Google

BİR YOLCULUK ANISI -6- BENCİLLİK, SEVGİYLE Mİ BAŞLAR ?

Bir Yolculuk Anısı -6- Bencillik, sevgiyle mi başlar ?


Gerek bir resmi kurumda çalışmamın alışkanlığı, gerekse erken yatmam nedeniyle saat 07.30 da uyanmıştım. Hemen giyinerek otelden ayrıldım. Ve dışarıya çıktığımda Eskişehir' de uyanmıştı.

Önce bir pastahane de kahvaltı yaptım. Daha sonra bir berber de traş oldum. Ve cüzdanımdan adresi çıkararak, bu adresi bana en iyi postacılar tarif edebilir, düşüncesi ile, akşam yerini öğrendiğim postahaneye gittim. İlk önce eşime, telefon açarak bir " Günaydın " dedikten sonra, Nuray hanımın evini postacılardan öğrendim. Bulunduğu mahalleye gelince, sokağı bulmak zor olmadı. Tek tek apartmanı ve numaralarını aramaktansa, sokağın içerisindeki bakkala sordum. "İsa Türkoğlu' nun evi" değince bakkal ;
- Hani şu 5-6 gün önce vefat eden İsa hocamı ? diye sordu. Tanıyordu demek ki.
- Şu iki çam ağacını görüyor musunuz, o kahverengi beş katlı apartmanın ikinci katında oturuyordu. Çok iyi bir adamdı, çok erken gitti zavallı, dedi.
Evlerini bulmuştum, ev yakındı, teşekkür ederek, saate baktım 08.30 du. Henüz erkendi. Bu saatte rahatsız etmemek için zaman geçirebileceğim bir çay bahçesi olup olmadığını sordum İki sokak aşağıda bir çay bahçesinin olduğunu söyledi. Çay bahçesini bularak, hava serin olmasına rağmen, süs elmalarının altındaki masaya oturdum ve bir çay söyledim. Yanıma gazete ve dergi de almadığım için yine düşüncelere dalmıştım.

İsa babamın dediği gibi, ön nişanın yapılacağı Cumartesi günü idi. Babam mağazaya gitmiş ve saat 16.00-17.00 de mutlaka evde olurum demişti. Abimde bürolarına gitmişti. Bebek onlara uğurlu gelmiş, bir kooperatifin 320 dairelik inşaatını almışlardı. Bu abim ve ortaklarının ilk büyük işiydi.
Ben ise heyecandan yerimde duramıyordum. . Saat 13.00 gibi annem ile yengem, " Biz alışverişe çıkıyoruz, çikolatayı gelirken alırız, çiçeği de akşama doğru sen yaptırırsın oğlum " deyip gittiler. Aslı' ya telefon açtım. o da çok heyecanlı ve sevinçli olduğunu söyledi. Onlarda saat 15.00 gibi kuaföre gideceklermiş. Zaman geçmek bilmiyordu.
Her hangi bir şey de okuyamıyordum. Bu heyecanı yaşayan dostlarım çok iyi bilirler, sen aç, John Steinbeck' i, Tolstoy' u oku bakalım okuyabiliyor musun ?
Evde de yalnız kalmıştım, can sıkıntısından, heyecandan elime ne geçerse atıştırıp duruyordum.

Saat 18.00 gibi babamla birlikte annem ve yengem de gelmişti. Annem ile yengem kuaföre uğramışlar ki, ikisi de harika olmuş. Yengem saçlarını sarıya boyatmış ve meç attırmış, çok harika görünüyordu. Saat yaklaştıkça benim heyecanımda artmış, yerimde oturamıyordum.
Babam, elinde iki birayla yanıma geldi.;
- Kemal şimdi heyecandan biraları götürmüştür dedim ya, baktım içmemişsin. Al bakalım biraz heyecanın yatışsın. Ben babama teşekkür ettim ki, abimde geldi. Kırmızı güllerden harika bir de çiçek yaptırmıştı. Anneme , bir eksiğimizin olup olmadığını sormadan oturmadı. Annem ;
- Bir eksiğimiz kalmadı, sağ ol oğlum benim. Babanla birlikte fotoğrafçıyı da ayarladık. İsa beylerin adresini verdik. saat 22.00 gibi fotoğrafçı da gelecek. Yemeğimizi yedikten sonra hazırlanır ve saat 21.00 gibi gideriz. Ben ;
- Gece yarısı mı gideceğiz anneciğim ya ? 21.00 geç değil mi ? deyince, güldüler.

Saat 20.00 civarında yemekten kalktık. Annem ;
- Hadi beyler siz yavaş yavaş giyinin. Biz de yemek masasını toplar toplamaz giyiniriz. dedi.
Ben hemen, sabah traş olmama rağmen bir daha traş oldum. Beyaz gömleğimin üzerine, zemini açık mavi, sarı ve beyaz çizgili kravatımı taktım. Ve yeni almış olduğumuz gümüş rengi takım elbisemi giydim. Aynanın karşısından ayrılmıyordum. Saçlarıma defalarca şekil veriyor, beğenmiyor tekrar tarıyordum. Yarım şişeye yakın bir parfümle ancak tatmin oldum. Salona geldiğimde, babamın kahverengi takım elbiselerini giydiğini ve kravatını takmaya çalıştığını gördüm. Abim de yukarıdan inmişti, Onun üzerinde de, beyaz bir gömlek, tatlı mavi takım elbise vardı. Kravat yerine siyah bir papyon takmıştı. Biraz sonra Annem ve yengem de hazırdı. Annem parlak bej rengi bir tayyör giymişti. İçinde geniş yuvarlak yakalı, tatlı bir yeşil blüz vardı. Yengem ise, yaptırmış olduğu sarı saçlarının altına şampanya rengi bir tayyör giymişti. İkisi de harika görünüyordu.

Ve saat 20.45 gibi arabaya binerken, en az onlarda benim kadar heyecanlıydı.

Kapılarının ziline bastığımızda saat tam 21.00 di. Nuray hanım ve İsa bey, birlikte karşıladılar bizi. İkisi de çok şıktı. Nuray hanım, belden itibaren hafif genişleyen beyaz bir pantolon, üzerine, açık mavi bir gömlek ve kısa bir süet ceket giymişti. İsa beyin üzerinde ise krem rengi bir takım elbise vardı. Kibarca hepimize "Hoş geldiniz " dediler. Elimdeki gülleri ve çikolatayı Nuray hanıma verdim. Hatır sorulmalarına geçildi. Annem ve babam ikili koltuğa, abim, yengem ve ben üçlü koltuğa oturmuştuk. Üç-beş dakika sohbet edildi. Hala görünürlerde Aslı yoktu. Ben yengemin kulağına eğilerek ;
- İster misin Aslı firar etmiş olsun, dedim. Yengem kendini tutamadı, güldü. ve sesli olarak ;
- Etmez, etmez , dedi. Nuray hanım dayanamayıp sordu, yengemin de gülmesini merak etmişti galiba ;
- Ne o etmeyen Tülay hanım ?
- Kemal Aslı' yı göremeyince " Aslı firar etmiş galiba " deyince, ben de " etmez etmez " dedim Nuray hanım . Nuray hanım bana dönerek ;
- Hiç firar eder mi Kemal bey oğlum. Sen onun içeride heyecandan ölmediğine dua et. Ben bir Aslı cığıma bir bakayım o zaman, dedi ve kalktı. Oturma odasından Nuray hanımla Aslı çıkarken gözlerime inanamadım.

Aslı, sanki bir filim yıldızı gibi olmuştu, O omuzları açık bordo elbise üzerinde harika duruyordu. . Saçlarını kızıla boyatmış, ya kendi saçından meç bırakılmış ya da sonradan kızıl üzerine sarı meç atılmıştı. Bordo elbise ve kızıl saçlar, omuzlarının bütün güzelliğini ortaya çıkarmıştı. Saçları hafif geriye toplanarak kabartılınca, o çocuksu, masum yüzü olduğu gibi açığa çıkmıştı. Kahverengi bir kalemle, hafif dolgun dudakların kenarları belirlenmiş ve kırmızı az bir ruj sürülmüştü. Yanakları da, dudaklarına sürülen rujun renginde hafifçe boyalıydı. Mavi gözlerinin göz kapakları, gözlerine uyumlu olarak boyanmıştı. O ufak kalkık burnuyla sanki bir peri, sanki bir melek girmişti odaya. Kalbim hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Biraz sonra bu peri benim nişanlım olacaktı. İnanmıyor... İnanamıyordum....

Aslı' da hepimize kibarca " Hoş geldiniz " dedi. Annem ve babamım ellerini kibarca öperek kucaklaştılar ve öpüştüler. Abim ve yengemle de öpüşerek, hoş geldiniz, dedi. Bana ;
- Hoş geldin Kemal. deyip elini uzatınca, ben dayanamayıp elini avuçlarıma alarak öptüm ve ;
- Hoş bulduk aşkım. Çok güzelsin, harika görünüyorsun, dedim usulca.
- Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklı olmuşsun, dedi. Ve annesine yakın bir sandalye çekerek oturdu.
Bir süre sonra babam ;
- Nuray hanım, İsa bey, bir araya gelmemizin nedeni malumunuzdur. İlk önce, konuşmasını bilen, saygılı, aydın ve modern bir kız yetiştirdiğiniz için sizi bir kez daha kutluyorum. Çocuklarımız birbirlerini beğenip ve sevmişler. Anne ve babaları olarak, bize düşen görev, onlara aracı ve yardımcı olmaktır. Güzeller güzeli Aslı kızımızı, Kemal' in annesi babası olarak biz de çok sevdik ve kendi kızımız gibi bağrımıza basacağımızı da bilmenizi isterim. Her ne kadar çocuklarımız birbirini sevmiş olsalar da, sizin de bu birliktelik için onayınızın olması gerekiyor. Eğer onayınız varsa, güzel kızınız Aslı' yı, oğlumuz Kemal' e, Allahın emri ve Peygamberimizin kavli ile istiyorum. dedi.
İsa bey ;
- Bu ortam, bir kız babasının ve annesinin yaşadığı en zor anlardan birisi olsa gerek. Neriman hanım, Doğan bey, kızıma ve bize değer vererek gelmeniz bizim için bir onurdur. Ben de Kemal bey gibi bir evlat yetiştirdiğiniz için sizi kutlarım. Kemal beyi, gerek Nuray hanım gerekse ben beğeniyoruz ve takdir ediyoruz. Bir anne ve baba olarak bu gençlerin birbirlerini beğendiklerini ve sevdiklerini bizde gözlemlemiş buluyoruz. Klasikleşmiş ve gereksiz bir soru ama yine de benim sevgili kızıma sormam gerekiyor. Ve Aslı' ya dönerek ;
- Güzel kızım, Aslı cığım, Doğan bey ve ailesinin neden burada olduklarını biliyorsun ve Doğan beyi duydun. Senin kararını son bir kez hepimiz duymak istiyoruz canım. deyince, Aslı'nın yüzü hem biraz utancından hem de heyecandan kızarmıştı.;
- Ben kararımı daha önce size söylemiştim babacığım, ama yine de siz bilirsiniz. dedi.
İsa bey eşine dönerek ;
- Hayatım, sevgili Nuray hanımcığım, 24 yıldan beri bu evde kararları birlikte aldık, ne yapılması gerekiyorsa birlikte yaptık... Güzel kızımızın üzerindeki emeğin de, ben den çok çok fazladır senin. Bu nedenle, senin düşüncelerin benim için çok çok önemlidir. Sen ne diyorsun hayatım.
- Hayatım, Doğan beyi, zarif eşi Neriman hanımı, Korhan beyi, eşi güzel kızımız Tülay hanımı tek tek tanıdık. Değerli bir aile oldukları kuşkusuz.. Hepsini ayrı ayrı ben şahsım adına çok sevdim. Kemal bey oğlumuza gelince de, çok kibar, çok aydın ve kültürlü bir delikanlı. Kızımızı çok seviyor, kızımızda Kemal' i çok seviyor. Birlikte çok mutlu olacaklarına inanıyorum. Ben, içimden bir şeyler kopmasına rağmen " Evet " diyorum hayatım, ama yine de son karar senin. deyince Nuray hanım, İsa bey ayağa kalkarak, Aslı' yı yanına çağırdı, iki yanağından da öptü. Bana da " Kemal bey oğlum siz de gelir misiniz " dedi. Ben de kalkarak yanlarına gittim. Benim de iki yanağımdan öperek ;
- Bakın çocuklar, birbirinize sevgi dolu, saygı dolu gözlerle baktığınızı, birlikte mutlu olduğunuzu hepimiz gözlemlemiş bulunuyoruz. Benim sizden isteğim birbirinize her zaman böyle sevgili ve saygılı olun. Size ömrünüz boyunca mutluluklar diliyorum, diyerek Aslı' nın eliyle benim elimi birleştirdi. İkimizi birden kucaklıyarak öptü. Ben hemen elini öperek ;
- Teşekkür ederim babacığım. Aslı her şeyin en güzeline layık olduğu gibi mutluluğunda en güzeline layık. Aslı' yı mutlu etmek için ne gerekiyorsa yapacağıma güvenebilirsiniz.
- Biliyorum Kemal oğlum. Benim sana güvenim sonsuz, dedi. Aslı da, teşekkür ederek babasının elini öptü.
Babam ;
- Nuray hanım, İsa bey, daha önce de kararlaştırdığımız gibi bir söz kesimi yüzüğü ile bu olayı resmileştirelim. Aslı kızım okulunu bitirdikten sonra kızıma layık, görkemli bir nişan yaparız. Daha sonra çocuklarımızın belirleyeceği bir tarihte düğünlerini de yaparız. Ben şimdi izniniz olursa yüzüklerini takmak istiyorum ve bu yüzükleri takmaktan büyük bir mutluluk ve onur duyacağım.
Ve birbirine kırmızı kurdela ile bağlı yüzüklerden, ilk önce Aslı' nın olanını, Aslı' nın parmağına taktı.;
- Ömür boyu mutlu olun kızım, diyerek Aslı' yı yanaklarında ve anlından öptü. Benim de parmağıma yüzüğü takarak;
- Seninle gurur duyuyorum oğlum. Mutlu ol oğlum. Siz ne kadar mutlu olursanız ben o kadar mutluluk duyarım, dedi. Yanaklarımdan ve anlımdan sevgiyle öptü.
Hepsi birden alkışlamaya başladılar. Abimle yengem " Öp, öp " diye tempo tutuyorlardı. Biz de fırsat bu fırsattır deyip birbirimiz sarıldık ve öpüştük. Daha sonra herkesin elini öptük.
Fotoğrafçı gelecek diye kurdela kesilmemişti. Nuray hanım, çikolata ile birlikte içecekleri de getirmiş Tülay yengem ikram etmeye başlamıştı.
Biz ise, yan yana oturmuş, bir parmaklarımızda ki yüzüklere bir de birbirimize bakıyorduk. Aslı;
- Çok mutluyum Kemal, seni çok seviyorum, diye fısıldadı.
- Ben de seni çok seviyorum Aşkım. Seni böyle mutlu görmek beni daha çok mutlu ediyor, diye kulağına fısıldadım.
Bir süre sonra, Nuray hanımın " Kahvelerinizi nasıl alırsınız ?" diye sormasıyla, Aslı ;
- Kahveleri ben yapmak istiyorum Anneciğim. diyerek ayağa kalktı.
- Ama güzel kızım, fotoğrafçı gelecek diye sizin kurdelanız kesilmedi. Bu şekil de nasıl yapacaksın ?
- Biz Kemal' le yaparız anneciğim. Hem Kemal' i böylece, evlenmeden önce mutfağa sokmuş olurum. deyince herkesi bir gülmek aldı. Ben de bu şakaya karşılık ;
- Yook yaa... Kusura bakma Aslı hanım, şimdiden mutfağa girersem bunun sonu kılıbıklık olur. Eğer kahveleri siz yapacaksınız, yüzüğü çıkartırım, siz kahveleri yapar gelirsiniz, deyince Aslı ;
- Bana bak çocuk, o yüzüğü parmağından bir saniye çıkar, vallahi seni boğarım, deyince gülmeler daha da artmıştı ama Aslı hemen boynuma sarıldı ve gerek kendi annesinin babasının, gerekse benim annemin ve babamın yanında;
- Ah aşkım, ben sana hiç kıyabilir miyim? deyince de, gülmelerin yerini alkış aldı.
Biz mutfağa gittik ama Tülay yengem yine dayanamadı, mutfağa gelerek ;
- Her zaman böyle mutlu olun. Birbirinize çok yakışıyorsunuz, sizi bir kez daha kutluyorum. deyip yanaklarımızdan öptü. Ve Aslı'ya ;
- Aslı cığım, kahveleri senin yapman gerekiyor belki ama bu durumda rahat hareket edemezsiniz. Bu akşam ben yapayım kahveleri. Daha senin elinden çok kahve içeceğiz hayatım, hadi siz şimdi içeriye geçin. demesiyle biz de içeriye, kahveleri yapmadan girdik.

Henüz kahvelerimiz bitmeden, fotoğrafçı da gelmişti. Değişik değişik pozlarda en az 35-40 kare fotoğraf çektirdik. Fotoğraf çekimi bittikten sonra, İsa bey bize dönerek ;
- Çocuklar, hadi gidin de sizde kendi aranızda bu mutluluğu kutlayın diyeceğim ama Konya' yı biliyorsunuz, mutaassıp bir kent. Hele bu saatte doğru dürüst gidilecek ne açık bir pastahane ne bir çay bahçesi bulabilirsiniz. deyince, babam hemen atıldı ;
- O zaman yarın, bizim bahçe de bir mangal partisi yapıp, hem bu mutlu tabloyu hem de Korhan oğlumun işini kutlayalım, ne dersiniz ? deyince, herkes sevinçle kabul etti.

O gece 00.30 kadar, coşkulu gülmelerimiz, kahkahalarımız duvarlarda yankılandı. İki ailenin sevgi ve mutlulukları buram buram tüterek tüm Konya' yı sardı... Ama, ara sıra mutluluk gözyaşları da akmadı değil.... Asla unutulmayacak harika bir geceydi.....Harika bir gece....

Ve Ön nişan sonrası, Pazar günü.

Evimiz, Meram' a giden Eski Meram yolu üzerindeydi. İki katlı bir evdi. Bin metre kare bir bahçenin içerisine yapılmıştı. Evin yan tarafına, babam, büyükçe bir kamelya yaptırmıştı. Çıtalarla örülmüş ve üstü kiremitle kaplanmış olan bu kamelya, on beş kişinin rahatlıkla oturabileceği bir büyüklükteydi. Bir kablo ile Kamelyaya elektrikte çekilmişti. Kamelyanın doğu ve güneyini sarmaşıklar kaplamıştı, böylece yoldan geçenlerin kamelyanın içini görmeleri olanaksızdı. Kamelyanın etrafına ve evin önüne çim ekilmişti. Evin önünde ve kamelyanın etrafında yine elliye yakın, renga renk açan gülleri annem dikmişti. Kamelyanın hemen aşağısında dört arabalık bir park yeri olup, parkın yerine ve birbirine bağlayan yollara parke taş döşenmişti. Evimizin arka tarafında, kömürlük, kiler ve tandırlık vardı. Tandırlığın zemine beton dökülmüştü. Tandırlıktan itibaren bahçemizin arka tarafında, on sekiz elma, üç kiraz, iki vişne ve iki kayısı olmak üzere, yirmi beş meyve ağacını yine babam dikmişti.
Evimizin tek girişi olup, girişteki merdivenle üst kata çıkılıyordu. Diğer bir kapıyla alt kattaki eve giriliyordu. Üst kat abim ve yengeme ait olmasına rağmen, her saat her dakika birlikteydik. Bir tek yatmak için üst kata çıkıyorlardı.

Ve işte pikniği bu bahçede yapacaktık. Erken gelecekleri için, o sabah hep beraber kalktık. Daha doğrusu uykuyu seven beni ve ağabeyimi de kaldırmışlardı. Ama Aslı geleceği için hiç naz yapmadan kalkmıştım. Kısa bir kahvaltıdan sonra, nelerin yapılacağı, nelerin ikram edileceği konuşuldu. Öğle yemeğin de pirzola ve biftek, akşama da sac kavurması yapılmasına karar verilerek görev taksimi yapıldı. Babam, mangalları hazırlayacaktı, ağabeyim etleri, rakıları ve çerezleri alacaktı ve bana da, göçmen pazarından beş kilo yoğurt, taze biber, domates, soğan almak düştü. Abimle birlikte biz çıktık. Beni göçmen pazarında bıraktı. Ayrılırken abime, altı- yedi şişe bira da almasını rica ettim. Saat 10. 30 da her şey hazırdı.

Saat 11.00 gibi İsa babam gil geldiler. Araba dan İlk önce Nuray annem indi. İlk defa onu spor bir kıyafetle görüyordum. Üzerinde bir kot pantolon ve kısa kollu yeşil kareli bir gömlek vardı. Deve tüyü bir süeteri omuzlarına atmış ve kollarını önünde bağlamıştı. Ayağında timberland tibi, deri yazlık bir ayakkabı vardı.
Aslı ise, ayaklarında beyaz spor bir ayakkabı, dizlerinin altından bağlamalı beyaz şalvar tipi bir saten pantolon ve mavi çizgili, kısa kollu şile bezi bir gömlek giymişti. O kızıl saçlarını yine beyaz bir bandajla toplayarak, en usta ressamın bile çizmekte zorlanacağı, o ay gibi, masum güzel yüzünü ortaya çıkarmıştı. Çok güzeldi. Bu kıza, ya giydikleri çok güzel yakışıyordu ya da bu kız, giydikleri kendisine çok yakıştırıyordu. Ama hani bir özdeyiş var, " Güzele ne yakışmaz. " diye. İşte bu özdeyiş, sanki Aslı için söylenmişti.
İsa babam, bağsız bir yazlık ayakkabı ve kül rengi bir kadife pantolonun üzerine zemini açık kahverengi olup koyu kahverengi tonlarına kadar renkli, kareli bir gömlek giymişti.
Tek tek bir birimize sarılıp, selamlaşma fasılından sonra kamelyaya oturuldu. Bir süre sonra,
babam, İsa babama bahçeyi gezdirmek için kalktıklarında, bayanlarda hazırlıklar için kalkmıştı.
Aslı ile mutfaktan etleri ve sebzeleri mangalların yanına taşımıştık. Abim etlerin gecikmemesi için iki mangalı birlikte yakmıştı. Ateşin kıvama gelmesi beklenirken, Aslı ile yengem, sebzeleri yıkanıp hazırlıyorlardı.
Yengem beni çağırdı. Daha yanlarına varır varmaz, Aslı bir tas suyu yüzüme dökmesiyle kaçması bir oldu. Şaşırmıştım, tandırdakilerin gülmesiyle kendime geldim. Hemen tası doldurarak Aslı'yı kovalamaya başladım. Aslı kamelyanın etrafında hem kaçıyor hemde " Yapma aşkım, n'olur aşkım " diye bağırıyordu. Tandırdakiler işlerini bırakmış bizi seyrediyorlardı. Aslı'yı yakalamıştım ama elleriyle yüzünü kapamış başını eğerek kurtulmaya çalışıyordu. Gömleğinin yakasından ensesine doğru biraz su dökünce, irkilerek kendini arkaya atmasıyla, yüzüne suyu dökmüştüm. Kahkahalarla çimlerin üzerine düşmüştük. Tandırdakiler de gülüyordu. Birbirimize sarılarak tandıra geldik. Ben ;
- Aşk olsun yenge, demek bana komplo kuruyorsunuz ? dedim.
- Eee, ne yapalım. Elti dayanışması, dedi.
O an abim mangalın yanından geldi ve içerisinde buzlar olan sürahiyi ve bardağı aldı. Bardağı doldurdu. Hepimiz su içecek derken, soğuk suyu yengemin yüzüne serpiverdi. Yengem çığlık atarken, abim ;
- Bu da kardeş dayanışması, dedi. Yengem sürahiyi kapıncaya kadar abim arabaların yanına çoktan kaçmıştı.
- Eh.., Korhan sen buraya gelmeyecek misin ? Bunun hesabını nasıl soracağımı herkes görecek. diye, bağırıyordu ama hepimiz gülüyorduk.

İşte bu neşe içerisinde, salatalar, söğüşler hazırlanmıştı. Aslı ile ben hazırlananları, çatal, kaşık ve bıçakları kamelyaya taşıyorduk. Pirzolalar da pişmişti. Tabaklara koyarak servis yapıldı ve hepimiz kamelya da yerimizi almıştık. Aslı ile yan yana oturma uğraşlarım da sonuç vermişti.
Herkes açıkmıştı ki, büyük bir iştahla yemeğe başlamışlardı.
Yediğim ilk pirzola dan sonra ikinci pirzolayı uzatarak Aslı'ya ısırttırdım. Aslı'da aynısını yaptı. Artık elimizdeki etleri birbirimize yedirmeye başladık. İkinci üçüncü pirzolalar da böyle yendi. Eti ısırttıran, çatalla ya domates söğüş ya da soğan söğüş de veriyordu. Öyle ki, kendi yediğimizden daha çok zevkli yiyorduk. Birbirimizin dudaklarımızın kenarlarına bulaşan yağları da, bez peçeteyle siliyorduk. Kendimizi o kadar kaptırmışız ki, abimin ;
- Kemal oğlum, bak kötü örnek oluyorsun. Yengen, bana " Kardeşini örnek al biraz , diyor. " demesiyle, kendimize geldik. Masadakilere bir baktık ki, herkes yemeği içmeyi bırakmış hayranlıkla bizi seyrediyordu. Biraz utanmıştık...

Sıcak olduğu için, öğlen yemeğinde içki alınmamıştı. Herkes iştahını akşama sakladı ama yemekten sonra biz, birer bira alarak elmaların altına gittik. Kamelyanın sarmaşıklarla kapalı olan tarafına oturduk. Biralarımızı açarak birer yudum aldık. Aslı, başını omzuma dayadı.;
- Çok mutluyum aşkım, ama çok. Seninle, ailenle tanışmadan önce, her genç kız gibi ben de hayaller kurardım. Hayallerim de, beni çok sevecek, bana saygı duyacak bir eşim olsun isterdim. Eşimin ailesi ile ya anlaşamazsam ya beni sevmezlerse diye aklıma gelir, çok tedirgin olurdum. Hayallerimde bile böyle bir ortamı düşünemezdim. Ailenden bu kadar sevgiyi inan ki hiç beklemiyordum. Ama o kadar iyi bir ailen var ki, Neriman annemi, annem gibi, annem kadar çok seviyorum. Doğan babam, ikinci babam oldu sanki. Benim hiç abim olmadığı için, Korhan abimi gerçek abim gibi seviyorum. Tülay ablamın ise bir benzeri olamaz sanırım. Ve seni., ve seni aşkım, gözümü bile kırpmadan, uğrunda ölecek kadar çok seviyorum.
Eğilerek yanağını ve dudaklarını öptüm ;
-Bundan çok daha güzel günlerimiz olacak aşkım. Göreceksin çok mutlu olacağız. Ailemi tanıdıkça, seni, benden daha çok sevdiklerini göreceksin. Ben de her zaman düşlemişimdir. Aydın, kültürlü, düşünce yapılarımızın uyum sağladığı bir kayın pederimin ve kayın validemin olmasını. Bana sıcak davranmaları, bana kucak açmaları benim de düşümdü. Ama şimdi, senin gibi güzel, senin gibi sevgi dolu bir sevgilim olduğu için ve İsa babam ve Nuray annem gibi bir kayın pederim ve kayın validem olacak olmasına, kendimi " Tanrının ayrıcalıklı bir kulu " olarak görüyorum.
- Seni karşıma çıkardığı için, bende Tanrının ayrıcalıklı bir kuluyum hayatım. Seni mutlu etmek için aşkım, elimden ne geliyorsa, ne yapmam gerekiyorsa hepsini seve seve yapacağım. Keşke okulum bitmiş olaydı şimdi. Evlenirdik hemen.
- Bunu şanssızlığımız olarak düşünelim canım. Ben seni bir yıl değil, bir ömür boyu beklerim sevgilim.
Bu sefer Aslı, dudaklarıma uzanarak bir öpücük kondurdu.
- Aşkım benim, beklersin değil mi ? Ama ayrı kalacağız aşkım ya. Sen yanımda olsan bu bir yıl çok çabuk geçer ama sen yanımda olmayınca her gün bir ay gibi geçecek şimdi. Ben nasıl dayanacağım?
- Benim içinde çok zor olacak aşkım. Ama sevgimiz bize güç verecek, sabır verecek canım. Hem ben seni görmeye yine Ankara' ya gelirim.
- Biliyorum geleceğini aşkım. Geçen dönem de, her ayın ilk cumartesi gününü iple çekiyordum. O gece sabaha kadar heyecandan uyuyamıyordum. Dolaptan bütün elbiselerimi indiriyor, senin için ne giyeceğimi şaşırıyordum.

Bu anın hiç bitmemesini istercesine iyice birbirimize sarılmıştık. Bu mutluluğu, konuşarak değil de, hissederek özümsemeye çalışıyorduk sanki.

Ama annemin;
- Kemal oğlum, Hatice hanım geldi. seslenmesiyle kendimize geldik. Aslı hemen sordu ;_
- Kim bu Hatice ?
- Hatice benim Konya'daki üç-dört arkadaşımdan biri.
- Yaa.
- Gel aşkım seni tanıştırayım. İnanıyorum sende seveceksin.

Hatice, çocukluk arkadaşımdı. Gerçekten Konya'daki üç-dört arkadaşımdan biriydi. Arkadaşlıktan öte bir dostluğumuz vardı. Hemen sokağın karşı tarafında oturuyorlardı. Liseyi bitirir bitirmez, Konya Defterdarlığı'nda çalışmaya başlamıştı. Adana' da okurken yaz tatillerinde, Giresun'dan izine geldiğimde mutlaka bir araya gelir, saatlerce güncel konulardan siyasetten, kitaplardan konuşur, birbirimize şiirler okurduk. Kendini yetiştirmesini bilen, kültürlü ve demokrat, minyon tipli ve oldukça neşeli bir kızdı. Benden bir yaş büyüktü. Bizi görür görmez ;
- Neredesin arkadaşım ya ? Özlettin kendini ? Senin bu gün dolmuştan indiğini görmesem, geldiğini bile öğrenemeyecektim. Aşk olsun yani. O bana, ben ona " Hoş geldin " diyerek birbirimize sarıldık ve öpüştük.
- Hem sana bir hoş geldin diyeyim hem de kitaplarını vereyim diye gelmiştim. diyerek, benim ona verdiğim Görki ve Marks'ın kitaplarını getirmişti.
- Teşekkür ederim Hatice. Sana nişanlımı tanıtayım, demiş ve Aslı'ya bakmıştım ama Aslı' nın moralinin bozulduğunu görünce şaşırmıştım.
- Nişanlım Aslı, aşkım bu arkadaşım Hatice. Aslı'nın çok soğuk bir şekilde " Memnun oldum " demesini oradakilerin hepsi fark etmişti. Buna rağmen Hatice, benim adıma çok sevindiğini belli ederek, Aslı'ya sarıldı ve öperek;
- Kutlarım bir tanem, dedi.
Ve bana da sarılarak öptü;
- Kutlarım arkadaşım. Çok sevindim. Size mutluluklar dilerim. Biliyorsun seni mutlu görmek, beni de mutlu eder.
- Biliyorum Hatice, çok teşekkür ederim. Darısı senin başına.. diyerek, Hatice' yi İsa babam ile Nuray annemle de tanıştırdım.
- Oturmaz mıydın Hatice, hem bu akşam kutlama var. Sende mutluluğumuza ortak olurdun.
- Yok, ben kalmayayım Kemal. Ne güzel iki aile bir araya gelmişsiniz. Ben gevezeliklerimle bu güzelliği bozmayayım. diyerek izin istedi. Hatice gider gitmez, Aslı sinirli bir şekilde kolumdan tuttu ;
- Nasıl yaparsın bunu ya..? Daha bir günlük nişanlıyız ya.. Benim yanımda bir kızla nasıl şapur şupur öpüşürsünüz ? Aslı' ya şaşırarak baktım ama gözlerinde çoktan fırtınalar kopmuş, şimşekler çakıyordu.
- Hayatım Hatice yalnızca benim arkadaşım.
- Nasıl bir arkadaşlık bu Kemal ? Bir defa olsa neyse, sarılıp sarılıp öpüştünüz ya. Hemde benim yanımda.
- Hayatım, insan bir arkadaşına " Hoş geldiniz " deyip öpemez mi? İkincisinde kızcağız, kutlamak için seni de öptü beni de öptü. Ne var bunda Allahını seversen.
Ne benim ailem ne de Aslı'nın ailesi müdehale ediyordu.
- Bir de kızcağız diyor ya. Şuna bak ya.. Koruyor birde üstelik. " Sevgilim " deseydin bari.
- Hayatım, arkadaşlar birbirine sevgili gözüyle bakmazlar. Yersiz bir kıskançlık bu yaptığın.
- Bak hele sen, yersiz bir kıskançlıkmış.. Şimdi ben, bir erkek arkadaşımla sizin gibi böyle öpüşsem, sen kıskanmayacak mısın ?
- Senin gerçekten bir arkadaşınsa neden kıskanayım hayatım. Hem gel bunu içeride konuşalım olmaz mı ? Bak herkes üzülmeye başladı. Kimseyi üzmeye de hakkımız yok.
- Seninle bir yere gitmiyorum.
- İyi... ben gidiyorum o zaman. dedim ve bahçe kapısına doğru yürüdüm. Dışarıya çıktım. Meram' a doğru yürümeye başladım. Ama Aslı'nın bu kıskançlığına çok üzülmüştüm. Hatice benim, arkadaş olarak vazgeçemeyeceğim bir insandı. Hiç bir zaman birbirimize " sevgili " gözüyle bakmadık. Bakamazdık da...
Aşırı bir şekilde sigara içme gereksinimi duydum. Üzerimde ne sigara ne de çakmak vardı. Bu sefer hızlı adımlarla bakkala doğru yürüdüm. Bakkaldan bir sigara ve çakmak aldım. Biraz olsun rahatlamak için daha bakkalın içerisinde yaktım sigarayı. Bakkaldan çıkıp yine yürümeye başlamıştım ki, arkamdan ;
- Yakışıklı bana bir dondurma alır mısın ? diye seslenilmesiyle, döndüm.
Aslı, boynunu bükmüş, mahcup mahcup gülümsemeye çalışıyordu.


Garsonun " Bir çay daha ister misiniz ? " sorusuyla kendime geldim. Hemen saate baktım, saat 09.30 olmuştu bile. Nuray annemin evine gitmek için kalktım. Bakkalın tarif ettiği apartmanın önüne arabamı park ederek indim. İkinci kata çıkarken, üst katlarda merdivenlerden ayak sesi geliyordu. Daha zili basmadan kapı açıldı. Nuray annem hemen boynuma sarıldı ;
- Biliyordum geleceğini, biliyordum Kemal bey oğlum. Pencereden gördük geldiğini. Her şeye rağmen Kemal bey oğlum gelir diyordum.

Evet... Her şeye rağmen oradaydım....Aslı' nın o evde olmasına rağmen....

....................................................................................................................................................
Bir sevgi de, hoş görü ağırlığını koyamazsa, sahiplenme duygusu ve bencillik öne çıkar....

Sevgi ve saygılarımla
18.07.2010
KARAMAN







Hiç yorum yok: