Bir Yolculuk Anısı -9- Ve Sonun Başlangıcı
Aslı zaten psikolojik tedaviye başlamıştı. Bir de annemim telefon konuşması bitmeden, benim kendisi ile barışmadan gittiğim kanısına kapılarak, ilişkimizin bittiği korkusuyla paniğe kapılmış, klinik depresyon ve panik atak olması nedeniyle, zaten intihara meyilli olan bu hastalar gibi, Aslı, iki kutu depresyon ilacı yutmuştu.
İyi ki hapları aldıktan sonra salona dönmüş. Salona dönmeden, odasındaki yatağına uzansa, belki de Nuray annem, tedavi için aldığı hapların Aslı’yı uyuttuğunu bildiği için, Aslı’nın uyuduğunu sanarak, müdahalede geç kalınabilir ve Aslı’yı kaybedebilirdik.
Aslı yere düşünce, Nuray annem paniklese bile, merdivenlere çıkarak,
“ İmdat, yardım edin “ diye bağırmış ve sitenin hemen yanındaki taksi durağından, telefonla acil olarak taksi çağırmış. Alt ve üst katlardaki komşuların yardımıyla, aşağıya indirerek, en yakın hastanenin acil servisine götürmüşler ve Aslı’nın, bir dahiliye uzmanının eşliğinde hemen midesi yıkanmış. Bilinci yerinde olmadığından, midesinde ve iç organlarında hasar olup olmadığını anlamak için, o an film çekilememiş ve yalnızca serum ve mide solüsyonları verilmiş.
Öğleden sonra dersi olmayan İsa babam da, Aslı’nın hastaneye götürülmesinden 15 dakika sonra eve gelmiş. Komşularının olayı anlatmasıyla, taksi durağından hangi hastaneye götürüldüğü öğrenerek o da korku içerisinde hastaneye gitmiş.
Aslı’nın aldığı ilaçlar, antidepresan türü ilaçlar olduğu için, Aslı’nın kendisine gelmesi ertesi günün akşamını bulmuş. Doktorlar hemen film çekilmesini istemişler. Filmlerde yalnızca mide de deformasyon tespit edilmiş, erken müdahale edilmesiyle diğer iç organlarda hasar görülmemiş. Deformasyon tedavisi için Aslı, iki gün daha hastanede kalmış. Ve 4. gün, ben Ankara’dan dönmeden bir gün önce taburcu edilmiş.
Aslı’nın intihara teşebbüs ettiğini ben dönünce öğrendim.
Ankara’ya gittiğimin ertesi günü, evi arayarak rahat bir şekilde ve zamanında geldiğimi bildirmiştim. Ve vedalaşmadan ayrıldığım için, İsa beyleri de aramıştım. Ama telefonu açan olmamıştı. O akşam defalarca aramama rağmen yine telefon açılmamıştı. Aslı rahatsız iken misafirliğe gidemezlerdi.
Çarşamba günü, sabah ve öğle üzeri aramama rağmen telefonu yine kimse açmıyordu. İyice merakta kalmıştım. Öğleden sonra, bizim evi aradım. “İki günden beri Aslı’yı arıyorum ama telefonu açan olmuyor, merak ettim. Nedenini biliyor musunuz? “ diye sordum. Bizimkiler “Her hangi bir bilgimiz yok “ deyince de, gidip bakmalarını rica ettim.
Perşembe günü, abim ve yengem İrem hanıma, mama ve giysi almak için, çarşıya indiklerinde Aslı gile uğruyorlar. Kapıyı açan olmayınca ve benim dediklerim de akıllarına gelince, komşularına soruyorlar. Komşuları “ Aslı intihar etmek istemiş, bu nedenle üç günden beri hastanedeler “ deyince, annemi ve babamı da alarak hastaneye gidiyorlar. Aslı’yı kendisine gelmiş görünce ve ertesi günü taburcu olacağını duyunca seviniyorlar.
Yalnız, benim panik yapmamam için, duyar duymaz hemen gelir ve gelirken aşırı hız yapar, başıma bir şey gelir korkusuyla bana söyleyemiyorlar.
Ankara’dan Cumartesi günü, saat 17.30 eve döndüğümde, Aslı’nın sevdamızın, birlikteliğimizin bittiğini sanarak intihara teşebbüs etmesini duyunca yıkılmıştım. Suçluluk duygusu ile yüreğim yanmıştı sanki. Keşke, inat etmeseydim, gurur yapmasaydım da, Aslı’yı görmeye gitseydim, diye kendimi suçladım. Aslı’nın sevgisinden şüphe etmekle de, zavallı sevgilimin günahını almıştım.
Hemen evlerine gitmek için kalktım, annem;
- Oğlum, yemek hazır, bak uzun yoldan da yeni geldin. Bir soluk al. Haber verelim, yemekten sonra hep birlikte gidelim.
- Anneciğim, şu an yemek yiyecek durumda değilim, yiyemem de. Ben gidiyorum. Siz gelmek isterseniz yemekten sonra gelirsiniz. Dedim. Babam;
- Hadi o zaman hep birlikte gidelim. Biz de geçmiş olsun diyelim. Aslı kızımız zaten hasta, fazla kalınmaz. Geldikten sonra yemek yeriz. Demesiyle, hazırlanmaya başladılar. Annesi, İrem hanımı hazırlarken, Annem de, İsa babamgile telefon açtı;
- Kemal yeni geldi. Aslı’nın durumunu öğrenince mafoldu. Daha ceketini bile çıkarmamıştı inanın, “ Ben gidiyorum “ dedi. Müsaitseniz, Kemal’le birlikte bizde Aslı kızımızı görmeye geleceğiz. Diye haber verdi.
Aslı’lara vardığımızda, Aslı’yı o halde görünce bir kez daha yıkıldım. Kendime lanetler okumaya başladım. Aslı’nın rahatsız olduğunu tahmin etmeme rağmen, parmağından yüzüğünü çıkarmasını sorun ettiğim için kendime yüzlerce kez küfrettim, kızdım. Ne vardı sanki, ertesi günü gelip parmağına yüzüğü ben taksaydım, doktora gittiğinde, canından çok sevdiğin bu kıza, bir geçmiş olsun demeye gelmez mi insan, “ Eşek kafalı Kemal, Eşek kafalı Kemal “ diye kendime kızdım. Bu kız, gelmediğim için, kendisini affetmediğimi düşünerek, ölmek istemişti… Benim için ölmek istemişti…. Ama hiç değer miydi, benim gibi bir geri zekalı için ölmeyi istemek. Benim gibi birisi için, “ ölümü düşünmek“ bile deymezdi….
Eve daha girmeden, kendimi bu şekilde sorgularken, dudaklarım titriyor, ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Karşımda duran Nuray annem anlamış olacak ki, elimi tutmasıyla kendime geldim.
Aslı, o kadar yorgun o kadar halsiz görünüyordu ki, bitmişti sanki. Yüzünde hiç renk kalmamış, sapsarıydı. Gözleri içine çökerek, canlılığını bile kaybetmişti. Görüşmediğimiz dokuz günden beri zayıflamış, erimişti. Ayakta zor duruyor, tutunduğu sandalyeden destek alıyordu.
Hepsi benim suçumdu… Hepsi…Hangi yüzle gelmiştim buraya…
İçeriye geçmiştik, Aslı ile göz göze gelir gelmez, ikimizde aynı anda, “Özür dilerim Aslı “, Özür dilerim Kemal “ diyerek birbirimize sarıldık. Birbirimizin yüzünü, gözlerini, saçlarını öpüyorduk. Birbirimizin yüzünü, saçlarını okşuyorduk. O da, ben de ağlıyorduk. İkimizin göz yaşları, birbirine karışmış, birlikte akıyordu artık.
Hiç kimse, hiç şey umurumuzda değildi. Zaten odadakiler bizi, bize bırakarak, oturma odasına geçmişlerdi. İsa babamla Nuray annem bana “Hoş geldin Kemal “ dediler mi, demediler mi onu da bilmiyordum. Bu şekilde, dakikalarca ayakta kaldık. Sonunda Aslı, elimden tutarak;
- Benim odama geçelim. Daha rahat konuşuruz aşkım, dedi.
Odasına geçince, Aslı, “ Aşkım, ilk önce ben konuşmak istiyorum “ dedi;
- Ben bu bulanıma nasıl ve ne zaman düştüğümü, depresyona nasıl girdiğimi bilmiyorum Kemal. Ama o korkularımı, sabahlara kadar uyuyamayarak ben yarattım. Yersiz ağlamalarıma ve sinirlenmelerime engel olamıyordum artık. Kendimdeki değişimi görüyordum, gördükçe de daha çok korkuyordum kendimden. Ben, “ Deliriyor muyum? “ acaba dediğim ve ağladığım gecelerimde çok oldu. Kendimdeki değişimi görmeme rağmen, bu korkuyla doktora da gidemedim. Anneme, babama ve sana da anlattım korkularımı, belki de bana güvenerek ciddiye almadınız. “ Stres, heyecan yapıyorsun “ denildi hep. Ama içinde bulunduğum durum, stres ve heyecanın ötesindeydi.
Aslı haklıydı. İsa babam, Nuray annem ve ben Aslı’yı anlayamamıştık. Saçlarını okşarken, Aslı konuşmasına devam ediyordu.
- Cafede ki o gün, normal bir insanın, hele hele benim, yapacağım bir hareket mi idi Kemal. Bana konulan Klinik depresyon teşhisi ile bir anda kendimi kaybettim. O kıza tokat attığım aklıma gelince, tüylerim hala diken diken oluyor. Hele, büyük bir onurla, gururla, sevgiyle parmağımda taşıdığım, “ Ancak ben ölünce parmağımdan çıkar “ dediğim, o yüzüğü parmağımdan çıkarırken gerçekten çıldırmış olmalıyım. Zaten, senin yüzündeki o şaşkın, o acı dolu, gözlerindeki o yalvaran ifadeyi görünce ağlayarak kaçtım. Hem koşuyorum hem de “ Ben ne yaptım Allahım “ diye ağlıyordum.
Eve gidemedim. Gitsem ne diyecektim aileme..? “ Kemal’in yüzüne yüzüğü fırlattım “ desem, ilk sözleri, “ Sen delirdin mi? “ olacaktı. Evet, deliriyordum…. Senin o perişan halin gözlerimin önüne geldikçe deliriyordum.
Cafede ki o olayı, senin o perişan halini, benim yaptığım çirkinliği unutmam lazımdı. Değilse bu sefer gerçekten çıldıracaktım. Gittim 6-7 şişe bira aldım. Sitenin çocuk bahçesine oturdum. Üç şişe biranın bitmesi 10 dakika sürmedi. Hem ağlıyor, hem kendime lanetler yağdırıyor hem de içiyordum. Karanlık basınca korkmaya başladım. Gittim ligustrumların arasına oturdum. Beşinci- altıncı biradan sonra artık hiçbir şey düşünemiyor, yalnızca ağlıyordum. Eğer sesli sesli ağlamamış olsam, annemin beni bulması olanaksızdı.
Derin bir nefes aldı Aslı. Göğsüme koydu kafasını.
- Ertesi günü, ilk düşündüğüm sana telefon etmek ve özür dilemek oldu. Ama telefonu yüzüme kapatırsın diye cesaret edip sana telefon açamadım. Defalarca elim telefona gitti ama kendimi savunacak hiçbir nedenim yoktu. Kemal, beni bu şekilde yaralarsa, kırarsa be ne yaparım diye, kendimi, senin yerine koyarak düşününce, “Resmen çıldırırım” diyerek, senin yerinde olmak bile istemedim.
Ama, doktordan sonra, bir geçmiş olsun, demen için aramanı çok bekledim.
Sen aramayınca, beni affetmeyeceğin korkusu düştü içime ve o korkuyla yüreğim yanarken, seni aradım. Seni kaybetmeye dayanamazdım. Ama, Neriman annemin “ Kemal Ankara’ya gitti “ demesiyle, ben bitmiştim. Diğer konuşmalarını ne duyuyor ne de anlıyordum. Zaten, affetmeyeceğin korkusunu içimde yaşatırken, o an her şey bitmişti benim için.
İçimden “Kemal beni asla affetmeyecek” dedim ve “Yaşamamın anlamı yok artık “ diyerek, o hapları içtiğimi hatırlıyorum.
Ama beni, annemle birlikte markete gittiğimizde, defalarca aradığını, Doğan babam ile birlikte evimize kadar geldiğini, kurtulduktan sonra öğrendim.
Aslı, başını kaldırdı, ilk önce yanağıma sonra dudaklarıma bir öpücük kondurdu;
- Bu 9-10 içerisinde sana yaşattığım acılar için beni affet hayatım. Senden çok çok özür dilerim. Dedi.
Aslı zaten çok halsiz idi. Bu konuşmasının arkasından da yatağına uzandı. Ben de hemen yatağına oturarak, başını bacaklarımın üzerine koydum. Yüzünü, saçlarını okşarken;
- Bu evde özür dilenecek birisi varsa, o da sensin sevgilim. Asıl ben senden özür dilerim.
Giresun’dan geldiğim gün, sendeki değişimin farkındaydım ve çok üzülmüştüm. İsa babamla konuşmayı düşünüyordum. Ama Cafede ki o olaydan önce konuşma fırsatı bulamadım.
Cafede ki o kıskançlık duygusuyla başlayan o sinirli halin hala gözlerimin önünden gitmiyor. Çıldırmış gibiydin. Hiç art niyeti olmayan, yalnızca sigarasını yakmak için gelen kıza tokat vurman, beni çok şaşırtmış, senin sinirden titremen ise beni çok korkutmuştu.
Dışarıya çıktıktan sonra, beni suçlamanda zoruma gitmişti.
Ama, benim için en acısı parmağından yüzüğü çıkarıp fırlatman oldu. İnanamadım, şok olmuştum. Yüreğim, sevgimizin biteceği korkusuyla, yandı. Hani, dünyam karardı derler ya, her şey simsiyah oldu birden. Yıkılmıştım. O an biri gelip, beni tabancayla öldürmek istese, inan ki, o acıları yaşatmayacağı için, onun elini öperdim.
O şoktan kurtulduğumda, senin koşarak gittiğini görünce, seni kaybetme korkusuyla, yüzüğü yerden alarak, arkandan koşmaya başladım. Caddeye çıktığımda seni göremedim. Deli gibi seni sokaklarda arıyordum. Bulamayınca buraya geldim. Olayı duyunca annen ve babanda şok oldular. Bu sefer İsa babamla aramaya başladık seni. Benim en büyük korkum, o bunalım içerisinde kendine zarar vermendi. Sana bir şey olursa, bırak suçluluk duygusunu, seni kaybetmenin acısıyla, kendimi öldürürdüm.
O perişan halimle seni ararken, bir yandan da seni sorguluyordum. “ Benim tanıdığım Aslı, benim onu çok sevdiğimi bilmesine rağmen bunu nasıl yapabildi?” “ Ya parmağından çıkardığı yüzüğü, bir daha parmağına takmazsa, benim sonum ne olur?” “ Beni çok sevdiğini söyleyen bir Aslı, beni nasıl bu kadar kırabilir?” “ Yoksa bana karşı sevgisi azaldı mı? “ der demez, Aslı doğruldu;
- Deli., bunu nasıl düşünebilirsin? Seni, ölümüne severken, sevgimden nasıl şüphe duyarsın?
Uzandım dudaklarından öptüm.
- Bu karamsar düşüncelerden sonra, kendime gurur yaptım, sen telefon açıp özür dileyinceye kadar, seni aramayacaktım. Ama senden de telefon gelmeyince, öfke içerisinde kıvranıyordum. Senin durumunu öğrenmek için anneme telefon açtırdım. Ertesi gün, seni görüp bana bilgi getirmeleri için babam ve annemi size gönderdim. Seni görmek için can atmama rağmen inadım ve gururum engel oluyordu. Buna rağmen Pazartesi günü sana doktor buldum, belki İsa babam söylemiştir. O gün öğleden sonra, ne pahasına olursa olsun gelecektim. Ama büyük bir şanssızlık sonrası Ankara’ya gitmek mecburiyetinde kaldım.
Sevgi de ve aşkta gurur ve inadın olmaması gerektiğini, çok acı bir şekilde öğrenmiş oldum. Biliyor musun aşkım, ikimizin de bu dünyadan gitmesine az kalmıştı. Ama seni, yine cennette bulurdum.
- Ne biliyorsun cennete gideceğimi?
- Cehennem de melek yok aşkım. Melekler cennete gider.
-Canım benim, deyip boynuma sarılmıştı ki, Aslı’nın odasının kapısı vuruldu. Aslı kapıyı açtı, gelen yengem di;
- Doymadınız mı daha birbirinize? Haydi yemek yiyeceğiz, herkes sizi bekliyor.
- Ne yemeği yenge?
- Kendinizi bir kapattınız buraya, iki buçuk saat oldu Kemal. Herkes açıktı. Nuray hanım da salmadı bizi.
