray hanıma sordu ;
Hani bir söz vardı, şu an kim söylemiş bilemiyorum. SEVGİ PAYLAŞTIKÇA GÜZELLEŞİR VE ÇOĞALIRMIŞ.
- Nuray hanım kahvenizi nasıl alısınız ? İsa beye de aynı soruyu sordu, yanıtlarını alınca mutfağa yöneldi. Aslı da ayağa kalktı ve yengeme doğru yürüdü. Bu kez annem ;
- Lütfen otur Aslı kızım. Tülay kızımız yapar kahveleri, dedi. Ben hemen atıldım.
- Ama Aslı harika kahve yapıyor anneciğim.
- Öyle mi, o zaman Aslı kızımızın elinden kahve içmekten zevk duyarım. Aslı, annemin yanına gitti, ellerini tuttu ve yanaklarını öperek ;
- Sizin için kahve yapmak bana onur verir. Seve seve yaparım efendim. deyip, Mutfağa giderken
annem arkasından, mutlu ve hayranlıkla bakıyordu. Aslı bir on puan daha almıştı sanırım...
Kahvelerimizi içtikten sonra, İsa bey, babam ve ağabeyim sigara içmek için bahçeye çıktılar. Aslı ile yengem mutfağa kahve fincanlarını yıkamak için geçince, Nuray hanımla annem tatlı bir sohbete başladılar. Bende rahat konuşsunlar diye mutfağa yöneldim. Aslı ceketini çıkarmış kahve fincanlarını yıkıyordu. Yengem de Aslı' yı seyrediyordu. Beni görmemişlerdi. Yengem ;
- Biliyor musun, Kemal geldiğinden beri bu evde siz konuşuluyorsunuz. Kemal bir dakika bile sizi dilinden düşürmüyor.
- İnanırım Tülay hanım, bizim evde de sürekli Kemal konuşuluyor zira. Yengem ;
- Bana Tülay hanım demeseniz. Sizden yalnızca abla demenizi rica edebilir miyim ?
- Çok tatlısınız. Neden olmasın ablacığım. Siz de bana yalnızca Aslı deyin.
Fincanların yıkanması bitmişti. Beni görmemeleri için hemen diğer odaya geçtim. Pencereden dışarıya baktım. İsa bey, babam ve ağabeyim kamelyaya oturmuşlar hararetli hararetli konuşuyorlardı. Bir süre sonra kalkıp eve doğru yönelince, ben de salona girdim. Üçlü koltukta, Nuray hanım, annem aralarına Aslı' yı almışlar. Bir elini annem tutmuş diğer elini Nuray hanım tutmuş konuşurken görünce, hayranlık ve mutlulukla kendilerine baktım. Babam, İsa bey ve abimde içeriye girmişlerdi. Saat 16.00 olmuştu. Oturmadan İsa bey, izin istedi. Bizimkiler akşam yemeğine kalmaları için çok ısrar etmelerine rağmen, "İlk tanışma için bu kadar kafi " dediler. Ve hep beraber kalktık. En kısa zaman da tekrar birlikte olmak için söz alınarak vedalaşıldı.
Eve girdiğimizde ilk önce annem konuşmaya başladı. Yanıma gelerek ;
- Sen anlatırken kuşkularım vardı oğlum ne yalan söyleyeyim. Ama dediğin gibi çok harika çok değerli insanlarmış. Çok ta samimiler. Aslı' da beğendiğin kadar güzel ve çok hanım bir kız. Çok cana yakın. Babama dönerek ;
- Sen nasıl buldun Doğan bey ? diye sordu.
- Çok mükemmel bir aile.İsa bey, eşi dört dörtlük insanlar. Aslı' da çok saygılı bir kız. Bu kadarını beklemiyordum. Yengem hemen atıldı ;
- Benim elimden şekerleri alıp, ikram edeceğini hiç beklemiyordum. Biraz havalı gibi duruyordu ama hiç te öyle değilmiş. Çok içten sevgi dolu bir kız. Hem biliyor musun babacığım, kahve fincanlarını Aslı yıkadı. Ayrıca çok ta güzel bir kız. Ben ağabeyime döndüm ;
- Sen ne düşünüyorsun abi ?
- Tek kelime ile çok şanslısın. Hem ailesi yönünden hemde Aslı yönünden. İsa bey, mükemmel bir insan. Annem ;
- Ben Aslı' ya hayran kaldım. Tülay' la ikisinin el ele tutuşarak salona girmeleri gözümün önünden gitmiyor.
O akşam yemekte, yemek sonrası hep Türkoğlu ailesi konuşuldu.
Biz bu günde Aslı ile yalnız kalıp konuşamamıştık. Ama olsun, bu gün iki aile süpriz bir şekilde bir araya gelip, kaynaştılar ya...
............................................................................................................................................
Hani bir söz vardı, şu an kim söylemiş bilemiyorum. SEVGİ PAYLAŞTIKÇA GÜZELLEŞİR VE ÇOĞALIRMIŞ.
Sevgi ve saygılarımla.
03.07.2010
KARAMAN
Kemal KÜÇÜKTEKİN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder