Bir Yolculuk Hikayesi -7- Zaman, bu güne kadar sevgililerin yanında hiç olmadı.
Evet…Ben ikinci kata çıkarken, üst katlarda merdivenlerden ayak sesi geliyordu. Daha zili basmadan kapı açıldı. Nuray annem hemen boynuma sarıldı ;
- Biliyordum geleceğini, biliyordum Kemal bey oğlum. Pencereden gördük geldiğini. Her şeye rağmen Kemal bey oğlum gelir diyordum. Sesinde heyecan, sevinçle birlikte hüzünde vardı. İçeriye geçtik.
- Başınız sağ olsun Nuray anne. Siz telefon da söyleyince, inanamadım ve büyük bir şok yaşadım.
- Hem de nasıl bir şok Kemal bey oğlum. Kalbinden rahatsız olduğunu hiç anlayamadık.
Hiç şikayet etmemişti kalbinden. Yalnız, hala çok ama çok üzülüyordu. O simsiyah saçları, bir- bir buçuk yılda bembeyaz olmuştu. Ah..Aslı Ah.. Başta kendini, seni ve bizi çok perişan etti.
-Biliyorum, siz de çok üzüldünüz.
- Hem de ne kadar üzüldük Kemal bey oğlum, hem de ne kadar. İsa beyin ve benim “ Biz kızımızı yetiştirirken nerede hata yaptık “ diye her gece ağladığımızı biliyor musun? Kızımızın bu kadar zayıf yapıda olduğunu ve korkularının esiri olacağını, panik atak olup depresyona gireceğini hiç bilemedik. İsa bey, Aslı’nın evlenmesinden sonra, senin gece gündüz içtiğini, daireye gitmediğini, psikolojik tedavin için Konya’ya geldiğini öğrenince yıkılmıştı. Sen, Konya’ya tedavi için geldiğinde, Aslı’da kocasından boşanmış Konya’daydı. İlk defa Aslı’ya o kadar kızdığını görmüştüm. “ Şimdi eserinle övün Aslı. Seni deli gibi seven, pırlanta gibi çocuğu ne hale getirdin. Allah kahretsin seni. Keşke Kemal beyin “ Aslı çok değişti baba. Psikolojisi çok bozuldu. Bir doktora götürelim “ dediği gün, seni döve döve doktora götürseydim. Seni ömrüm boyunca affetmeyeceğim Aslı. “ Diye bağırmıştı. Aslı ağlayarak odasına kaçmıştı. Hıçkırık seslerini salondan duyuyorduk. Bir süre sonra hıçkırık sesleri kesildi. Aradan yarım saat geçmişti, ben tedirgin olmaya başlamıştım. Aslı’nın sanki bir şeyler yapacağını, anne yüreği olarak sezinledim. Odasına bakmak için kalktım ama kapısı kitliydi. Aslı kapısını hiç kitlemezdi. İsa bey bir iki defa seslendi. İçeriden hiç ses gelmeyince, kapıyı kırıp içeri girdik. O an bir şok daha yaşadık. Aslı, yatağında kanlar içerisindeydi. Jiletle bileklerini kesmiş ama henüz kendinden geçmemişti. Hemen hasta haneye götürdük. Ah oğlum ah, Bizde en az senin kadar perişan olduk. O gece hastanede kalması gerektiğini söylenince, ben pijamaları almak için eve döndüm ve o notu gördüm. Notu sana yazmış… dedi ve söylediğine pişman olurcasına sustu.
Ben gayri ihtiyari sordum ;
- Notta ne yazıyordu Nuray anne.?
- Boş ver Kemal bey oğlum. Seni Üzmek istemiyorum.
- Lütfen Nuray anne.
- Özür dilerim Kemal bey oğlum, keşke hiç söylemeseydim. Notta ;
“ Kemal, biliyorum beni hiç affetmeyeceksin. Bu nedenle senden “Beni affet “ demeyeceğim. Ben seni çok sevdim Kemal.., ama çok sevdim. Hala daha dediler gibi seni seviyorum. İnadım ve hatalarım yüzünden seni kaybettim, şimdi babamı da kaybettiğimi görüyorum. Neden., neden sevdiklerim avuçlarımın arasından kayıp gidiyor. “ diye yazmış.
Aslı’nın üçüncü kez intihara teşebbüs ettiğini ve bu notu bilmiyordum. Bunları duyunca üzüldüm ama her şey için artık çok geçti.
- Ne olur artık üzülmeyin Nuray anne. Yaşananlar artık geride kaldı. Tekrar hatırlayıp kendinizi üzmeyin, yıpratmayın. Elimi tuttu Nuray annem ;
- Çok iyi bir yüreğe sahipsin Kemal bey oğlum. Buraya, baş sağlığına gelmen bile, senin ne kadar iyi bir insan olduğunu gösteriyor. Eşinin izin vermesinden de, eşinin ne kadar büyük bir insan olduğunu anladım.
- Ben İsa beyi ve sizi tanımaktan her zaman gurur duydum Nuray anne. Ve konuyu değiştirmek için ;
- İsa babamın mezarına gitmeyi düşünüyorum Nuray anne. Mezarı yapıldı mı, isim yazıyor mu üzerinde ?
- Toprağının oturmasını bekliyoruz Kemal bey oğlum. Bu nedenle taşını henüz yaptırmadık. Sen bulamayabilirsin. Beraber gidelim, bende bir dua okuyayım. Deyip hazırlanmak için izin istedi.
Nuray annemin evine geleli yirmi dakikadan fazla oluyordu ama Aslı hala görünmemişti.
Nuray annem hazırlanmış ve çıkmak için kapıyı açtığımızda, Aslı ile kızı Eylem kapının önündeydi.
Aslı’yı görünce bir an yüreğim hafifçe sızladı ama acımamış, canım yanmamıştı. Ben de açtığı yaralar, sevgili eşimin özverisiyle demek ki kapanmıştı.
Ama Aslı’ya baktığımda, tanıdığım o yaşam dolu, ölesiye sevdiğim ve uğruna alkolik olduğum, harika güzellikteki kız gitmiş, hüzünden gözlerinin canlılığı kalmayan, yüzünü mutsuzluğun sardığı, yaşamaktan bezgin ve çökmüş bir kadın gelmişti yerine. Onun adına çok üzüldüm.
Nuray annem ;
-Kızım sen ne arıyorsun burada ? deyince, Aslı bana dönerek ;
- Seninle karşılaşmamak için yukarıya çıkmıştım Kemal. İçimdeki bir his, seni son kez göreceğimi söyleyince, dayanamayıp aşağıya indim. Ama içeriye girmeye cesaret edemiyordum. Dedi ve elini uzattı;
- Hoş geldin Kemal.
- Hoş bulduk Aslı. Başınız sağ olsun.
- Sağ ol Kemal. Babamın öldüğünü duyunca, annem geleceğinden çok emindi.
- Hiç gelmez olur muyum. İsa ba…” İsa babamı “ diyemedim..İsa beyi çok severdim. Aslı anlamıştı;
- Bir baba gibi değil mi ? Aranızdaki o güzel sevgiyi, sevgimizi, mutluluğumuzu, ama her şeyi ben mahvettim.
- Lütfen Aslı. Yaşanmışları hatırlamamızın bir anlamı yok artık.
Bu konuşmamızın boyutunu, yaralarımın tekrar açılmaması için değiştirmem gerekiyordu. Eylem’ in başını okşayarak;
- Maşallah Eylem büyümüş. Çok güzel bir kız olacak. Kaç yaşına girdi?
- 6 yaşına girdi. O zarif, güzel eşiniz nasıl? Diye sorunca, Nuray annem, merdivenlerde olduğunu unutarak, panik içerisinde bağırdı;
- Kemal beyin eşini nereden biliyorsun Aslı? Yoksa sen Kırşehir’ e mi gittin?
- Ben o kadar delirmedim anne. Diye, yüksek bir ses tonu ile yanıt verince, ben hemen atıldım ;
- Düşündüğünüz gibi değil Nuray anne. Hem Aslı böyle bir şey yapmaz. Eşimle Konya’dan dönerken Ankara otogarında tesadüfen karşılaştık. Otogarda tanıştılar.
- Aman Allahım, bir an yüreğim ağzıma geldi. Dedi ve ;
- Biz mezarlığa babanı ziyarete gidiyoruz. İstersen sende gel.
- Siz gidin. Şimdi babam Kemal’i görünce çok sevinecek. Beni görünce üzülmesin. Dedi ve Aslı içeri girdi.
Evet… Eşimle Aslı tanışmışlardı.
Sevgili eşimin, evliliğimizin beşinci ayında, annesi göz ameliyatı olmuş ve kataraktı alınmıştı. Eşim ile geçmiş olsun demeye gitmiştik. Konya' da bir hafta kaldıktan sonra Kırşehir' e dönüyorduk. Ankara' daydık. Kırşehir otobüsün kalmasına yarım saatten fazla vardı. Eşim Rahime koluma girmiş, başını omzuma yaslamış bir vaziyette zaman geçirmek için dolaşıyorduk. O an merdivenlerden hızlı hızlı inmekte olan Aslı ile karşılaşıverdik. Yanında o zaman iki buçuk yaşlarında olan kızı da vardı. O da, bende donup kalmıştık. Ne ben ne de Aslı bir adım atabiliyorduk. Her halde böyle bir dakika kadar kaldık. Eşim bir bana bir karşımda ki bayana bakıyordu. Anlamıştı...
Eşim, bizi bu durumdan kurtarmak için, kolumdan çıkarak, Aslı' ya elini uzattı ;
- Ben Rahime, Kemal' in eşiyim. Siz Aslı olmalısınız ? deyince, Aslı şaşkınlık içerisinde ;
- Merhaba ben Aslı, dedi. Nasıl tahmin ettiniz ? Yoksa Kemal benden size bahsetti mi? diye heyecanla sordu. Eşim ;
- Kemal, ben den hiç bir şeyi gizlemez Aslı hanım. Deyince, derin bir " Yaaa" çekti.
- Ne tatlı bir kız. Allah bağışlasın. İsmi ne Aslı hanım.?
- Eylem. Deyince, ben bir hoş olmuştum. Zira ; Aslı'yla evlendiğimizde kızımız olursa ismini " Eylem ", oğlumuz olursa ismini " Barış " koyarız diye kararlaştırmıştık. Aslı kaçmak istercesine;
- Kızımı tuvalete götürüyordum. Ben izninizi istiyorum, diyerek bana elini uzattı;
- Mutluluklar dilerim Kemal.
- Mutluluklar diliyorum Aslı.
Eşime ;
- Mutluluklar dilerim Rahime hanım, diyerek eşime sarıldı. Eşime bir şeyler fısıldadı ama duyamadım. Yalnızca eşimin, " Biliyorum.., o benim canım " dediğini duymuştum. Eşimden ayrılır ayrılmaz, geriye dönüp bakmadan hızlı adımlarla uzaklaşmıştı Aslı. Zavallı Eylem koşarak annesine zor yetişiyordu.
Ben hemen eşime sarıldım ;
- Özür dilerim hayatım. Hiç iyi olmadı bu karşılaşmamız, lanet olsun böylesi tesadüfe, gerçekten çok özür dilerim sevgilim.
- Yaralarınız biraz kanadı galiba Kemal bey.
- Hiç öyle bir şey olur mu canım ? Bu kalbi sen yeniledin, yenilenen bir kalpte yara olur mu ?
- Neden o zaman eski sevgilini görünce donup kaldın? Neden yanından geçip gitmedin, neden görmemezlikten gelmedin Kemal ?
- Dedim ya hayatım, beklenmedik bir tesadüftü bu. Bir an şaşkınlığımdan ne yapacağımı şaşırdım. Hem " Aaa, Aslı sen misin ? " desem haklısın. Dedim mi öyle bir şey.?
Eşimin morali çok bozulmuş, sinirden nerede ise ağlayacaktı. Ben ise ne yapacağımı şaşırmıştım.
- Bir de utanmadan, kulağıma ağlayarak ne dese beğenirsin ? " O çok iyi bir insan...O çok iyi biri... Lütfen ona çok iyi bak " demez mi ? Sanki ben Kemal' i tanımıyorum. Sanki ben Kemal’i sevmiyorum.
- Hayatım lütfen, lütfen üzme kendini.
- Nasıl üzülmem ya.., bu kadın hala sana deli gibi aşık ya...,Sen gel de benim yerimde ol, benim yerimde ol da üzülme ya..
- Tamam hayatım. Ben seni deli gibi seviyorum Lütfen. Hadi otobüse binelim. Bak otobüsümüz kalmak üzere.
Elini tutmak istedim ama elini sertçe çekti.
Otobüs hareket etmişti. Rahime hiç konuşmuyordu. Başını cama yaslamış, dışarısını seyreder gibi duruyordu. Elini yine tutmak istedim, yine çekti. Zorla elini avuçlarımın arasına alarak öptüm, öperken bile bir saniye olsun dönüp bakmadı.
İçimden bu tesadüfe tekrar lanetler yağdırmaya başladım. Nereden çıkmıştı bu Aslı ? Bu nasıl bir tesadüftü ? Neden..? Aslı, kendisini, ailesini, beni üzdüğü yetmezmiş gibi, en sonun da eşimi de üzmeyi başarmıştı. Ben böyle içimden küfürler savururken bir yirmi- yirmi beş dakika geçmişti. Rahime birden dönüp, sol eliyle yanağımı okşayarak ;
- Çok özür dilerim hayatım. Birden bir kıskançlık krizine kapıldım. Seni de üzdüm, çok özür dilerim.
Şaşırmış ve çok sevinmiştim. Ben de yanağını okşayarak ;
- Özür dilemene gerek yok hayatım. Ben ister miydim böyle bir karşılaşmayı. Ben senin üzüldüğüne üzüldüm.
- Biliyorum hayatım, istemezdin. Hem ben, Aslı ile aranızdaki her şeyi bilmeme rağmen seninle evlendim. Neden böyle bir tepki gösterdim bilemiyorum.
- Kıskandın o zaman beni. Omzuma başını koyarak ;
- Deli.., eşini yürekten seven her kadın kıskanır.
Kolumu omzuna atarak sıkıca sarıldım.
- Bizi hiç bir şeyin üzmesine izin vermeyelim olur mu canım ?
- Vermeyeceğiz hayatım. Hiç bir güç mutluluğumuzu bozamayacak.
Eşimle, Aslı'nın bu karşılaşması bir filim gibi gözlerimin önünden geçerken, Nuray annemin rehberliği ile mezarlığa gelmiştik. İsa bey, genç bir çınar ağacının altında yatıyordu. Daha henüz mezar taşları yapılmamasına rağmen Nuray annem, eşinin mezarı üstene zambaklar ve karanfiller dikmişti. Ben hemen bir kova bularak çiçekleri suladım. Nuray annem hem dualar okuyor hem de sessiz sessiz ağlayarak mezarın topraklarını düzeltiyordu ama gözlerinden yaşlar ırmak gibi akıyordu. Dayanamadım ben de ağlamaya başladım. İçimden bildiğim bütün duaları okuyordum. Dizlerimin üzerine oturarak " Hakkını helal et İsa baba " dedim.
Nuray annem gözlüklerini takarak Yasin okumaya başladı. Bir süre sonra Yasin okuması bitmişti. Ayağa kalktık, ve mezarlıktan ayrıldık.
Mezarlığa giderken yanından geçtiğimiz çay bahçesine gelince, Nuray annem ;
- İsa beyle bu çay bahçesine sık sık gelir, çay içer bir iki saat otururduk, dedi. Ben hemen durdum.;
- İsterseniz bir çayda birlikte içebiliriz Nuray anne. Sevinmişti, zoraki gülümsemeye çalışarak ;
- Çok iyi olur Kemal bey oğlum.
Çay bahçesi yine çok tenha idi. Salkım söğütlerinin altında bulunan bir masaya oturduk. Garsona iki çay söyledik. Çaylar gelmişti ama Nuray annemde dalıp gitmişti. Biraz sonra irkilerek kendine geldi ve ;
- Konya' da çok güzel günlerimizde oldu. Harika bir arkadaş gurubu edinmiştik. Hepsi demokrat insanlardı. Ama en kötü en acı günlerimizi de yine Konya' da yaşadık.
Sanki o günleri anımsamak ister gibi yine dalmıştı…
Çayımdan bir yudum alarak bir sigara yaktım. Aklıma Aslı’nın biraz önce söyledikleri geldi… “ Sevgimizi, mutluluğumuzu ama her şeyi ben mahvettim. “
Bu, kendine bir sitem di belki, ama doğruydu.
Tekrar altı yıl öncesine gittim….
Hiç bir aşk romanı, Aslı ile yaşadığımız o sevdayı veya bir benzerini, o ana kadar yazmadığı gibi, bu güne kadar da, böyle bir güzel sevda, böyle bir aşk yazılmadı.
İsa babamın, “ Ön nişan “ dediği o geceden sonra, iznimin bitimine kadar hep el ele, göz gözeydik Aslı’yla. Bir nefesin yarısı o, yarısını ben alıyordum.
Aslı, o şirinliği, o tatlı dili ile, ailemin de göz bebeği oluvermişti. Yengemin gülerek;
- Aslı hanım, benim pabucumu, daha evlenmeden dama attı bile. Sitemine karşılık, hemen yengemin yanaklarından öpmüş ve;
- Senin pabucunu bir Aslı değil on Aslı atamaz, benim şeker yengeciğim. Demiş ve yengemin karnını okşayarak;
- Bak, bir prens veya prenses geliyor. Senin pabucun nasıl dama atılır ? diyerek o tatlı diliyle gönlünü alıvermişti.
İzinim bitiminden daha bir gün önceden, Aslı’nın ağlamaktan gözleri şişmişti. Ben ise, gitmemek için neredeyse istifa ediyordum. Ailem, istifa düşünceme karşı çıkmamıştı ama istifa dilekçemi, İsa babam yırtıp atmıştı.
Uğurlama gelen iki aile bizi zor ayırırken, Konya otogarındaki herkes bizim, kenetlenip ayrılamayan ellerimizi ve gözyaşlarımızı seyretmişti.
Giresun’a dönünce, kendimi dairenin çalışmalarına verememiştim. İçimden daireye bile gitmek gelmiyordu. Her gün saatlerce konuşmamıza rağmen Konya’da olmak için can atıyordum. Ve Müdürümün karşı çıkmasına rağmen, bir uzman doktordan “ Bel fıtığı “ teşhisi konularak, iyi bir para karşılığı iki ay rapor aldım. Ve on beş gün bir ayrılıktan sonra, soluğu Konya’da almıştım. Ama rapor alıp geldiğimi ne Aslı ne de ailem biliyordu. Eve gitmeden Aslı’yı görmek için evlerine gittim. Hafta içi geldiğim içinde, İsa babam okulunda, Nuray annem bankadaydı.
Aslı, beni ansızın karşısında görünce öyle bir çığlık atmıştı ki, beş katlı apartmanda herkes duymuştu. Üst kattaki komşuları, Aslı’nın evde yalnız olduğunu bildikleri için, böylesi bir çığlık sonrası korkarak aşağı bile inmişler ama bizi, daha kapıyı kapatmadan birbirimize sarıldığımız için, öpüşürken görmüşler ve hemen yukarı çıkarak Nuray anneme telefon açmışlardı;
- Aslı, merdivenlerde çok fena bir çığlık attı, ben de korktum ve aşağıya indim Nuray hanım. Aslı’yı biriyle öpüşürken gördüm. Tam göremedim ama herhalde sözlüsü. Size bir haber vereyim dedim. Diyerek bizi jurnallemişlerdi. Nuray annem o telaş ile bankadan eve telefon açmıştı. Aslı, sevincinden, ağlamaktan konuşamamış ve telefona ben yanıt vermiştim.;
- Hoş geldin Kemal bey oğlum. Şaşırttın bizi.Demiş ve;
- Ama iyi ki geldin oğlum. Sen gittiğinden beri Aslı, yemeden kesildi. Yalnızca su içerek duruyor inan.
- Teşekkür ederim Nuray anne. Merak etmeyin, bundan sonra kendi ellerimle yemek yediririm ben ona. Nuray anneciğim henüz eve gitmedim. Aslı’yı da götürüyorum eve.
- Tamam Kemal bey oğlum. Bizde İsa bey ile akşama size geliriz.
- Lütfen erken gelin ama Nuray anneciğim. Hep birlikte zevkli bir yemek yiyelim.
Aslı’nın sevincinden ağlaması geçince;
- Ayrılık bu kadar mı zormuş, insana bu kadar koyarmış be aşkım. Ya.. ben bir yıl ne yapacağım sensiz ya..Bu on beş gün, bir yıl gibi geldi inan bana.. Bak aşkım, ben ne düşünüyorum. Senin tayinini Ankara’ya yaptırmak için hemen bir torpil bulalım. Bir ev tutalım, bende yurttan ayrılırım. Değilse bu bir yıl geçmez aşkım ya.
- Güzel sevgilim benim, ben henüz dört yıllık memurum. Ankara’ya tayin yaptıramayabiliriz bu bir, gelecek yıl senin çekeceğin kurada Ankara’nın olma olasılığı milyonda bir bile değildir. Aday memur olacağın için senin tayinini Ankara’ya hiç yaptıramayız bu iki. Önümüzdeki yıl, Giresun uzak olduğu için yakın ve güzel bir yere ben tayin isteyeceğim. Ondan sonra eş durumu ile senin tayinini benim çalıştığım yere yaptıracağız.
- Ööfff ya, sen benim çıldırmamı istiyorsun galiba. Şunun şurasında kendimi teselli etmek için hayal bile kurdurmuyorsun insana.
- Aşkım benim, tamam dediğin gibi olsun. Ankara’ya tayin yaptırdık diyelim ama sen sınıfta kalırsın canım benim.
- Anlamadım ne diye sınıfta kalacakmışım?
- Sınavlarına hazırlanma fırsatı nasıl bulacaksın ya? Dedim. Aslı anlamıştı, gülerek;
- Ders çalışmama fırsat vermez misin sahiden?
- Vermem. Şu güzelliğe bir baksana. Senin saatlerce ders çalışmana nasıl dayanırım ben?
- Deli..ben de bir odaya kaçar kapıyı da kitlerim ve orada ders çalışırım.
- O zaman bizim evde kırılmadık kapı kalmayacak desene. Demiştim. Aslı gülerek hazırlanmak için odasına giderken;
- Sakın bu odanın da kapısını kırmaya kalkma vallahi bir bağırırım, bu sefer üstekiler polis çağırır.
Bu iki ay içerisinde, bu güzel birlikteliğimizi artık ailelerimizde iyice kanıksamıştı.
Arada sırada, birbirimizin karşısına veya biraz uzağına otursak “ Ay, siz ayrı da mı otururmuşsunuz? “ diye takılıyorlardı.
Aslı ne istese ben hemen yapıyor, ben ne istesem Aslı, asla“ Hayır “ demiyordu. Örneğin, bir gün dışarıya çıkacaktık. Havanın sıcak olması nedeniyle, Aslı, sırtlının yarısını açıkta bırakan, göğüslerinin hemen üzerinde, askılı bir bluz giymişti. Onu öyle görünce, kıskanmıştım galiba;
- Aşkım, fazla açık değil mi bu? Demiştim. Aslı, yanıma gelip beni öpmüş;
- Sen yeter ki söyle aşkım, ben hemen değiştiririm. Demiş ve o bluzunu değiştirmişti.
Ve raporlu olduğum o iki ay, bir su gibi akıp geçti. Anladım ki zaman, çok nankör ve sevdanın ve sevgililerin yanında değildi.
Aslı’nın son senesinin ilk dönemi başlamıştı. Ben her ayın ilk Cumartesi Pazar günleri Aslı’nın yanında olurken, bu ilk dönem ayda iki defa Ankara’ya gitmeye başlamıştım. O kış günlerinde, Ankara’nın o soğuk günlerinde bile, birbirimize sarılarak, üşümek nedir bilmeden, Ankara caddelerinde dolaşıyorduk.
Ve Aslı’nın sürprizi……
Aslı, ailesinin karşı çıkmasına rağmen, vizelerle finaller arasındaki on iki günlük boşlukta Giresun’a geldi. Bir gün önce telefonda bana geleceğini hiç söylememişti.
Salı günü son vizeden çıkar çıkmaz, soluğu otogarda almış Aslı. Ve Çarşamba günü saat 09.00 dairedeydi. Benim odam da, Müdür bey ve birkaç arkadaş çay içiyorduk. Odacıdan odamı öğrenmiş. Kapıyı tıklatıp içeri girince, ben şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuştum.;
- Aaaa…Aslı, diyebilmiştim ancak.
- Hep sürprizi sen yapacak değilsin ya aşkım. Bir sürprizde ben yapayım dedim ve geldim. Dedi. Sarılıp, “ Hoş geldin canım “ dedikten sonra, Müdür beye ve arkadaşlara, Aslı’yı tanıştırdım ama hala inanamıyordum. Müdür bey;
- Kaçıp kaçıp gittiğin kadar güzelmiş Aslı kızımız Kemal bey. Dedi ve ;
- Sizin konuşacaklarınız vardır, deyip ayağa kalkınca arkadaşlarda kalktılar.
Aslı’nın gelmesine öyle sevinmiştim ki tahmin edemezsiniz. Ama Aslı’nın “ On iki gün Giresun’ dayım “ demesiyle, sevincim kursağımda kaldı. Aslı otelde kalamazdı ama bizim evde de kalamazdı.
Çünkü; Kaldığımız yer bekar eviydi. Üç arkadaş birlikte kalıyorduk. Arkadaşlarım anlayış göstererek, kendilerine bu süre içerisinde kalacak yer bulurdu ama evimiz Aslı’nın kalmasına uygun değildi. Kara kara düşünmeye başladım. Şimdi Aslı’nın valizini eve bırakmak için gittiğimizde, Aslı evi görecek ve kesin beğenmeyecekti. Aslı ile çay içerken çıkar yol arıyordum. Çayın bitmesiyle Aslı ile birlikte, valizide alarak, izin almak için Müdür beyin yanına gittik. Daha önce de belirttiğim gibi Müdürümüz çok iyi ve babacan bir insandı;
- Kızım, valiz ile geldiğine göre birkaç gün kalacaksın galiba. Dedi. Aslı;
- Finallere burada hazırlanacağım yani on iki gün Giresun’dayım Müdür bey, deyince. Müdür bey şaşırmıştı.
- Aslı hanım, size biraz sonra evi Kemal bey gösterir. O bekar evinde siz ne kalabilirsiniz ne de rahat bir şekilde ders çalışabilirsiniz. Keşke geleceğinizi bir-iki gün önceden haber verseydiniz, size kalacak bir yer ayarlardık. Dedi ve bana dönerek;
- Kemal bey, siz bu akşam bizim misafirimiz olun. Bu gün ve yarın Aslı hanımın kalabileceği bir misafirhane ayarlamaya çalışalım.
- Size zahmet vermeyelim Müdür bey, dedim ama;
- Ne zahmeti Kemal bey. Valizi buraya bırakın, ben odacıyla eve gönderirim. Sen şimdi Aslı’ya biraz Giresun’u gezdir. Akşam yemeğe de bekliyoruz tamam mı? Dedi ve biz çıktık.
Çıktıktan sonra Aslı’nın ilk sorusu;
- Kaldığınız ev gerçekten o kadar kötümü aşkım? Oldu.
- Hayatım o kadar kötü değil de, bekar evi işte. Senin kalmana uygun değil.
Kaldığımız ev üç odalı idi. Arkadaşlarımla odaları paylaşmıştık. Her birimiz bir oda da kalıyorduk. Evi sık temizleyip havalandıramadığımız için de biraz rutubet kokusu vardı. Aslı’yla eve geldiğimizde tahmin ettiğim gibi evi hiç beğenmemişti ve;
- Aşkım bu evde nasıl kalıyorsun? deyip, çok üzülmüştü. Ve;
- Ben misafirhanede falan kalmak istemiyorum. Diye de sitem etmişti.
Hava biraz soğuk olmasına rağmen, sahilden başlayarak Aslı’ya Giresun’u gezdiriyordum. Ama benim moralim bozuktu. Aslı hem bu bekar evinde kalamazdı hem de misafirhanede kalmak istemiyordu. Ben bu düşünceler içerisinde bocalarken, Aslı birden ;
- Aşkım bak kiralık ev. diye bağırdı. Gerçektende karşımızdaki apartmanın üçüncü katının penceresinde “ Kiralık “ diye bir yazı vardı.
- Hadi bir bakalım hayatım, dedi heyecanla. Ev sahil yolunda, denizi gören bir yerdeydi.
- Hayatım buradaki evlerin kiraları çok yüksektir.
- Aman aşkım, satın almayacağız ya, bir soralım lütfen. Ben artık senin o evde kalmana dayanamam. Demesiyle, apartmanın birinci katından, evin, kuyumcu Ahmet’in olduğunu öğrendik. İsim bana yabancı gelmemişti. Kuyumcu dükkanına gidince adamı da tanıdım. Adamın yayladaki bir tarlasına, geçen yıl meyve bahçesini ben kurmuştum. Ahmet bey de beni tanımıştı.;
- Hoş geldiniz Kemal bey, dedi.
- Hoş bulduk Ahmet bey. Sahilde ki kiralık eviniz için gelmiştik Ahmet bey, dedim.
-Evlendiniz mi Kemal bey, tebrik ederim sizi.
- Henüz evlenmedik. Nişanlıyız. Dememle, Aslı atıldı.
- Ben Kemal’in nişanlısıyım. Adım Aslı. Eğitim Fakültesinin son sınıfındayım. Temmuz da evleneceğiz ve eş durumundan Giresun’a tayin yaptıracağız. Şimdiden ev tutalım diye düşünmüştük. Dedi. Ahmet bey bana dönerek;
- Niye acele ediyorsunuz Kemal bey? O aylarda evler boşalır ve kiralık ev rahat bulunur. Aslı;
- Kemal’i ziyarete geldim. Ama kaldığı yeri hiç beğenmedim. İyi bir ev bulup gitmezsem aklım nişanlımda kalır. Bu nedenle hemen bir ev bulalım ve evleninceye kadar da içini döşeyelim diye düşünüyoruz. Size zahmet olmazsa eve bir bakabilir miyiz? Deyince, Ahmet bey bizi kiralık olan eve götürmek mecburiyetinde kaldı.
Ev gerçekten güzeldi. İki oda bir salondu, Karadeniz ayaklarının altındaydı sanki. Boya da istemiyordu. Üstelik Ahmet bey evi de temizletmişti. Bir tek pencerelerin silinmesi gerekiyordu. Benim yerime yine Aslı sordu;
- Kirasına ne diyorsunuz Ahmet bey?
- Bu semtte kiralar 250-300 lira.
- Çok pahalı ya. Biz yeni evleneceğiz. Ne olur biraz indirin.
- Bakın, size ben henüz olur demedim. Kemal bey şu an bekar. Ben bu evi Kemal beye kiralarsam, apartmandakiler bana kızar.
- Ne olacak Ahmet bey? Nişanlım sabah çıkacak evden akşam gelecek. Ben nişanlıma kefil olduğum gibi, Kemal’in nasıl biri olduğunu Müdüründen de sorabilirsiniz?
- Bakın Aslı hanım. Burası ufak bir şehir. Herkes birbirini tanır. Kemal beyi de 3-4 yıldan beri tanıyor biliyoruz. Efendiliğini herkes bilir. Aslı Ahmet beyin sözünü keserek hemen atıldı.
- Daha ne o zaman. Lütfen, biz evinizi beğendik. Biz yeni evli olacağımız için, çocukta yok üstelik.. Ev sahiplerinin arayıp da bulamayacağı bir kiracıyız. Biraz ikram edin de evinizi tutalım. Deyince, Ahmet bey, yelkenleri suya indirmişti;
- Tamam. Yeni evleneceğiniz için de, sizden 200 lira kira alacağım, demesi üzerine, 175 liraya anlaşarak, evin anahtarlarını almıştık. Aslı uçuyordu sevincinden. Ve bu Aslı’nın şansından başka bir şey değildi.
Evi tutmuştuk ama, benim bekar evimizde bir ranzam ve masamdan başka bir eşyam da yoktu;
- Aşkım, benim o evde giysilerimden başka eşyam var sayılmaz. Çok eşyaya ihtiyacımız var. Ne yapacağız?
-Aşkım ben çok acıktım. Hem bir yemek yiyelim hem de liste yapalım.
Yemek yerken, Aslı bir yandan da düşünüp düşünüp listeye ilaveler yapıyordu. Liste iyice uzamıştı. Aklımdan “ İyi ki para biriktirmiş “ diye geçirdim. Aslı listeyi bakmam için uzatırken;
- Aşkım, benim bankada 1.100 liram var. O parayı çekeriz şimdi. Sen de para biriktiriyorum diyordun. Senin ne kadar paran var bankada? Deyince, cebimden banka cüzdanını çıkartıp uzattım;
- Ooo, sen zenginmişsin hayatım. Ver şu listeyi biraz daha ilaveler yapayım o zaman. Dedi ve ilaveleri yaptıktan sonra kalktık. İlk önce bankaya gittik. Aslı’ya para çekmemesini söylememe rağmen;
- Olmaz aşkım, madem ki bu ev, bizim evimizin çekirdeği olacak, o zaman çorba da benim de tuzum bulunması gerekir. deyince, 500 lira çekmesine razı oldum.
500 lira, enflasyonun canavarının olmadığı o dönemlerde, çok iyi paraydı.
Akşam Müdür beylere gidinceye kadar neler almadık ki,
İlk önce perdeleri aldık. Bir soba ve 4-5 çuval fındık kabuğu ile 200 kilo odun aldık. İki adet kanepe, bir halı, bir tane merdaneli çamaşır makinesi, tüp, milangaz, ufak bir gar dolap, yuvarlak bir masa ve dört sandalye, ütü, kaset çalar bir radyo, bir yorgan, iki yastık, iki battaniye, bir elektrik süpürgesi v.s. v.s
Mutfak için de; 3 adet muhtelif büyüklükte tencere, iki tava, altışar adet servis tabağı, tabak ve çorba kasesi, altışar adet çatal kaşık ve bıçak, bir ekmek dolabı, kepçe, süzgeç, çaydanlık, kahvaltı tabakları v.s. Bunların hepsini evimize koymuştuk. Alınmadık bir tek yiyecek malzemeleri kalmıştı. Onları da yarın almaya karar verdik. Tüm bunları büyük bir heyecan içerisinde yaptığımız için, kan-ter içerisinde kalmamıza rağmen, yorgunluktan hiç şikayet etmiyorduk.
Müdür beylere gidinceye kadar, perdelerimizi takmış, sobamızı bile kurmuştuk.
Akşam yemeğinden sonra evimize bile gelebilirdik. Ama Müdür bey “ Çok yorulmuşsunuz, bu akşam burada kalın ve iyi bir şekilde dinlenin “ deyince, Müdür beyin evinde kaldık.
Sabah, Müdür beylerden ayrılırken, Müdürüm ;
- Kemal bey, evinizi yerleştirinceye kadar izinlisin. Her gün daireye 3-4 saat uğra ki, Aslı kızımda ders çalışsın. Diyerek, olgunluğunu bir kez daha göstermişti.
O gün, mutfak alış verişimizi de yaparak, aldığımız eşyaları yerleştirdik. Sobamızı yaktık. Evimiz çok güzel olmuştu. Aslı, benim ne kadar çamaşırım, gömleğim varsa, temiz olanları bile yıkadı. Ama asacak çamaşır ipi ve mandal almayı unutmuşuz. Ben koşarak almak için çıkarken Aslı “ Aşkım ütü masasını da unutmuşuz “ diye hatırlatınca, hepsini alıp geldim. Aslı, yorgun olmasına rağmen, mutluluk ve coşku içerisinde mutfağa yemek yapmak için geçince, ben hem ona yardım ediyor hem de onu seyrediyordum. Benim de mutluluktan içim içime sığmıyordu. Evimizde ilk defa yanak yanağa yemek yerken “ İşte mutluluk bu “ diye, haykırasım geliyordu.
Zavallı sevgilimin çok yorulduğu, yatağa girip başını göğsüme koyar koymaz uyumasıyla belli oldu.
Sabah uyandığımda saat 09.30 olmuştu. Aslı, sırtı bana dönük, kollarımın arasında hala uyuyordu. Altından kolumu, uyandırmamaya özen göstererek yavaşça çektim. Ve dakikalarca Aslı’yı seyrettim. “ Ben bir peri kızıyla yatmışım “ diye, Tanrıma teşekkür ederek kalktım.
İlk önce sobayı yaktım. Mutfağa geçerek çayı koydum ve altını kısarak, hemen dışarıya çıktım. Taze bir ekmek, poğaça ve simit alarak geri döndüm. Aslı uyanmadan kahvaltıyı hazırlamak istiyordum. Ses yapmamaya çalışarak kahvaltılıkları masaya taşıdım. Çayda demlenmişti. Kaşarlı yumurta da kırarak, Aslı’nın yanına gittim.
Ellerini avuçlarıma aldım, parmaklarının ucundan başlayarak öpücük yağmuruna tuttum. Gıdığını, çenesini öperken Aslı uyanmıştı. Dudaklarına bir öpücük kondurarak “ Günaydın aşkım “ dedim. Aslı kalktı, şöyle bir etrafına bakındı. “ Günaydın aşkım ” deyip boynuma sarılırken ağlamaya başladı. Korkmuştum;
- Ne oldu aşkım? Neden ağlıyorsun? Diye heyecanla sordum. Daha da sıkı sarılarak;
- Hayallerim de hep böyle uyandırılmak vardı. Evlendiğimde kocamın, kahvaltıyı hazırlayıp beni öperek uyandırmasını, çok düşlüyordum. Daha senin kadının olmadan hayallerimi yaşatıyorsun bana. Seni çok ama çok seviyorum aşkım. Tanrım iyi ki seni karşıma çıkardı. Deyip, bu kez Aslı beni öpücük yağmuruna tutmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra, ailelerimize telefon etmek için dışarıya çıktık. Cumartesi günü olduğu için, saat 14.00 den sonra, ilk önce Aslı’nın ailesini aradık. Ailesi Aslı’ya, Giresun’a geldiği için hala kızıyorlardı. Nuray annem, “ Ateşle barut yan yana durmaz “ demiş, Annesinin bu şekilde konuşmasına, Aslı’nın “ Niye bana, niye Kemal’e güvenmiyorsunuz. Biz sizi üzecek bir şey yapmayız anneciğim “ dediğini duydum.
Daha sonra bizimkilere telefon açtık, sürpriz yapmak istedik ama Nuray annem, Annemi arayarak, Aslı’nın benim yanımda olduğunu söylemiş. Annem de, aynı Nuray annem gibi konuşunca;
- Anneciğim, biz Aslı ile Konya’da da, onların evinde bizim evimizde her gün saatlerce yalnız kaldık. Biz ikimizde olgun insanlarız. Siz hiç endişelenmeyin, Aslı o eve, beyaz gelinliği içerisinde gururla gelecek anneciğim. Dememe rağmen annemin endişelerini ve tedirginliğini giderememiştim.
Ailelerimiz kendilerince belki haklıydılar ama bizim, birbirimize saygımız çerçevesinde, seviyeli bir ilişkimiz vardı. Tepkileri sonucu moralimiz bozulmuştu. Aslı sitem etmeye başladı;
- Niye bize güvenmiyorlar aşkım ya? İkimizde 22 yaşında kültürlü insanlarız. Biz birbirimize saygımızı, sevgimizi yıpratacak kadar ileri gitmeyiz değil mi aşkım? Hem ben sana, kendime güvenmesem hiç buraya gelir miydim? Neymiş efendim
“ Ateşle barut yan yana durmaz “ mış. Şeytan diyor ki… deyip, sustu.
Arkasını getiremedi ama anlamıştım. Beline sarıldım ve muzipçe gülümseyerek;
- Şeytan ne diyor aşkım?
- Kemal, hainlik yapma, zaten moralim bozuldu.
- Ben bu şeytanı sevmeye başladım aşkım. Deyip, damarına basmaya devam ettim.
- Şimdi çantayı kafana indireceğim ama. O zaman şeytanı sevmeyi görürsün.
Morallerimiz biraz yerine gelmeye başlamıştı. Haftalık dergilerimizi, gazetelerimizi ve dört şişe bira alarak evimize döndük.
Bu on iki gün, mutluluk sarhoşluğu ile göz açıp kapatıncaya kadar çabuk geçti.
Aslı’yı uğurlarken, ağlamamak için birbirimize söz vermemize rağmen, onun da benim de gözlerimizden yağmur gibi yaşlar aktı.
..............................................................................................................................................................
Ama bu mutluluğumuzun, sonun başlangıcı olacağını bilemezdik.
Birisi çıkıp da, bu mutluluğunuz “ sonun başlangıcı “ deseydi, inanınız ki onu, o an çekip vururdum.
Ama ne yazık ki, artık sonun başlangıcını yaşamaya başlayacaktık…..
Kemal KÜÇÜKTEKİN
26.07.2010
KARAMAN

0 yorum:
Yorum Gönder