Saate bir baktım, saat 22.00 ye geliyordu. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmamıştık. Aslı, yengemi öperek;
- Geliyoruz ablacığım, dedi ve bana döndü;
- Yüzüğümü verir misin aşkım? Yüzüğümü tekrar parmağımda görmek için sabırsızlanıyorum.
- Rüşvet vermeden yüzüğünüzü geri alamazsınız Aslı hanım. deyince, Aslı yengeme dönerek;
- Ablacığım bize bir-iki dakika verin. Ben Kemal’in rüşvetini vereyim, hemen geliyoruz. Yengem, “ Vallahi deli bunlar “ diyerek güldü, başını salladı ve çıktı.
Aslı, kollarını boynuma dolayarak, o sıcacık öpüşüyle rüşvetimi verince, ben de cebimden çıkardığım yüzüğünü parmağına taktım.
Söz de, kısa bir geçmiş olsun ziyaretine gelmiştik, Aslılardan ayrıldığımız da saat 01.30 tu.
Ve ilk fırtına bu şekilde atlatılmış oldu….
Ama bundan tam bir hafta sonra, Cumartesi günü ikinci fırtına koptu.
Ben o hafta sonu Giresun’a dönmek zorundaydım. İlköğretim okulları da Cuma günü tatile girince, Cumartesi günü bizde buluşulmasına karar verildi. Ve ben Pazar günü yola çıkacağım için bu birliktelik, Aslı ile bana moral olması için düşünülmüştü.
O bir hafta çok güzel geçti.
Günün büyük bir bölümünü, el ele göz göze geçiriyorduk. Çifte kumrular gibiydik. Yüzüğü parmağından çıkarıp fırlatmasını, intihara teşebbüs etmesini hiç yaşanmamışçasına, unutmuştuk…
Döneceğimden bir önceki gün, yani Cumartesi günü, saat 11.00 de İsa babamgil bize geldiler. Sevgiyle kucaklaşıldı.
Öğle yemeği hep birlikte hazırlandı. Gülerek, tatlı tatlı sohbet ederek, zevkli bir öğle yemeğinden sonra, babam, İsa babam ve abim prafa ( İskambil kağıdıyla, üç kişi tarafından oynanan bir oyun ) oynamaya başladılar. Annem ile Nuray annem sohbet ediyorlardı. Yengem ise mutfakta çay servisi için hazırlık yapıyordu.
Aslı başını omzuma yaslamış, mizah dergilerine bakıyorduk. Yakaladığımız esprili karikatürlere, İrem hanım uyanmasın diye, fazla ses çıkarmadan gülüyorduk.
Tam o an, İrem hanım sıçrayarak, korkuyla uyandı. Çığlık çığlığa ağlamasıyla, Aslı, elleri ile kulaklarını kapatıp, başını omzuna çekip, titremeye başladı. Yengem mutfaktan koşarak gelip, İrem’i kucağına alıp susturmuştu ama Aslı’nın panik içerisinde titremesi geçmemişti. Sıkı sıkı sarılıp, saçlarını okşamama rağmen o korkması bir türlü geçmiyordu. Nuray annem hızlı bir şekilde su getirdi. Ellerinin titremesi nedeniyle iki eliyle birden bardağı tutmasına rağmen suyu içemedi. Dudakları bile titrediği için, “ Aşkım ne oldu, lütfen aşkım konuş? “ desem de yanıt veremiyordu.
Herkes üzgün bir şekilde Aslı ile ilgilenmeye çalışıyordu. Ben hemen omuzlarından tutarak, yüzünü yıkamaya götürdüm. Nuray annem de yardım ediyordu. Yüzünü yıkarken de, neden İrem’in çığlığından bu derece etkilendiğini düşünüyordum. Acaba, bu sabah depresyon haplarını almayı unutmuş olabilir mi idi? Aslı yüzü yıkanınca biraz kendine geldi. Aklıma gelen bu soruyu hemen sordum;
- Aşkım, bu sabah ilaçlarını aldın değil mi?
Aslı yanıt vermedi. Bu sefer Nuray anneme sordum,
- Anneciğim, Aslı ilaçlarını aldı mı? Nuray annem de yanıt vermeyince, tekrar Aslı’ya sordum;
- Aşkım, ilaçlarını aldın mı almadın mı? İlaçlarını almış olsan, İrem’in ağlamasından bu kadar etkilenmemen gerekirdi. Aslı başını öne eğerek;
- O ilaçları artık almıyorum. Demesiyle, başımdan aşağı kaynar su döktüler sanki.
- Neden hayatım, neden almıyorsun ilaçlarını? Aslı kaçmak istercesine;
- Oturmak istiyorum. Deyince, ben kollarından tutup kendime çevirdim;
- Neden Aslı, neden ilaçlarını almıyorsun?
- Sonra konuşuruz aşkım, diyerek gitti ve yerine oturdu. Ben Nuray anneme;
- Nuray anneciğim, neler oluyor, Aslı neden ilaçlarını almıyor?
- Bana hiçbir şey sorma Kemal bey oğlum. Üç günden beri bunun kavgasını yapıyoruz. İsa baban da ikna edemedi Aslı’yı. O da çok üzülüyor.
- Üç günden beri Aslı İlaçlarını içmiyor mu?
- Evet.
- Ama neden Nuray anne?
- ilaçların yan etkileri için. Aslı’yı ancak sen ikna edersin Kemal bey oğlum. Sorun yaptığı yan etkileri de, sizin çözeceğiniz sorunlar. Götür odana konuş Aslı’yla oğlum. Deyince Nuray annem, anlamıştım.
Aslı’ya, Klinik Depresyon tanısı konulduğundan beri, depresyon ve panik atak hastalıkları hakkında elime ne geçerse okuyordum. Depresyon ve panik atak hakkında bir hayli bilgi sahibi olmuştum.
Aslı’nın yanına giderek elinden tuttum;
- Benim odam da biraz konuşabilir miyiz hayatım. Aslı itiraz etmeden kalktı ve benim odama gittik. Üşümemek için elektrikli ısıtıcıyı çalıştırdım. Ve;
- Aslıcığım ilaçlarını üç günden beri almıyormuşsun, neden hayatım?
- Sen o ilaçların yan etkilerini hiç okudun mu Kemal?
- Okumaz olur muyum hayatım. Sen rahatsız olduğundan beri, sağlık andiklopedilerinden, sağlık kitaplarından depresyon ve panik atak ile ilgili bütün yazılanları okuyorum hayatım.
- O zaman sen de bilirsin yan etkilerini hayatım. O ilaçların faydasından çok zararı var.
- Aslıcığım doktorun verdiği ilaçları içmezsen iyileşemezsin ki.
- Kemal, anlatamıyorum galiba, o ilaçları içersem, kabızlık, troid, sarılık gibi hastalıklara yakalanmam riski varmış. En önemlisi o depresyon ilaçları şişmanlık, cinsel isteksizlik ve kısırlık yapıyormuş.
- Biliyorum, okudum hayatım. Ama senin bu hastalığın, tedavi edilmezse, tedavini yarıda kesersen nelerle karşılaşacağı, bu kısır döngü içerisinde neler yaşacağını biliyor musun veya merak edip okudun mu?
- Okumadım ve bilmekte istemiyorum.
- O zaman ilaçlarını kullanmaya devam edeceksin hayatım.
- Antidepresan ilaçlarını kullanmayacağım Kemal. Neden dersen, ben kilo almak, şekilsiz biri olmak istemiyorum bu bir. İkincisi, cinsel isteksizlik.
4-5 ay sonra evleneceğiz. Eşler arasında cinsel birleşmedeki amaç, sevişmedeki amaç nedir? Doyuma ulaşmak, zevk almak değil midir? Sen sevişmek istediğin an ben hayır dersem, sevişirken hiçbir şey hissetmezsem sen zevk alabilir misin? Sen, ben den soğumaz mısın Kemal?
Aynı yatakta yatacağız, ben sana karşı bir şey hissetmeyeceğim. Benim bir odundan farkım ne olacak, söyleyebilir misin?
Konuşacak oldum;
- Dur, sözümü kesme lütfen hayatım. Bu depresyon hapları, beni kısırlaştırırsa, ben sana nasıl çocuk verebileceğim aşkım? Evlenen her kadın ve erkek bir çocuklarının olmasını istemez mi? Sana vereceğim bir bebek, o evliliğimizin, aşkımızın, sevgimizin bir meyvesi olmayacak mı? O haplar kısırlık yaparsa, senin baba olma özlemini ben nasıl engellerim hayatım? Hakkım var mı buna?
………………………………………………………………………………………………………
Yazarın notu;
Sağlık sektöründe çalışan dostlarım benden de daha iyi bilirler. 70 yıllarda Antidepresan ilaçlarının cinsel isteksizlik ve kısırlık yaptığı biliniyordu. Ne Sağlık Bakanlığı ne de Tabipler Odası o dönemler de net bir açıklama yapmamışlardı. Bu nedenle, arayış içerisinde olan ilaç firmalarının, 80 li ve 90 lı yıllarda piyasaya sürmüş oldukları Antidepresan ilaçlarının çeşitliliğinden geçilmiyordu.
Bu gün ise, Antidepresan ilaçlarının, hala daha cinsel isteksizlik ve kısırlık yapıp yapmadığı konusunda bir bilgim yok.
……………………………………………………………………………………………………….
Hemen sözünü kestim;
- Hayatım korkularını anlıyorum. Benim için birinci derece de senin sağlığın önemli hayatım. İlaçların yan etkileri nedeniyle, sağlığından vazgeçemezsin. Tedavini yarım bırakamazsın.
Sen sürekli olarak moral çöküntüsü içerisinde, korkularınla nasıl yaşarsın hayatım? Ülkemizde ki intihar olaylarının büyük bir çoğunluğunun depresyondan kaynaklandığını hiç okumadın mı? Eğer tedavi olmazsan, yaşamaktan nasıl mutluluk alabileceksin hayatım? Ben, sevdiklerin yanında olsak bile mutlu olamazsın hayatım.
Hem bu yan etkilerin, herkeste aynı biçimde görüneceği, senin bu yan etkilerden etkileneceğini kesin olarak nasıl bilebilirsin? Etkilensen bile, bu depresyon tedavisi bittikten sonra, seni etkileyen yan etkilerinin tedavisini yaptırmaz mıyız hiç?
Bak hayatım, evlendiğimizde çocuk konusunda kararı birlikte vereceğiz. Sen, tek başına bu konuda karar veremezsin? Sen ilk önce iyileş, bu konuları seninle tekrar tekrar konuşacağız. Bir bebek bir çocuk elbette ki bir ailede mutluluğu arttırır. Ama çocuğu olmayan aileler de var. Onlar mutlu değil mi hayatım? Yarın evlenince, benim geçirdiğim bir rahatsızlıktan veya bende ki bir eksiklikten dolayı çocuğumuz olmazsa, sen beni sevmeyecek misin? Bu bizim mutluluğumuza gölge mi düşürecek? Kısırlık korkusuyla bu ilaçları yutmadın diyelim, yine senden kaynaklanan bir nedenle çocuğumuz olmazsa, bir birimize duyduğumuz sevgimiz bitecek mi? Mutlu olamayacak mıyız hayatım? Hem her şeyin bir çözümü mutlaka vardır. Der demez Aslı sözümü kesti;
- Hayatım, kaderimizde öyle bir şey varsa yapacak bir şeyimiz olmaz. Tüm tedavileri o zaman deneriz. Ama bu farklı..Bu ilaçları içersem, bile bile lades olmak denir buna. Ben yarın senin isteklerine yanıt veremezsem, sen mutsuz olmayacak mı sın? O şekil de kaç gün sabredebilirsin bana? Ha taşa sarılıp yatmışın ha bana sarılıp yatmışsın. Olacak şey mi bu? Bu beni daha çok üzmeyecek mi? Senin gözün dışarıda olmayacak mı?
- Yapma hayatım ya. Benim sana olan sevgimi hiçbir şey azaltamaz. Benim, seni üzecek bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün? Bak bir İrem’in bağırarak uyanması seni ne hale getirdi. Stres ve korku içerisinde yaşamak ister misin sen?
- Ben o ilaçları içmeyeceğim hayatım. Bu depresyon denen illeti de irademle yeneceğim.
Hemen dışarı çıkarak, evdeki sağlık ansiklopedisini getirdim. Ve daha önce o bölümü okuduğum için, o sayfanın arasına kağıt koymuştum. Okuyacağı bu paragrafın Aslı’yı olumlu etkileyeceğini düşünüyordum;
- Bak Aslıcığım, şu paragrafı bir okur musun? Aslı okumaya başladı. Paragrafta, Depresyonun ve panik atağın, genetik olduğu yazıyordu. Yani, anne ve babadan çocuklara geçebiliyordu. Okuyup bitirince;
- Gördün mü Aslıcığım, sen bana bir çocuk verebilmekten söz ediyordun. Ama tedavi olmazsan, şu an ki rahatsızlığın bebeğimize geçme olasılığı ne kadar yüksek. Yarın çocuğumuzda da bu hastalık görüldüğünde, bunu bilerek çocuk yaptığımıza üzülmeyecek miyiz.? En çok ta sen harap olacaksın. Peki bizim, sağlıksız bir çocuk dünya ya getirmeye hakkımız var mı?
- Bunun doğruluğunu nasıl kanıtlayacağız hayatım? Ya bu bilgi yanlışsa.
- Lütfen hayatım, bu kurulca yazılmış bir ansiklopedi. Bu bilgilerin yanlış olma olasılığı yok.
- Bak hayatım, ben o ilaçları kullanmayacağım. Ben sana söz veriyorum, bu hastalığı yeneceğim. Ve bebeğimiz de sağlıklı bir şekilde doğacak ve büyüteceğiz.
- Beni seviyor musun hayatım? Aslı;
- Nereden çıktı bu soru hayatım. Elbette ki seni çok seviyorum.
- O zaman tedavini yarım bırakmayacaksın ve ilaçlarını düzgün bir şekilde alacaksın.
- Aşkım, ben bu kararı alırken, hem seni hem de kendimi düşünerek aldım.
- Bak bir tanem, iradenle bu hastalığı atlatamazsın. İradenle yüzeysel ve kalıcı olmayan bir iyilik hissedersin kendinde o kadar. Yarın Pazar olmamış olsaydı ve gitmek zorunda olmamış olsaydım, seninle bir doktora gidip, detaylı bilgi de alırdık. Ama benim kanım, bu hastalıktan kurtulman için doktorunun önerilerine harfiyen uyman gerekiyor.
Eğer bu hastalık, kişilerin iradesi ile geçseydi, Doktor sana ilaç vermez,
“ Hadi git, evinde iradenle bu hastalığı yenebilirsin derdi. “ İlaçlarını içersen, depresyonu kalıcı olarak hayatından söküp atarsın.
- Bak hayatım, babam bile bu kadar ısrarcı olmadı. Sen niye bu kadar ısrar ediyorsun?
- Canım, önümüzdeki hayat bizim hayatımız. Bundan sonra, seni İsa babamdan daha fazla düşünecek olan benim. Ben senin, eskisi gibi, her zaman yüzünden gülümseme eksik olmamasını, neşeli, sempatik olmanı istiyorum. İyi olmanı, sağlıklı olmanı istiyorum hayatım.
- Beni düşündüğünü biliyorum. Ama bırak da kendim ile ilgili kararları kendim vereyim.
- Ama hayatım, aldığın karar yanlış bu bir. İkincisi senin geleceğinle ilgili ise bu karar, beni de ilgilendirir. Geleceğimiz ile ilgili kararları birlikte almamız gerekir.
- Beni daha şimdiden baskı altına almaya kalkma Kemal. Ben geleceğimizi nasıl etkileyeceğini düşünerek aldım bu kararı. Ve bu konuyu da burada bitiriyorum. Daha fazla konuşmak istemiyorum.
Son sözlerine hem çok şaşırmış hem de çok üzülmüştüm.
- “Ne demek baskı altına almaya kalkma” hayatım. Nereden çıkardın bunu? Ben seni baskı altına almaya çalışmadım ve bunu düşünemem bile. Ben, seni ve mutluluğumuzu düşündüğümüz için, senden tedavini yarım bırakmamanı rica ediyorum yalnızca.
- Tamam hayatım, sen düşüncelerini söyledin ve bende o ilaçları bir daha kullanmayacağımı söyledim. Ve konu kapandı böylece.
- Sen benden bir şey istemiş olsan, ben gözüm kapalı yapardım Aslıcığım. Hele sağlığımı düşünerek bir öneride bulunsan, seni kucaklayarak , teşekkür ederdim.
- Sen ben değilsin, ben de sen değilim. Ben bunu irademle çözeceğim diyorsam, irademle çözeceğim.
Yanıtına üzülmemek, sinirlenmemek elde değildi.
- Haklısın Aslıcığım, ama ben, biz olduğumuzu düşünüyordum. Ve sen, bu rahatsızlığından önce, benim üzüleceğimi düşünerek kesinlikle böyle konuşmazdın. Madem inat ediyorsun, irademle çözeceğim diyorsun, ben de senin yanında olacağım.
Ama sana şunu açıkça söyleyeyim. Biraz önceki gibi, yersiz korkularını, yersiz kıskançlıklarını görmeyeceğim. Olur olmaz zamanlarda sinirlenip ne kendini ne de bir başkasını üzeceksin. “ Ben depresyondayım “ deyip, bunalımlarını bir başkasına yansıtmayacaksın. Başta annen, baban, ben ve benim ailem olmak üzere kimseyi yersiz saplantılarınla üzmeyeceksin. Madem ki ilaçları kullanmayacaksın, kimseyi üzmeye de hakkın yok.
Bundan sonra, “ Elimde değil hayatım, istemeyerek oldu “ diye bir mazerette senden duymak istemiyorum Aslı.
Aslı, bu son söylediklerime hem şaşırmış hem de tedirgin olmuştu;
- Bunlar birer ültimatom mu Kemal?
- Sen nasıl kabul edersen Aslı. İster ültimatom olarak kabul et, ister rica. Sen kendi sağlığını, geleceğimizi düşünmezsen, ben de haklı olarak tepkimi koyarım.
Beklemediği bir tepkiydi benim tepkim. Yüzü kızardı, elleri titremeye başladı. Konuşmaya başladı ama sesi de titriyordu;
- Hadi seni kırdım diyelim, üzüldün diyelim. Ne yapacaksın, her şeyi silip atacak mısın?
- Onu o zaman görürsün Aslı, dedim ve ben odadan çıktım.
Odadan çıkarken, İsa babam ve Nuray annem meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. Aslı’da odadan çıkınca, Aslı’nın da suratından, aramızda iyi bir konuşmanın geçmediğini anlamışlardı sanırım.
Ve çaylarımızı ayrı yerlerde oturarak içtik.
Saat 23.45 de İsa babam, izin isteyerek kalktı. Yarın uğurlamak için geleceklerini söylediler.
Aslı, kabanını giyip vedalaşmak için yanıma geldiğinde, sinirden kendi kendini yediğini gördüm. Bana sarılıp kulağıma fısıldarken, sesinde öfke, sitem ve kızgınlık vardı;
- Bana baskı yaparak, istediklerini yaptırabileceğini aklından çıkar Kemal. Dedi.
Çok şaşırmıştım. Bunları yaşadığı depresyonla söylemişti, kendisi de çok iyi biliyordu. Ama hala ikna olmadığına üzülmüştüm ve bende sinirli bir şekilde;
- Ben karşımda eski Aslı’yı görmek istiyorum. Karşımda eski Aslı’yı göremezsem, bu beraberliğimizin bu şekil de devam etmeyeceğini, sen de aklından sakın çıkarma.
Yüzüme öfke ve korkuyla baktı. “ İyi geceler “ bile demeden, arkasını dönüp arabaya doğru yürüdü, arabaya binerken bile dönüp bakmamıştı...
Son konuşmamın, biraz ağır, yaralayıcı ve kırıcı olduğunu kabul ediyorum. Ama ilaçlarını kullanması ve tedavisini yarıda bırakmaması için, böylesi bir zorlamaya mecburdum.
O gece, Aslı’nın durumuna üzülmekten ve sinirden hiç uyuyamadım.
Pazar günü saat 12.00 de yola çıkacaktım. 11.00 de İsa babamla Nuray annem geldi ama Aslı gelmemişti. Nuray annem aileme;
- Aslı, bu sabah kendini iyi hissetmediğini söyledi. Size sevgi ve saygılarını iletti. Dedi ama hiç birimiz inanmamıştık.
Akşam ki konuşmamız üzerine, öfkesi hala devam ediyordu demek. İçime, Aslı bana “ Güle güle, iyi yolculuklar hayatım “ demek için telefonda açmayacağı doğdu. Ve açmadı da….
11.30 da valizimi arabaya koyduk. Hava soğuk olduğu için kraliçemiz İrem hanım üşümesin diye, yengem ve İrem hanımla vedalaştım.
Otogara varınca Nuray annem;
- Biraz yürüyelim mi Kemal bey oğlum dedi. Ve biraz uzaklaşarak konuşmaya başladı.
- Aslı bize, ne konuştunuz, aranızda neler geçti hiç söylemedi oğlum. Ama gece sabaha kadar da uyumadı. O uyuyamayınca ben de uyumadım. Kendi odasında, salonda dolaştı durdu. Ara sıra ağlama sesini de duyuyordum.
Sabah, bir elinde su bardağı bir elinde ilacı olmak üzere yine 10 dakika dolandı. İlacı içip içmeme gibi bir tereddüdü vardı. Ama sonunda ilacını içti. İlacını almasına İsa baban ve ben çok sevindik. Yalnız “ Ben Kemal’i uğurlamaya gelmiyorum “ değince, çok üzüldük. İsa bey ve ben “Çok yanlış yapıyorsun Aslı. Uğurlamaya gitmemen çok ayıp olacak. Hem Kemal beyin ailesi hem de Kemal çok üzülecek “ dedik ama bizi dinlemedi bile. Gitti odasına kendisini kapattı. Deyince, çok üzülmüştüm. Ama ilacını almasına sevinmiştim.
Aslı kendi özgüveni ile bu hastalığını atlatması olası değildi. Zira, mantıklı düşünemiyordu. Eğer mantıklı düşünmüş olsaydı, bana hak vererek, uğurlamaya gelirdi.
Ben bu düşüncelere dalmışken Nuray annem;
- Sen de dalmışsın Kemal bey oğlum. Sen neler düşünüyordun öyle? Demesiyle, İsa babamı ziyaretten döndüğümüzü ve birer çay içmek için parka oturduğumuzu anımsadım. Saate baktım. Saat 12.00 ye geliyordu;
- Haklısınız Nuray anne, ben de dalmışım. Birer çay daha içer miyiz ?
- İyi olur Kemal bey oğlum. Ben bu çaydan bir zevk almadım. Soğutmuşum. deyince, kalktım ve iki çay daha söyledim.
Çaylarımız gelmeden Nuray annem konuşmaya başladı;
- Çok acı çektin değil mi Kemal bey oğlum, çok acı çektik değil mi? Biliyor musun oğlum, Aslı, o hastalığı döneminde, bizi, sevgisizlikle suçladı. İlgisizlikle suçladı. “ Ben zayıf karakterli biri olmuşsam, sorumlusu sizsiniz “ “ Sevgiye ihtiyacım olduğunda, sizi yanımda aradığım da yoktunuz. Yanımda hep o sevgisiz, suratsız bakıcılar vardı “ dedi.
Belki de Aslı haklıydı oğlum. İki sene içerisinde 3-4 bakıcı değiştirmek zorunda kaldık. Keşke Aslı daha doğar doğmaz istifa etseydim. Daha hamile kalır kalmaz istifa etseydim. Kızımı o zaman başkalarının merhametine emanet etmezdim. Sevgisiz ve yalnız büyümezdi. Diye anlatıyordu ama gözlerinden akan yaşlar, adeta birbiriyle yarışıyordu. Ellerini tuttum;
- Kendinizi üzmeyin Nuray anne. Çalışan bayanların yazgısı bu. Aslı, bakıcı elinde büyüyen tek çocuk değil.
- Aslı, seni de bizi de çok üzdü oğlum, çok. İsa beyin ve benim “ Biz kızımızı yetiştirirken nerede hata yaptık “ diye her gece ağladığımızı biliyor musun? Kızımızın, korkularının esiri olacağını, panik atak olup depresyona gireceğini hiç bilemedik. İsa bey, Aslı’nın evlenmesinden sonra, senin gece gündüz içtiğini, daireye gitmediğini, psikolojik tedavin için Konya’ya geldiğini öğrenince çok yıkılmıştı. Sen, Konya’ya tedavi için geldiğinde, Aslı’da kocasından boşanmış Konya’daydı. İlk defa Aslı’ya o kadar kızdığını görmüştüm. “ Şimdi eserinle övün Aslı. Seni deli gibi seven, pırlanta gibi çocuğu ne hale getirdin. Allah kahretsin seni. Kemal beyin “ Aslı’nın tedavisini ihmal etmeyin babacığım. Aslı hiç iyi değil, psikolojisi çok bozuk. Özgüveni ile bu hastalığı atlatamaz.“ dediği gün, seni döve döve doktora götürseydim. Seni ömrüm boyunca affetmeyeceğim Aslı. “ Diye bağırmıştı. Aslı ağlayarak odasına kaçmıştı. Hıçkırık seslerini salondan duyuyorduk. Bir süre sonra hıçkırık sesleri kesildi. Aradan yarım saat geçmişti, ben tedirgin olmaya başlamıştım. Aslı’nın sanki bir şeyler yapacağını, anne yüreği olarak sezinledim. Odasına bakmak için kalktım ama kapısı kitliydi. Aslı kapısını hiç kilitlemezdi. İsa bey bir iki defa seslendi. İçeriden hiç ses gelmeyince, kapıyı kırıp içeri girdik. O an bir şok daha yaşadık. Aslı, yatağında kanlar içerisindeydi. Yatağı kan gölüydü sanki, çok kan kaybettiği hemen anlaşılıyordu. Jiletle bileklerini kesmiş ama henüz kendinden geçmemişti. Hemen hasta haneye götürdük. Ah oğlum ah, Bizde en az senin kadar perişan olduk. O gece hastanede kalması gerektiğini söylenince, ben pijamaları almak için eve döndüm ve o notu gördüm. Notu sana yazmış… dedi ve söylediğine pişman olurcasına sustu.
Ben gayri ihtiyari sordum ;
- Notta ne yazıyordu Nuray anne.?
- Boş ver Kemal bey oğlum. Seni Üzmek istemiyorum.
- Lütfen Nuray anne.
- Özür dilerim Kemal bey oğlum, keşke hiç söylemeseydim. Notta ;
“ Kemal, biliyorum beni hiç affetmeyeceksin. Bu nedenle senden “Beni affet “ demeyeceğim. Ben seni çok sevdim Kemal.., ama çok sevdim. Hala daha deliler gibi seni seviyorum. İnadım ve hatalarım yüzünden seni kaybettim, şimdi babamı da kaybettiğimi görüyorum. Neden., neden sevdiklerim avuçlarımın arasından kayıp gidiyor. “ diye yazmış.
Aslı’nın üçüncü kez intihara teşebbüs ettiğini ve bu notu bilmiyordum. Sarsılmıştım…Ama artık çok geçti…..
Evet.., yanlış okumadınız. Aslı evlenmişti…
Aslı’nın anne babası olarak sevmem bir yana, kişilik olarak saygı duyduğum, sevdiğim İsa bey ve Nuray hanım, Aslı’nın evlendiğini benden duymuşlardı…
Bir anne baba olarak, ne kadar zor değil mi, bir tek kızlarının, canları gibi sevdiği kızlarının, evlendiğini bir başkasından duymak? Hele hele benden duyar duymaz, Nuray annem zaten bayılmıştı. İsa babam şoka girmiş, yerde yatan eşine bile yardım edememişti…..
…………………………………………………………………………………………………………..
İnsan, o kadar dayanıklı bir yaratık ki, başına gelen acılara, yaşatılan acılara, bir başka canlı türü asla dayanamazdı.
Sevgi ve saygılarımla.
Kemal KÜÇÜKTEKİN
07.08.2010
KARAMAN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder