Google

BİR YOLCULUK ANISI -4- / SENSİZ NEFES ALIRSAM, BANA HARAM OLSUN

Bir Yolculuk Anısı -4-

" SENSİZ NEFES ALIRSAM., BANA HARAM OLSUN...."

İki ailenin süpriz bir bir şekilde bir araya gelmesi benim açımdan olumluydu. Türkoğlu ailesi ve Aslı, ailem üzerinde çok güzel izlenim bırakmıştı. Aslı' yı her yönüyle beğenmişlerdi ama Türkoğlu ailesi ne düşünüyordu, hangi düşüncelerle buradan ayrılmışlardı. Bunu ancak Aslı telefon açınca veya görüşünce öğrenebilecektim.
Bayramın son günüydü. Bayram ziyaretleri hala devam ediyordu. Akrabalarımızın hepsi ilk üç gün içerisinde gelmişlerdi bu sabahtan itibaren de babamın esnaf arkadaşları geliyordu. Saat 10.30 gibi telefonumuz çaldı. Telefonu yengem açmıştı. Konuşmalarından Aslı olduğunu anlamıştım. İki-üç dakika Aslı ile konuştular. Telefonu bana verirken ;
- Ay bu kız çok tatlı, çok şeker, dedi.
Ben telefonu almıştım. birbirimize günaydın dedikten sonra Aslı anlatmaya başladı ;
- Annem babam, ailenin konukseverliğine hayran kaldılar canım. " Gerçekten çok saygın bir aile " diyor, babam. Annem, annenize bayılmış hele annenizle Tülay ablamın, bir gelin- kayınvalide değilde, bir anne-kız gibi anlaşmalarına hayran kaldığını söylüyor. " Ben böyle bir kayınvalide- gelin ilişkisi ne yaşadım ne de gördüm " diyor. Aslı' nın telefonda söyledikleri ile ailemle daha çok gurur duydum.

Gerçekten de Tülay yengem, evin gerçek kızı, ağabeyim sanki iç güveğisi gibiydi. Babam da annem de Tülay yengemi çok seviyordu. Adete üzerine titriyorlardı. Tülay yengem de çok çok saygılı, sevgi dolu birisiydi. Annemle, bir anne-kız gibi anlaşmaları çevremizin de çok dikkatini çekiyor, özellikle çevremizdeki gelinler kıskançlık ve gıpta ile bakıyorlardı. Tülay yengem, bana bir kayın biraderi değil de, öz kardeşi gibi davranıyordu. Bu nedenle biz de çok iyi anlaşıyorduk. Hele ağabeyim eşini çok seviyor, sanki, bir şey istese de, hemen yapsam diye etrafında dört dönüyordu. Evleneli nerede ise üç yıl oluyordu, aralarında en ufak bir tartışma dahi duymamıştık.

Aslı' ya, " Bu gün ne yapıyorsun ?" diye sormam üzerine;
- Dün çıkamadığımız bayram ziyaretlerine, birazdan çıkacağız canım, demesiyle moralim çok bozulmuştu.
- Biliyor musun Aslı? dedim. Ya gazeteler bizi manşet yapacak ya da tarihe geçeceğiz.
- Anlamadım canım. Niye ki ?
- Yıldırım aşkıyla bir birlerine vurulan iki sevgili, koskoca dört gün boyunca aynı şehirde olmalarına rağmen, buluşamadılar... " diye.... Aslı kahkahalarla gülmeye başladı.;
- Haklısın canım ama söz yarın tüm gün birlikteyiz.
Birbirimize iyi günler dileyerek kapattık telefonu. Aslı' nın " Yarın tüm gün birlikteyiz " demesi,
Resmi Kurumlarda mesai başlamasından kaynaklanıyordu. Ve heyecanla yarını beklemeye başladım.

Cuma günü, hem benim için, hem ailem için çok özel bir gün oldu .......

Cuma günü Aslı, kalkar kalmaz beni aramış ;
- Günaydın canım.
- Günaydın canım.
- Canım ben yeni kalktım. Daha kahvaltı yapmadım. Hadi gel birlikte kahvaltı yapalım.
- Ciddi misin ?
- Hadi gel ne olur. Kahvaltıdan sonra çıkarız.
Ağabeyimin arabasına zaten ipotek koymuştum. Anneme söyleyerek çıktım. O gün saat 18.00 e kadar birlikte olduk. Öğle yemeğini, Konya' nın en güzel Tandır kebabını yapan yerde birlikte yedik. Oradan bizim evin önünden Meram' a geçtik. Bir çay bahçesinde el ele göz göze saatlerce konuştuk. Daha sonra Üniversite öğrencilerinin takıldığı bir cafede, yine göz göze kahvelerimizi içtik. Hoşlanıp hoşlanmadığımız ne varsa bir birimize sorduk. Zevklerimize, burçlarımıza, hayallerimize , gelecek hakkındaki düşüncelerimize kadar her şeyi öğrenmeye çalıştık. Çok güzel bir gün geçirdik. Saat 18.00 gibi evlerinin önündeydik. Vedalaşırken ;
- Seni seviyorum Aslı. Hayatımda şimdiye kadar kimse olmadı ve bu günden sonra da yalnız sen olacaksın, dedim.
- Ben de seni seviyorum Kemal. Bu güne kadar kimseye sevgili gözüyle bakmadım ve bu günden sonra da, sensiz nefes alırsam bana haram olsun, dedi.

Mutluluktan çılgına dönmüştüm. Konya' nın en kalabalık caddelerinin birinde olduğumuza bile aldırmadan, Aslı' yı kucakladığım gibi döndürmeye başladım. Kaç tur döndüğümüzü hatırlamıyorum. Aslı' nın ;
- Kemal lütfen., n'olur yeter, herkes bize bakıyor. demesiyle bıraktım.
- Seni çok seviyorum Aslı, dedim.
- Ben de seni canım. dedi ve vedalaştık.

Eve dönerken kulaklarımda o sözü çınlıyordu... "Sensiz nefes alırsam, bana haram olsun " O mutluluk sarhoşluğu ile eve geldim.

Eve geldiğimde, şaşırmıştım. Sanki bizim evde bayram bitmemiş gibi bir sevinç vardı. Öyle bir mutluluk havası vardı ki, herkesin bırakın yüzünü, gözlerinin içi gülüyordu.
- Neler oluyor ? Bayram bitmemiş gibi herkes mutlu. Bir şeyler mi kaçırdım ben ? Ağabeyim yanıma gelerek ;
- Amca oluyorsun, dedi...
- Aman Allahım, ciddi mi ? Ağabeyime sarıldım ;
- Tebrik ederim abi. Çok sevindim. Hemen yengeme de sarılarak kutladım. " Hayırlı olsun, gözünüz aydın " diyerek, anneme ve baba da sarıldım. Benim gibi, herkes mutluluk sarhoşuydu...

Ben evden ayrıldıktan sonra abimle yengem doktora gitmişler. Ve doktor yaptığı muayene ve testler sonucu, yengem ve abimi kutlamış. Yengem iki aylık hamileymiş.

Bu mutluluk tablosunun şeklini değiştirmemek için, kendi mutluluğumu söyleyemedim. Ama hiç birisi de ;
- Senin günün nasıl geçti, Aslı ile ne yaptınız, nerelere gittiniz, neler konuştunuz ? diye sormadı.
Gelecek olan o küçük bebek, daha gelmeden, benim papucumu dama atmıştı... Ama olsun... Evimizi renklendirip, sevince boğacak olan bu bebeği, abim ve yengem çok istiyordu.

Ve Konya' dan ayrılış günü gelmişti. Cumartesi günü Aslı ile çıkarak, bir süre Alaaddin Tepesinde oturup çay içtik ve yarın için bilet aldık. Özellikle 5 ve 6 numaralı koltukları almıştık. Ankara' dan gelirken oturduğumuz o koltuk numaralarının bize uğurlu geldiğine inanıyorduk. Pazar günü saat 12.00 de bizi uğurlamak için gelen iki aile, tekrar bir araya gelmişlerdi. Bizi uğurladıktan sonra da Nuray hanımın ve İsa beyin ısrarlı ricalarıyla, evlerine gitmişler ve birer kahve içerek bir birlerini biraz daha tanıma olanağı bulmuşlardı.

Dönüş yolculuğumuzda, el ele baş başa, gelecek günlerimiz hakkında düşlerimizi konuştuk. Hayaller kurduk. Aslı' nın okulu biter bitmez nişanlanmamızı kararlaştırdık. ondan sonra Aslı' nın atanma durumu ve benim tayinime göre, evlilik tarihimizi belirleyecektik.

Ankara kaldırımlarını, hüzünlü hüzünlü bir iki saat dolaştıktan sonra, Aslı' yı Bahçelievler' deki kaldığı özel kız yurduna bırakırken, iç çekerek hıçkırıklarla ağlaması beni de ağlatmıştı. Aslı, bana " Gitme, Ankara' da kal " dese, ben kalacak, ben Aslı' ya " Hadi Giresun' a gidelim " desem gelecek gibiydi. Ayrılıp ayrılıp dönüp tekrar kucaklaşıyorduk. Bu böyle defalarca tekrarlandı. Belki aradan yarım saat belki de bir saat geçti. Ne o yurda girebiliyor ne de ben otogara gitmek için durağa gidebiliyordum. Ve inanır mısınız, bizi o durumda yukarıdan, pencereden görüp gelen Aslı' nın arkadaşları, Aslı' yı zorla yurda götürmesi ile ayrılabildik. Giresun' a giderken, o ana kadar hiç böyle hüzünlü bir yolculuk yapmamıştım. Ailemden ayrılmak bile, bu kadar zor olmamıştı.

Dönem bitinceye kadar, üç ay boyunca doğru dürüst telefonla konuşamadık. 70 yıllarda ülkemizin durumunu ve iletişim ağını, teknolojik yapısını bilenler bana hak verirler. Üç ay boyunca Aslı' ya gündüz bir defa telefonla ulaşabildim. Okulu aradığınız zaman, santral anons yapıyor, aranan kişi, bin de bir olasılıkla duyup geliyor ve konuşmasını gerçekleştiriyordu. Aradığın zaman uzun süre de bekletilmiyordu. " Aradığınız kişi bulunamadı " denip telefon kapatılıyordu. Ancak Aslı, boş zamanlarında aradığı zaman, ben eğer göreve çıkmamış ve dairede isem görüşebiliyorduk. Daha çok, ben akşamları çıkarak postaneden yurdu arıyordum. O da saat 22.00 ye kadar. Ondan sonra arasam bile görüştürmüyorlardı. Ama telefon bağlantısı kursak bile rahat konuşamıyorduk. Arkamızda ya benim konuşmamı bekleyen ya da Aslı' nın konuşmasını bekliyerek telefon edecekler mutlaka oluyordu. Biz de uzun uzun mektuplaşıyorduk.

Ama bu üç ay boyunca, her ayın ilk Cumartesi Pazar günü kesinlikle Ankara' da oluyordum. Cuma günü, o gece otobüse biniyor, bir gece ya bizim misafirhanemizde, ya da DSİ nin misafirhanesinde kalıp, Pazar gecesi tekrar Giresun' a dönüyordum. O, bir buçuk iki gün Ankara kazan biz kepçe dolu dolu birlikte oluyorduk. Bu iki gün bize bir ay boyunca yetiyordu veya yetmek mecburiyetindeydi.

Dönem bitmiş, Aslı tekrara ders bırakmadan 4. sınıfa geçmişti ve Haziran ortalarında Konya' ya gitmişti. Ben de Konya' ya gitmek için can atıyordum. Ama bizim işlerimiz mevsimlik olduğu için bu dönemler çok yoğundu. İzinler nerede ise kapalı gibiydi. Ama işlerin yoğun olmadığı dönemlerde ise, izin hiç problem olmuyordu. Bu nedenle ben abimi telefonla aradım ;
- Abi, Müdürlüğe ya telefon et ya da telgraf çek. Annem veya babam hastanede, diye. Ağabeyim ilk önce " Ayıp olur Kemal " dedi ama ben yalvarınca " tamam " dedi. Ve iki gün sonra telgraf geldi.; " Annemiz hastanede yatıyor. Acele gel. Abin. " yazıyordu. Ben aşağıdan hemen telefonla abimi aradım. Teşekkür ettim. Ama " Giresun' dan evi ararlarsa telefona yengem çıksın. Kayın validem iki günden beri yüksek tansiyondan hastanede yatıyor desin " " Sen yengeme aç ve konuş mutlaka " dedim. "Zira ; Ben Müdüre telefon ettiğimi söyleyeceğim. Bunlar kurt idareci, bakarsın ararlar dedim " Ve ben tekrar yukarı çıkarak, gayet, korkmuş ve hüzünlü bir şekilde Müdür beyin odasına girdim ve telgrafı gösterdim. Müdür bey telgrafı okudu ve ;
- Çok üzüldüm Kemal bey, Geçmiş olsun. Ne zaman geldi telgraf, telefonla aradın mı ? Nesi var mış ? Aramadıysan burada hemen arayalım dedi.
- Biraz önce aradım Müdür bey, Tansiyonunu düşüremiyorlarmış. İki günden beri hastanede yatıyormuş dedim.
- Yaa, çok üzüldüm. inşallah önemli bir rahatsızlıktan kaynaklanmıyordur. Sen durma hemen git Kemal bey dedi. Sekreteri çağırarak;
- Kemal beye iki haftalık izin dilekçesi yazın, dedi. Ben teşekkür ederek yanından ayrıldım. Ve
bir saat sonra otobüsteydim.

Yaptığım hiç hoş şey değildi...Biliyorum...Ama aşkın kendisi zaten, " Bir delilik " değil mi ?
Ve insana böyle delilikte yaptırabiliyor....


Gündüz saat 12.00 gibi Konya' da olmuştum. Dolmuşla merkeze indim. İlk önce babamın mağazasına uğradım. Babam beni karşısında görünce çok şaşırdı ;
- Oğlum hiç beklemiyorduk. Söylemedin de geleceğini, diyerek sarıldı. Eve telefon açayım mı, süpriz mi yapacaksın? dedi. Ben açmasını istemedim. Tekrar bir dolmuşla eve gittim. Annem de yengem de aynı babam gibi şaşırdılar. Birbirimize sevgi ile sarıldık. Annem ;
- Oğlum geleceğini neden haber vermedin ? Senin sevdiğin yemekleri hazırlasam, börekleri yapsam olmaz mıydı ?
- Anneciğin, sen önüme bir dilim ekmekle, kuru soğan koysan bile bana börek gibi gelir. diyerek yanaklarını öptüm.
Yengemin hamileliği de iyice belli olmuştu ;
- Nasıl benim yeğenim? dedim.
- Valla bazen saatlerce kıpırdamıyor, korkutuyor beni Kemal. Bazen de sabaha kadar uyutmuyor beni...
Hemen Aslı' ya telefon açtım. Okullar tatile girdiği için İsa bey de evde olabilirdi. Telefonu Aslı' nın açmasını istiyordum. O na şaka yapacaktım. İstediğim gibi telefonu Aslı açtı.;
- Merhaba aşkım, Nasılsın ?
- Merhaba canım, sen nasılsın ?
- İşler çok yoğun, çalışıp duruyoruz.
- Yaa, senin burada olmaman çok kötü. Özledim seni. İzin istesen vermezler mi ?
- Daha öncede söyledim ya hayatım, izinler kapalı.
- Ne zaman geleceksin ?
- Ağustos ayının onundan sonra...
- Off ya, bir aydan fazla var gelmene. Ben ne yapacağım sen gelinceye kadar.
- Aşkım ben de seni çok özledim ama ne yapabilirim. Devlet memurluğu bu.
- Tamam aşkım, biliyorum. Seni üzmek için söylemedim.
Biraz daha konuştuktan sonra, birbirimize, "Kendine iyi bak " diyerek telefonu kapattık. Akşam bir süprizde Aslı' ya yapacaktım. Yengem içeri gelip ;
- Aslı nasıl mış, sevindi mi geldiğine ? diye sorunca
- Geldiğimi söylemedim ki, akşam süpriz yapacağım.
- Delisin sen. Bak kızcağızda kalp falan vardır. Üzülürsün sonra. dedi.

Akşam ailecek yemek yedikten, saat 21.00 gibi babamdan ve annemden izin istedim. Daha izin ister istemez abim anahtarı uzattı.
Hazırlanıp çıkmam ve Aslı' gilin evine varmam bir yarım saatimi almıştı. Arabada, kapıyı Aslı'nın açması için dua ediyordum. Zili çaldım ve bir süre sonra kapı açıldı. Ve kapıyı açan Aslı' ydı. Beni görünce çığlığı bastı ;
- Keemaalll, inanmıyorum. sen misin gerçekten.? Olamaz ya..Daha bu gün gelemiyeceğini söylemedin mi sen? Öyle bir boynuma sarıldı ki, ağlamaya başladı. Ciddi ciddi ağlıyordu. Aslı' nın çığlığını duyan İsa bey ve Nuray hanım da kapıya çıkmışlardı. Nuray hanımın Aslı' yı omuzlarından tutmasıyla, Aslı beni bıraktı. İçeriye geçtik. Aslı hala ağlıyordu. Ne olduğunu bilmedikleri için İsa bey ile Nuray hanım da şaşırmıştı. Nuray hanım, yüzünü yıkaması için Aslı' yı lavaboya götürdü. Bu ara İsa bey elini uzatarak;
- Hoş geldin Kemal bey, Neler oluyor ?
- Teşekkür ederim efendim. Bu gün geldikten sonra, sanki Giresun' dan telefon ediyor gibi Aslı' yı aramıştım. Daha bir ay gelemiyeceğimi söylemiş ve bu akşam kendisine süpriz yapmak istemiştim.
- Anladım dedi, İsa bey. Seni birdenbire karşısında görünce, sevinçten ne yapacağını şaşırdı. Nuray hanım ;
- Sevinçten çılgına döndü zavallı kızım, dedi.
Nuray hanımda kibarca " Hoş geldin Kemal bey " dedi. Ben daha " Hoş bulduk efendim " demeden, Aslı lavabodan çıkıp, yüzünü sildiği havluyla beni kovalamaya başlamıştı ;
- Vicdansız.., hain..., yüreğime indirecektin az kalsın, hem kovalıyor hem de yetiştikçe havluyla vuruyordu. Annesi babası oturmuş hem bizi seyrediyorlar hem de kahkahalarla gülüyorlardı. Ben kaçmaktan vaz geçince, Aslı tekrar boynuma sarıldı. Ben annesinden babasından çekiniyordum, Aslı hiç çekinmiyordu ;
- Hoş geldin aşkım, seni karşımda görünce, sevinçten ne yapacağımı şaşırdım. deyip öptü.
Nuray hanım ;
- Bu mutluluğunuz, inşallah hep böyle devam eder çocuklar. dedi.

O gece, annesinin babasının yanında bile ellerimi hiç bırakmadı Aslı. Gecenin 02.00 kadar oturduk. O saatte bile gitmemi hiç istemedi.

Eve geldiğimde ise, annem hala yatmamış, beni beklemişti. Bir süre konuştuk. Olanları anneme anlattım;
- Zavallı kızım, seni görünce ne kadar çok şaşırmış. Ben ;
- Zavallı kızım mı dedin ? diye anneme sordum.
- Evet. Biz sizin Ankara' da ne kadar zor ayrıldığınızı da duyduk. Babanla, " Kemal izine gelince bu ilişkinizin adını koyalım " diye konuştuk. Yani sen istersen oğlum, Aslı' yı istemeye gideceğiz.
Şaşırmıştım ;
- Ama anne, siz babamla, " her şey çok hızla gelişiyor " demiyor muydunuz ?
- Sen gittikten sonra, biz, birbirimize gidip geldik oğlum. Biz onları, onlar da bizi yemeğe bile aldık. Babanla benim, Aslı' nın ailesi hakkında bir tereddütümüz kalmadı. Sen onay verirsen, Aslı' ya söz yüzüğü takmayı düşünüyoruz.
- Acele etmiyor muyuz anne ?
- Bak oğlum. hepimizin onuru, gururu ve namusu var. Şimdi sen gecenin 02.00 de onlardan geldin. Arada bir bağ olursa, onlarda çevrelerine karşı zor durumda kalmaz. Bu şekil de kaç gün gidebilirsin evlerine. Bizim Konya' mız mutasıp bir yer. Olumsuz söylentilerin çıktığını düşün. Bir gün İsa bey veya Nuray hanım, sana tepkilerini koyarlarsa, bu sefer senin de moralin bozulur, gururun incinir.
Annem haklıydı. Ben, İsa beyin evlerine hangi nitelikte gidip geliyordum veya gidip gelecektim.
Bir gün, " Yeter artık " dedirtmemem gerekiyordu.
- Haklısın anne, biz Aslı' yla okul bittikten sonra nişanlanmayı kararlaştırmıştık ama olayın bu boyutunu hiç düşünmemiştik. Aslı ile konuşmam lazım ama anne.
- Tamam oğlum, yarın konuşursun. Ama yarın mutlaka konuş. Zira senin izinin bitmeden söz kesimini yapalım.

Saate baktım. Saat 03.00 geliyordu. " Yarın mı ?" mırıldandım. Elimi telefona uzatınca. annem ;
- Yapma oğlum. Yatmışlardır şimdi. Ayıp olur. dedi ama ben telefonu açmıştım.

Tahmin ettiğim gibi, nefes nefese Aslı gelmişti telefona ;
- Yatmış mıydın aşkım ?
- Yatmıştım ama sen geldiğin için sevinçten uyuyamadım. Telefon çalınca senin olduğunu tahmin ederek koşarak geldim.
- Annenle baban duydular mı acaba ?
- Duymuşlar herhalde, odalarının ışıkları yanıyor.
- Uyanmamış olsa bile şimdi nasıl olsa uyanacaklar.
- Niye, neden uyanacaklar mış ?
- Benimle evlenir misin Aslı ?
- Neee, diye bir çığlık attı ki, benim kulağımın zarı bile patladı sanırım.
- Dedim ya, annen baban uyanmamışlarsa senin bu çığlığına kesin uyanmışlardır.
- Kemal.., sen beni bu akşam öldürecek misin ya ? Sen delisin yaa..Ne., ne dedin sen şimdi ?
- Benim güzel aşkım, benim le evlenir misin ,dedim. ?
- Yaavv Kemal, Bu saatte, hemde telefonla söylenecek şey mi bu ? Telefonda mı teklif edilir evlilik.?
- Ne yapayım aşkım, annemle babam bu ilişkinin bir adını koyalım, Aslı' nın ve ailesinin bir onuru, gururu var. Şimdi bir söz keselim. Aslı okulunu bitirince de nişan yaparız. Böylesi, Aslı ve ailesi için çok iyi olur diye, düşünmüşler., Bu düşüncelerini, annem sizden geldikten sonra bana söyleyince, bende dayanamadım, sana telefon açtım.
- Ne diyeyim ben sana aşkım ya, sen bana beyaz bir şey giydireceksin ama bu beyaz kefen olacak galiba...
- Allah korusun aşkım, o ne biçim söz.
- Ahh şimdi yanımda olsan, ben seni bu sefer terlikle kovalardım. Bak attığım çığlığa annem ve babam da geldi.
- O zaman hemen yanıtını bekliyorum aşkım? Evet mi, hayır mı ? Ama " Hayır " desen bile, istemeye geleceğim seni.
- Ben sana hiç hayır diyebilir miyim ? elbette ki, evet.
Annem yanımdan gitmemişti. Hem gülüyor hem de ellerini dizine vuruyordu. "Nuray hanım kalkıp gelmiş mi " diye sordu bana.
- Hayatım annen yanında mı ? Annem soruyor.
- İkisi de burada. Meraklı gözlerle ve şaşkınlıkla bana bakıyorlar.
- Annem, Nuray hanımı telefona istiyor aşkım. Ben seni öpüyorum canım. İyi uykular...
- İyi uykular mış... Uyku bıraktın sanki bende.

Annem, Nuray hanımla özür dileyerek konuşmaya başladı. " Doğan beyle konuştuklarımızı, Kemal' e anlatmıştım. Benim deli çocuk, yapma, açma dememe rağmen, sevincinden Aslı' ya telefon açtı. Ne olur kusuruna bakmayın. Böyle yapacağını bilsem sabah söylerdim. " deyip, uzun uzadıya, neden böyle bir karar aldıklarını anlattı...Ve Cumartesi günü, söz yüzüklerin takılmasına karar verildiğinde saat sabahın 04.30 uydu.

...........................................................................................................................................

Evet....Aşk bir " Delilik " tir......Sakın unutmayın...........

Sevgi ve saygılarımla.
06.07.2010
KARAMAN



Hiç yorum yok: