Bir Yolculuk Anısı -8- GURUR AŞKI BİTİRİR.
VE SONUN BAŞLANGICI
Gerçek bir anıdan yola çıkılan bu yazı serimi takip eden dostlarımın, “ Bu olağanüstü sevda, bu güzel sevgi nasıl biter, birbirini delicesine seven bu insanlar nasıl ayrılabilir? “ diye aklına, bu sorular kesinlikle gelmiştir.
Ve şimdi, bu akıl almaz, bu güzel, harika sevdanın nasıl bitebildiğini okuyacaksınız.
Sonun başlangıcı, Aslı’nın, son sınıfının birinci dönemi bitirdikten sonra dinlenme tatiline girmeleriyle, başladı.
Aslı, sömestri tatili için Konya’ya gitmişti. Bende Konya’da olmak için can atıyordum ama izin alamazdım. İzin, yazın nişan yapacağımız için lazım olacaktı. Ayrıca yine tayin için Ankara’ya gidilecekti. Bu nedenle iznimi kullanmak istemiyordum. Tekrar rapor alıp gitmek, benim her konuda yanımda olan Müdürüme ve Müdür yardımcıma karşı çok ayıp olacaktı. Ve “ Müdürüm, beni ne olur idare edin. “ demeye de artık yüzüm yoktu.
Aslı’da telefonla “ Aşkım ne olur gel, beni yalnız bırakma. “ deyince, tam bir çıkmazdaydım.
Üzgün ve sinirli sinirli koridorda volta atarken, Müdür bey bir toplantıya giderken beni gördü. Hiçbir şey demeden çıktı. Akşam mesai bitimine yakın geri döndü. Odamdaydım telefonum çaldı, arayan Müdür bey di;
- Kemal bey, Bakanlığa göndereceğimiz dönem raporları gitti mi?
- Gönderdik efendim.
- Dosyasından alıp, yanıma kadar gelebilir misiniz? Ben dönem raporunu çıkartarak Müdür beyin yanına gittim ama Konya’ya gitmek için bir çıkar yol bulamadığımdan moralim hala bozuktu. Müdür bey beni o şekilde tekrar görünce;
- Ne o Konyalı, bu Karadeniz de gemilerini mi batırdın?
- Gemi falan kalmadı Müdür bey, gemilerle birlikte bende battım.
- Hey gidi gençlik hey, dedi Müdür bey. Sömestr tatili başladı, Aslı hanım Konya’da, zavallı Kemal bey de burada perişanları mı oynuyor yoksa?
Yanıt veremedim. Elini hafifçe masaya vurdu;
- Daha bu koca müdür ölmedi oğlum. Deyince, yüreğimi bir sevinç kapladı.
- Bu daire de, çalışkan, verilen görevleri eksiksiz yapan, saygılı bir elemanımsın. Herkes 7-8 konudan sorumlu iken, senin üzerinde 19 konu var.
“ Bana niye bu kadar sorumluluk veriyorsunuz “ diye de hiçbir zaman sitem etmedin. Her idareci, senin gibi bir elemanla çalışmak ister. Ama bu çalışkan elemanına da sahip çıkması gerekir. Ben hemen atıldım;
- Teşekkür ederim Müdür bey. Müdür bey, boş bir kağıt uzattı;
- Şimdi izin dilekçeni yaz bakayım. Bunu resmiyete koymayacağım ama sana her hangi bir olursa, Allah göstermesin bir kaza falan olmasında, o zaman resmiyete korum. Olağanüstü bir şey olurda, ne bileyim, habersiz müfettiş falan gelirde seni çağırırsam, ertesi gün burada olmak şartıyla, ay başına kadar izinlisin. Zaten kış mevsimi, bizim ölü mevsimimiz. Yani hepimiz yatıyoruz. Deyince, sevincimden kalkıp Müdür beyin elini öptüm. Nasıl öpmem, bu gün ayın 8 iydi, tam 22 gün izin demekti bu;
- Çok çok teşekkür ederim Müdür bey. Gerçekten çok şaşırdım ve çok sevindim. Sizin gibi iyi kalpli bir idareci ile çalışmak bir ayrıcalık efendim.
Müdür bey gülerek;
- Yağ çekme, yağ çekme. Yağ çekerek de iznini uzatacağını sanma. Ayın birinde burada olacaksın. Bu resmi bir izin değil, raporda alamazsın. Tamam mı;
- Yok efendim, inanınız ki yağ falan değil. Sizi kendime daima örnek alacağım.
- Bu yıl giriyorsun değil mi üniversite sınavlarına?
- Giriyorum efendim.
- Çok güzel Kemal bey, sen azimli bir insansın, kazanacağına eminim. Ve senin de, yarın çok iyi bir idareci olacağına inanıyorum. Hadi şimdi doğru otobüs yazıhanesine.
-Çok teşekkür ederim efendim. Allahaısmarladık. Deyip, o sevinçle ilk önce eve gittim ve valizimi hazırladım.
Bu sefer, Aslı’nın karşısına aniden dikilip, şoka sokmamak için, hem Aslı’ya hem de eve haber verdim. Ve Salı günü saat 11.00 evdeydim. Beni otogardan babam, yeni aldığı araba ile almıştı.
Evde artık, İrem isminde bir kraliçe vardı. Yengem doğum yapmış bir kız çocukları olmuştu. Dünyaya geldiğinde yemyeşil gözleri varmış ama şimdi gözleri zeytin siyahı idi. Evde herkes onun üzerine titriyordu. İlgi odağımız İrem olmuştu.
Ailemle sohbet ederek yediğimiz yemekte, Giresun’da Aslı’nın evi nasıl düzenlediğini, neler yaptığımızı sordular hep. Daha sonra, babam anahtarları uzatarak;
- Sen şimdi, Aslı kızımızın yanına kaçacaksın biliyorum. Araba çok atak, dikkat et. En ufak bir çizik bile istemiyorum. Yoksa yenisini aldırırım sana. Diye takılarak anahtarları bana verdi.
İsa babam evde olabilirdi ama kesin Nuray annem bankadaydı. Evlerine vardığımda, kapıyı Aslı açtı. Evde kimse yoktu ama Aslı’nın, eskisi gibi heyecanla bana sarılmaması, sarılmasındaki eski sıcaklığı bulamamam beni çok şaşırtmıştı;
- Neyin var aşkım? Sen beni hiç böyle karşılamazdın?
- Moralim çok bozuk hayatım.
Canından çok sevdiği sevgilisinin, moralinin bozuk olması, onu üzgün görmesi, seven bir insanı nasıl etkilerse, öyle etkilenmiş ve üzülmüştüm.
Yüzünü avuçlarımın arasına alarak, heyecanla sordum;
- Ne oldu aşkım? Neden moralin bozuk? Seni üzecek ne oldu aşkım?
- Korkuyorum Kemal. Hem de çok korkuyorum. Annemle babamla konuşmak istedim, “Aşırı heyecandan kaynaklanıyor “ dediler. Ama ben heyecan yapmıyorum ki.
Hemen elinden tutarak koltuğa oturttum. Ellerini bırakmadan;
- Neden korkuyorsun aşkım? Seni korkutan ne?
- Sen de anlamayacaksın beni şimdi.
- O nasıl söz aşkım? Hiç birbirimizi anlamaz olur muyuz? Bak seni böyle görünce nasıl üzüldüğümün farkındasın sende.
Fırtınalı bir denizde, güvenli bir limana sokulan bir gemi gibi sokularak bana sarıldı;
- Aşkım, ya ben iyi bir öğretmen olamazsam ya öğrenciler beni dinlemezse ben ne yaparım o zaman aşkım ya? Konuşurken sesi titriyordu.
- Sanki başarılı olamayacakmışım gibi korkuyorum Kemal. Ya sen tayin yaptıramazsan ne olacak aşkım? Ben nasıl yalnız kalırım gideceğim yerde?
- Benim Aslı’m kendine güvenen güçlü biridir. Hem sen psikoloji dersleri aldın, bunları kendine nasıl sorun yaparsın aşkım? Tayin yaptıramazsam bile, senin tayinini Giresun’a eş durumundan yaptırırız. Giresun’da evimiz hazır değil mi hayatım? O evi sen tutmadın mı?
- Aynı babam gibi konuştun biliyor musun? Babam da “ Benim kızım güçlüdür, bu korkularının gülünç olduğunu göreceksin ve sevilen sayılan bir öğretmen olacaksın “ diyor. Benim korkularımı anlayıp, bir defa da yanımda olsanız ne var.
- Ama senin korkuların yersiz hayatım.
- Nasıl yersiz Kemal? Okulda 17-18 yaşında öğrenciler olacak. Biri zayıf aldığında, hakaret edip üzerime yürürse ne olacak?
- Aşkım, görev yapacağın okulun Müdürü, müdür yardımcısı olacak, şikayet edersin, disiplin kuruluna verirsin.
- Ya aşkım neden anlamak istemiyorsun? Öyle biri, bütün öğrencilerin yanında üzerime saldırırsa, disipline vermem, benim saygınlığımı, gururumu geri getirecek mi?
- Canım benim, böyle bir olayın olma olasılığı yüzde bir-ikidir. Hem sen ne demiştin bana, “ Öğretmenlik mesleğini seviyorum.” Dememiş mi idin?
- Öğretmen olacağım için seviniyorum, hala daha öğretmenliği seviyorum aşkım ama ya ben sınıflarımda disiplini sağlayamazsam ne yaparım o zaman.
Yanağına bir öpücük kondurdum.
- Aşkım benim, sen hem güzel bir öğretmen olacaksın hem de başarılı bir öğretmen olacaksın. Ben sana güveniyorum aşkım.
Kendimizden, sevgimizden, geleceğimiz den hiç konuşamadık… Nasıl izin alıp geldiğimi hiç sormadı bile. O gün akşama kadar Aslı’nın bu korkularını konuşmuştuk. Niye böyle korkulara kapıldığını, o an hiç anlayamamıştım.
O gece, İsa babam gil aileme “ Gözünüz aydın ” ve bana “ Hoş geldin “ demeye geldiler. Ama Aslı sanki evimize ilk defa geliyormuş gibi tedirgin ve çekingendi. Kısa bir hoş geldiniz sohbetinden sonra Aslı, İrem’ in karyolasının başına oturdu. Uyuyan İrem’i seyrediyor, ancak ona sorulan sorulara yanıt veriyordu. Halbuki Aslı, bize geldiği zaman, herkesle tek tek ilgilenir, gider yanlarına oturur, sıcak sıcak sohbet ederdi. Onun bu hali yine beni üzmüştü. Aslı’nın bu durumu ailemin de gözünden kaçmamış olacak ki, annem;
- Aslı kızım moralin bozuk gibisin. Yoksa Kemal mi üzdü seni?
- Hayır Neriman anneciğim Kemal ile hiç ilgisi yok. Ama biraz moralimin bozuk olduğu doğru.
Annem yanına giderek sarıldı ve saçlarından öperek;
- Ah benim güzel kızım, senin üzülmene dayanamam ben. Senin moralini bozan her neyse, paylaşmak ister misin benimle?
- Çok iyisin anneciğim, diyerek annemin yanaklarından öptü. Benim sorunlarımla sizi hiç üzmek istemem.
- Hiç öyle şey olur mu güzel kızım benim. Derken annem de Aslı’nın yanaklarını öptü. Biz artık bir aileyiz. Senin üzülmen bizim üzülmemizdir. Hem üzüntüler paylaştıkça azalır bir tanem.
Aslı ağlamaya başlayınca hepimiz şaşırdık. Anneme sarıldı;
- Hepiniz o kadar iyisiniz ki, yarın size karşı bir hata yapmaktan sizi kırmaktan çok korkuyorum. Size karşı bilmeden bir hata yaparsam, ne olur görmemezlikten gelmeyin? Hatalarımı söyleyin bana. Ben bir daha o hatayı asla yapmam size. Ne olur yanımda olun Neriman anne?
Hem ağlaması hem de bunları söylemesi annemi de ağlatmıştı. Nuray annem ve yengemde yanlarına gelmişlerdi. Annem;
- Benim biricik güzel kızım. Sen kültürlü ve kendini bilen bir kızsın. Sen bizi bilmeyerekte kırmazsın. Hem kırsan bile büyükler affeder kızım. Derken, Aslı’nın saçlarını okşuyor ve öpüyordu. Nuray Annem;
- Ah Nerimancığım, Geldiğinden beri, “ Ya Neriman annemi kırarsam, ya Doğan babamı, Korhan ağabeyimi, Tülay ablamı üzecek bir şey yaparsam, ya iyi bir öğretmen olamazsam, diye kendini sorgulayıp duruyor. Ne yapacağımızı şaşırdık. Deyince, annem, Aslı’nın göz yaşlarını silerken;
- Güzel kızım, niye böyle kuruntularla kendini üzüyorsun? Annen baban, biz seni çok seviyoruz. Sen her şeyin üstesinden gelecek güçtesin. Kültürlüsün, ileri görüşlüsün. Niye boşu boşuna evham yapıyorsun güzel kızım? Sen, nasıl hareket edeceğini, nasıl konuşacağını bilen tatlı dilli bir kızsın. Senin, bizi kırdığını rüyamda görsem dahi inanmam bir tanem. Yengem;
- Bu yersiz endişelerinle kendini üzme ablacığım. Ben sana demedim mi, o tatlı dilinle, benim pabucumu dama atarsın, diye. Hepimiz seni seviyoruz ablacığım. Deyince, Aslı bu sefer yengeme sarılıp ağlamaya başladı;
- Ablacığım benim, sen çok iyisin. Ne olur yanımda ol benim? Bana yol göster.
Ben bu korkularımla uyku uyuyamıyorum ablacığım.
- Ben her zaman senin yanında olacağım ablacığım. Hadi gel, yüzünü yıkayalım senin.
Yengem ile Aslı banyoya giderken, Aslı’nın bunları sorun yapmasına çok üzülmüştüm. Yersiz korkularla kendisini üzmesi, hepimizi üzmüştü.
İsa babam;
- Tayini ve evliliği üst üste geldi. Aşırı heyecan yapıyor kendine. Yeni göreve başlayan herkeste olur bu heyecan. Ama Aslı, fazla sorun yapıyor. Nuray annem;
- Hayatım doktora götürelim kızımızı. Geldiği günden beri böyle, kendisini yiyip bitiriyor.
- Hayatım, Aslı’nın bunları kendisinin aşacağına inanıyorum. Eğer bir iki gün daha bu korkularla yaşarsa elbette doktora götürmemiz gerekir.
Aslı yüzünü yıkayıp geldiğinde;
- Hepinizden özür diliyorum. Sizleri de üzdüm. Bu korkularım beynimi kemirip duruyor, beni geceleri uyutmuyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. İnşallah atlatırım.
Ben hemen yanına giderek;
- Benim aşkım, sorunlarının üstesinden gelir. Ben, aşkımın özgüveniyle bunları aşacağına inanıyorum. Diyerek sarıldım.
- Senden de özür dilerim aşkım. Seni de bu günden beri çok üzdüm. Ne olur affet beni.
- Canım benim, özür dileyecek bir şey yapmadın ki. Hadi gel biraz bahçeye çıkalım. Biraz daha açılırsın. Annem hemen atıldı;
- Kemal oğlum hava soğuk. Bahçede fazla kalıpta Aslı kızımı üşütme sakın. Aslı hemen annemin yanına koştu, sarılarak yanaklarını öptü;
- Annem benim. Üşümeyin demiyor da, Aslı kızımı üşütme diyor ya. Sen ne kadar iyisin anneciğim ya.. İşte ben sizin bu iyiliğine karşı, sizi bilmeden kırarsam, kendimi asla affetmem, diyerek yine ağlamaya başladı.
Omuzlarından tutup kaldırdım, yanaklarından süzülen gözyaşlarını sildim.
Babamdan başlayarak herkesi tek tek öptü.
- Aşkım biraz yürüyelim mi? Soğuk hava belki iyi gelir bana.
Paltolarımızı alıp çıktık. Bir saate yakın dolaşıp geldiğimizde, Aslı biraz daha iyiydi.
Ama Aslı’da ki bu ani değişiklikler beni üzmeye ve korkutmaya başlamıştı.
Biz çıktığımızda, babam ve annem, İsa babama ve Nuray anneme Aslı’yı yalnız bırakmamaları konusunda rica etmişler.
Çarşamba günü, saat 11.30 gibi evlerine gittiğimde, Nuray annem de evdeydi.
On gün izin almış. O gün, gezmeyi, eğlenmeyi seven Aslı’yı dışarıya çıkaramadım, “ Evde kalalım aşkım “ deyince, evde tavla oynayarak zaman öldürdük.
Ve Perşembe günü.., Aslı ile ilk büyük kavgamızı yaptık…..
Sabah, saat 10.00 gibi uyanmıştım. Güneşi görünce, yüzümü yıkayıp bahçeye çıktım. Bahardan kalma ılık bir hava vardı. İçeri girerek, kahvaltı ederken Aslı’yı aradım, birbirimize “ Günaydın “ dedikten sonra;
- Hayatım harika bir hava var. Seni almaya geliyorum. Hazırlan da dışarıya çıkalım.
- Çıkmak istemiyorum aşkım. Sen gel, yine evde oturalım.
- Aşkım eve kapatma kendini. Gezeriz biraz, açılırsın.
- Aşkım, inan ki çıkmak içimden gelmiyor. Sen gelirken birkaç şişe bira al, hem bira içer hem sohbet ederiz.
- Peki, ben aşkımla baş başa, güzel bir yemek yemek istiyorsam, benim aşkım, bana, hayır mı diyecek?
- Senin aşkın sana, asla “ Hayır “ diyemez. Ama aşkım inan ki moralim bozuk.
- Hadi sarı gülüm, sarı goncam. Lütfen kırma beni. Hem sana da iyi gelecek çıkmamız.
- Tamam aşkım, madem ki çok ısrar ediyorsun, çıkalım. Sen gelinceye kadar ben hazırlanırım.
Evlerine vardığımda Nuray annem açtı kapıyı. Aslı henüz hazırlanmamıştı. İçeriye geçtim. Nuray annem Aslı’nın hazırlandığını söyledi ve kahve sevdiğimi bildiği için, mutfağa geçerken;
- Aslıcığım, kahve yapacağım, sen de ister misin? Diye, Aslı’ya seslendi.
- Teşekkür ederim anneciğin. İyi olur, ben de alayım, derken odasından çıktı.
Her zaman ki gibi çok güzeldi. Bacaklarını saran, streç siyah kumaş bir pantolon üzerine, tatlı kırmızı, balıkçı yaka bir kazak giymişti. Bana “ Hoş geldin aşkım “ diye sarılınca, dayanamayıp dudaklarından öptüm. Aslı’ da kollarını boynuma doladı, Nuray annemin evde olduğunu unutarak öpüşmeye başladık. Nuray annem, elindeki kahvelerle mutfaktan çıktığında ilk defa bizi böyle yakalamıştı;
- Sizi utanmazlar sizi, benim evde olduğumu unuttunuz galiba? Deyince, Aslı annesine sarılarak;
- Özür dilerim anneciğim. Ama şu yakışıklıya bir baksana, nasıl öpmeden durur insan?
- Bak sen şu utanmaza, neler duyuyorum. İkinize birden terliği elime alırsam,
görürsününüz ulu orta öpüşmeyi.
- Canım anneciğim benim, güzel anneciğim benim. Sen annelerin en güzeli ve en anlayışlısısın.
- Utanmaz, yağcı kızım benim. Hadi oturun da kahvelerinizi için.
Kahveleri içmek için masaya oturunca, Nuray annem, ikimizin de elini tuttu;
- Sizi hep böyle mutlu görmek istiyorum. Siz mutlu olun ki, biz sizin mutluluğunuzla gurur duyalım, mutluluğunuzla mutlu olalım.
Aslı’nın bir gün önceki korkularının olmamasına, eski neşesine kavuşmasına da çok sevinmiştim.
Ama bu sevincim, dört saat sürdü……
İlk önce arabayla Alaeddin tepesine çıktık, arabayı güzel bir yere park ederek, Alaeddin tepesindeki aile çay bahçelerinin birine oturduk. Hem konuştuk hem de çayımızı içtik. Daha sonra yürüyerek Mevlana Türbesine gitmeye karar verdik. Babamın mağazasının önünden geçip de uğramamak olmazdı. Aslı’nın neşeyle ve saygıyla babama sarılıp;
- Nasılsın Doğan babacığım benim? Kemal ile gezerken, Doğan babama uğrayıp bir çayını içelim diye düşündük. Deyip, elini öpmesi, hem babamı hem de beni mutlu etmişti. Babam;
- Hoş geldin güzel kızım benim. Çayın lafımı olur. Saat 13.00 geçiyor, size yemek alayım isterseniz. Ben babamın elini öperken;
- Sağ ol babacığım, bizim başka planlarımız var. Deyince birer çay da babamın mağazasında içip, oradan ayrıldık.
Saat 14.00 doğru arabayla, Ankara yolu üzerindeki kır lokantasına gittik. Bir sac kavurması yaptırdık. Yemeğimizin üstüne birer bira da içerek saat 15.00 gibi tekrar şehre döndük.
Ve fırtına kopuyor…..
Arabayı bir ara sokağa park ederek, üniversitelilerin takıldığı cafeye gittik. Hava güzel olduğu için, cafe fazla kalabalık değildi. Bir masaya oturarak birer Cappucino söyledik.
Cafe de, gençlerin bazısı satranç, bir iki masada da dama oynuyorlardı. Birkaç masadan da okey taşlarının sesi geliyordu. Aslı’nın sol tarafındaki masa da üç kız cola içiyorlardı. Bizim cappucinolarımızda bu ara gelmişti. Kahve ile sigara içmeyi sevdiğim için bir sigara yaktım. Yan taraftaki masada oturan kızlardan biri, sigara yaktığımı görerek, o da bir sigara çıkardı ve bizim masamıza geldi. Bana bakarak;
- Rica etsem, ateşinizi alabilir miyim? Dedi. Ben hafif doğrularak sigarasını yakmak için uzandığımda, Aslı’nın yüz ifadesinin ve renginin değiştiğini gördüm. Bir fırtınanın patlamasına hazır gibi bir ifade vardı yüzünde. Ateş isteyen kızın tam sigarasını yakmıştım ki, Aslı ayağa fırladı;
- Sen hangi cesaretle nişanlımın gözlerinin içine bakarak ateş istersin sürtük. Diyerek, kıza öyle bir tokat vurdu ki, cafe de ki herkes bu tokadın sesini duymuştu.
Kız bir iki adım sendeledi. Hiç beklemediği bu tepki ile şaşırmış bir vaziyette yanağını tutuyordu. Ben de afallamıştım. Şaşkınlıkla Aslı’ya bakıyordum. Aslı sinirinden titriyordu.
Tokat yiyen kızın şaşkınlığı geçmiş ve masasındaki diğer iki kızda ayağa kalkmıştı. Tokadı yiyen;
- Sen manyak mısın köpek? Diyerek saldırınca, diğer ikisi de Aslı’ya saldırdılar. Ben araya girinceye kadar Aslı, birkaç tekme, tokat yemişti. Ama araya girmeme rağmen kızları engelleyip de, Aslı’yı koruyamıyordum. Cafe de ki diğer gençlerin yardımıyla kızları biraz uzaklaştırmışlardı ama bizim ve onların masası devrilmiş, cola bardakları ve kahve fincanları yere düşüp kırılmıştı.
Aslı’yı kucakladığım gibi dışarı çıkardım. Saçı başı darmadağın olan Aslı’nın dudağı da kanıyordu. Sinirinden titreyerek ağlıyordu Aslı. Mendilimi çıkarıp dudağına bastırdım. Kızgınlık ve hırsla mendili yere fırlattı, bağırarak;
- Hepsi senin yüzünden Kemal. Neden o masaya özellikle oturdun? O sürtük senden yüz bulup, cesaret almasaydı sigarasını yakmaya gelebilir mi idi?
- Hayatım boş olan ilk masa oydu. Bir kere ben o kıza bakmadım bile. Hem bir ateş istemekle bu kadar sinirlenecek ne vardı?
- Ne demek ne var ya? Kız sana yiyecek gibi baktı. Senin de hoşuna gitti ki ayağa kalkıp sigarasını yaktın.
- Aslıcığım abartıyorsun. Bir ateş istedi, ben de sigarasını yaktım ne var bunda?
Cafenin içerisinde herkes ayakta bizi seyrediyordu.
- Yazıklar olsun sana. Birde bana vurmalarına seyirci kaldın. Onlara engel olacağına utanmadan seyrettin.
- Olayı başlatan sensin Aslı. Ne vardı kıza tokat atacak. Herkes gibi bende şok oldum. Haklı olarak o kızda sana vurmak istedi. Onlar sana daha yakındı ben araya girinceye kadar olan oldu.
İki eliyle göğsümden itmeye başladı;
- Utanmadan bir de o sürtüğü koruyorsun. Utanmadan o sürtüğe haklı diyorsun bir de üstelik. Sen ne saçmaladığının farkında mısın? Ben senin sözlünüm. Sen beni böyle mi koruyacaksın Kemal? Bir erkek olarak ben sana nasıl güveneceğim?
- Bak Aslıcığım, herkes bize bakıyor. Yeteri kadar rezil olduk. Ben kırılanların parasını ödeyeyim de eve gidelim.
- Bana Aslıcığım deme. Şu halime bak. Senin sayende ben rezil oldum. Ama “Çıkalım “ diye ısrar etmenden anlamalıydım. Beni buraya getirmenden belliydi.
- İnanmıyorum sana hayatım ya. Ben seni buraya bilerek mi getirdim? Nasıl böyle bir şey düşünürsün? İnanmıyorum ya. Saçmalıyorsun Aslı. Beni ne kadar üzdüğünün farkında mısın?
Ben içeriye girerek, kırılan bardakların ve fincanların parası için, cafe sahibine 50 lira verdim. Özür dilememe rağmen, cafenin sahibi “ Bir daha sizi bu cafe de görmek istemiyorum. “ dedi. Aslı’nın çıkardığı bu rezalete üzüldüğüm yetmezmiş gibi bayağı bozulmuştum.
Aslı’nın kolundan tutarak, arabaya götürmek istedim;
- Ah Aslıcığım, bir anlık öfkene yenik düşerek, hem beni çok üzdün hem kendini perişan ettin. Aslı ani bir hareketle kolunu kurtararak, çok sert bir ifade ile;
- Çok üzüldünüz mü gerçekten beyefendi? Deyince, çok şaşırmıştım;
- Üzülmez olur muyum hayatım, kendini perişan ettin. der demez, Aslı parmağındaki yüzüğü çıkartmaya başladı.
- Aslı hayatım, ne yapıyorsun? Lütfen. Dememe bile aldırmadan yüzüğünü çıkardı;
- Bundan sonra üzülmeyeceksiniz beyefendi. Diyerek yüzüğü bana fırlattı.
Yüzük omzuma çarparak yerde yuvarlanmaya başladı. Şok olmuş, donup kalmıştım. Aslı ise koşarak köşeyi dönmüştü.
Şoku atlatır atlatmaz, yüzüğü yerden alıp, arkasından koştum. Caddeye çıktım. Aslı görünmüyordu. Evlerinin bulunduğu tarafa doğru koşarken, geçtiğim sokaklara da bakıyordum. Ama göremedim. Arabayla eve varmadan yetişirim düşüncesi ile koşarak arabanın yanına gittim. Evlerine giden ara sokaklarda ve evlerinin bulunduğu cadde de aramaya başladım. Eve benden önce gelmesi imkansızdı. Bakmadığım sokak, cadde kalmadı ama Aslı yoktu.
İsa babamın dediği gibi, heyecan değil di bu. Aslı’nın psikolojisi resmen bozulmuştu. Ve Aslı’nın bu yaptığını kabullenemeyerek, sinirden deliye dönmüştüm. Hadi o Aslı’dan beklenmeyen rezaleti çıkardı, ama kendisini o kadar sevmeme rağmen, beni sevip, Giresun’a kadar gelmesine rağmen, nasıl yüzüğünü çıkartıp bana fırlatabildi. Aklım almıyordu. Direksiyonda ellerim titremeye başlamıştı artık. Bu şekilde yarım saatten fazla Aslı’yı aradım. Saatte 16.30 olmuştu. Belki ben görmeden evlerine çıkmıştır diye, arabayı park ederek evlerine çıktım.
Kapıyı açan Nuray annem, beni bu şekilde perişan bir vaziyette görüp Aslı’yı da yanımda göremeyince korkmuştu, hele;
- Aslı eve geldi mi Nuray anne? Diye sorunca, tamamen paniklemişti.
- Ne oldu oğlum, Aslı nerede? Diye yüksek sesle sorunca, Eve gelmiş olan İsa babam da merakla kapıya geldi;
- Kemal bey oğlum, bu ne hal, ne oldu, Aslı nerede? Diye peş peşe sorular sordu.
Aslı’nın eve gelmediğini anlamıştım ama deli gibiydim. Ayakkabılarımı çıkarmadan, içeri girip Aslı’nın odasına, mutfağa, salona hatta Nuray annemlerin yatak odasına bile baktım. Yoktu…yoktu…yoktu….
İsa babam ve Nuray annem de benim arkamdan geliyorlar, şaşkın ve korkulu gözlerle bana bakıyorlardı. En sonun da İsa babam kolumdan tutarak bir sandalye ye beni oturttu;
- Neler oldu oğlum konuşsana, bizi de meraktan çıldırtacak mısın?
Cafede ki olanları hızlı bir şekil de anlattım. Aslı’nın yüzüğü çıkartıp attığını, o an donup kaldığımı, arkasından koşmama rağmen bulamadığımı ve 35-40 dakikadan beri Aslı’yı aradığımı söyledim. İkisi de şaşkınlık içerisinde donup kalmıştı. Ben hemen İsa babamın elini tuttum;
- Aslı’nın durumu hiç iyi değil baba. Sizin dediğiniz gibi heyecan değil onun ki si. Aslı’nın psikolojisi çok bozulmuş. Onu doktora hemen götürmeniz gerekiyor babacığım, dedim ama gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Nuray annem de ağlamaya başlamıştı;
- Nasıl yapar bunu Aslı, nasıl yapar? Ben anlamıştım, kızımızın psikolojisi iyi değil demiştim sana İsa bey. Sen “ Heyecan yapıyor “ diye aldırmamıştın. Allahım, nereye gitti peki bu kız? Demesiyle, ben ayağa kalktım;
- Ben Aslı’yı aramaya çıkıyorum. İsa babam da ceketini alarak;
- Ben de bakayım Kemal bey oğlum. Sen gittiğiniz cafelere, beraber gittiğiniz her yere bak.
- Tamam babacığım. Ben otogara, tren garına hatta Meram’a bakarım.
- Ben de, fuar alanına, Alaeddin tepesine ve Mevlana tarafına bakayım. Nuray hanım siz de evde kalın. Biz gittiğimiz yerlerden, gelip gelmediğini öğrenmek için sana telefon açarız.
Gittiğimiz bütün cafelere baktım. Buralarda zaman geçirilebilir diye, otogara, tren garına ve evimize hiç uğramadan Meram’a baktım. Ama Aslı’yı göremedim. Bu ara Nuray anneme iki defa telefon açarak, Aslı’nın gelip gelmediğini sordum. Aslı hala eve dönmemişti. Saat 18.00 olmuştu. Mevsim kış olduğu için hava da kararmıştı.
Ben tekrar İsa babamlara döndüm. Kapıyı, ağlamaktan gözleri şişmiş bir vaziyette Nuray annem açtı. İsa babamda gelmiş, Hastanelerin acil servislerini arıyordu. Ama hastanelerin hepsinden, “ Verdiğiniz isimde birisi bize gelmedi, kayıtlarımızda böyle birisi yok “ diyorlardı.
Ben iyice korkmaya ve paniklemeye başlamıştım;
- Başına bir şey gelirse, ben kendimi öldürürüm. Diye bağırdım. İsa babam;
- Hadi tekrar arayalım oğlum. Ben pastanelere bakayım sen sinema salonlarına bak. Nuray annem de;
- Ben de apartmanın, sitenin etrafına bakayım, deyince üçümüz birden aşağıya indik.
Sinema salonlarının hepsini gezdim. Gösterimde olanların bile, gösterimini durdurarak ışıklarını yaktırdım ve aradım. Sinema salonlarında da yoktu. Havanın artık iyice kararmasına rağmen, çevredeki okulların bahçelerine bile baktım. Tekrar Aslıgilin evine döndüm. İsa babamla aynı anda gelmiştik. İsa babam emniyete de uğrayıp Aslı hakkında bilgi vermiş. Yukarıya çıktık. Kapıyı açan Nuray annem hala üzgün olmasına rağmen, bize susun işareti yaptı.
Aslı’nın geldiğini anlayarak, sevincimizden İsa babanla birbirimize sarıldık.
İçeriye girince, Nuray annem çok yavaş sesle;
- Apartmanların etrafına bakarken, sitenin çocuk parkından ağlama sesleri geldi. Aslı’nın sesiydi. Hemen çocuk parkına koştum. İlk önce göremedim. Ama iyice bakınca, çit bitkilerinin içine oturmuş ağlıyorken gördüm. Yanında boş 4-5 bira şişesi vardı. Beni bile tanımadı. Dili iyice peltekleşmiş, konuştuğu da anlaşılmıyordu. Çit bitkilerinin arasından zor çıkardım. Daha eve gelmeden istifra etti. Merdivenlerden yine çok zor çıkardım. İçeri girdiğimizde ancak görebildim. Çok perişan bir vaziyette idi. Gözleri ağlamaktan şişmiş, yüzü sapsarıydı. Üstü başı bira kokuyordu. Hemen üstünü soyarak banyoya soktum. Banyoda bir daha istifra etti. Odasına yatırdım. Şimdi uyuyor.
Ben çok rahatlamıştım. Aslı’nın eve sarhoş bir durumda gelmesine rağmen, suçluluk duygusundan kurtulmuştum. İsa babam kızına bakmak için odasına yönelince Nuray annem engelledi;
- İsa bey kapıyı açma lütfen. Üstünü giydiremedim. Belki üzeri açılmış olabilir.
Ben rahatlamıştım ama hala olayın şokundaydım. Saate baktım. Saat 20.00 olmuştu. Ailemde merak içerisinde beni bekliyor olabilecekleri aklıma gelerek eve telefon açtım ve yarım saat sonra geleceğimi söyledim. İsa babama ve Nuray anneme dönüp;
- Geçmiş olsun efendim. Yalnız yarın mutlaka, ilk önce bir nörolojiye daha sonra bir psikologa götürün. Aslı’nın iyi bir tedaviye ihtiyacı var. Ben izninizi istiyorum.
- Yarın sen de gelirsin Kemal bey oğlum. Dedi Nuray annem.
- Geleceğimi sanmıyorum efendim. Deyince Nuray annem sap sarı oldu ve sandalye ye adeta çöktü.
- Kemal bey oğlum, şu an sen de mantıklı düşünemiyorsun. Aslı’nın yaptıklarından çoktan pişman olduğunu ben tahmin edebiliyorum oğlum. Zaten saatlerce ağlaması bunu gösteriyor. İsa babam hiç konuşmuyordu.
- Sen şimdi Aslı’nın yüzüğü bırak, yarın nasıl parmağına takıyor göreceksin.
- Özür dilerim Nuray anne. Aslı eğer o yüzüğü parmağına tekrar takmak isterse, gelip benden özür dileyecek.
Nuray annem konuşmak istedi ama İsa babam araya girerek;
- Hayatım Kemal bey oğlumuz haklı. Kızımızın özür dilemesi gerekir. Deyince ben evlerinden ayrılarak eve gittim.
Eve geldiğimde, herkesi beni merakla beklerken buldum. Sesimin titremesinden bir şeyler sezinlemiş ve çok üzülmüşler. Ben içeri girdiğimde, ilk önce babam sordu;
- Oğlum ne oldu? Geç kalınca ve telefon da sesin de üzüntülü gelince Kaza yaptınız diye çok korktuk. Ne oldu?
Aslı’nın yüzüğünü çıkararak, parmağımda salladım ve;
- Evet babacığım, kaza ki ne kaza. Aslı yüzüğü suratıma fırlattı. Deyince hepsi bir den “ Aaaa “ çekti. Aslı’nın yüzüğünü vitrindeki bir bardağa koydum. Annem, babam, abim ve yengem benden açıklama bekliyordu. Babam;
- Oğlum bu gün mağazaya el ele geldiniz. Aslı da sen de çok mutlu görünüyordunuz. Ben sizi öyle görünce ve Aslı bana sarılıp elimi öpünce çok mutlu olmuştum. Neler oldu oğlum? Diye sorunca,
olanları hepsini anlattım. Annem;
- Aman Allahım, neler oluyor bu kıza. Ölüm insanın aklına gelir de, Aslı’nın böyle bir şey yapacağı inan ki gelmez. Büyümü var üzerinde acaba? Dedi. Abim;
- Anneciğim büyü falan sanmıyorum ve böyle bir şey de düşünmeyin. Aslı kendisini, aşırı stres yaparak bulanıma sokmuş. Kontrollü bir tedavi ile bir şeyi kalmaz. Abim daha sonra bana dönerek;
- Aç mı sın? Hayır dercesine başımı salladım. Yemeği düşünecek durumda değildim. Abim mutfağa giderek üç bira alıp geldi. Ve sigara paketini çıkararak, önce babama sonra bana ikram etti. Almak istemeyince üsteledi.
Babamın yanında ilk defa sigara içecektim.
Yengem yanıma gelerek;
- Birbirinizi deli gibi severken ne olacak şimdi? Siz bir birinizden kopamazsınız Kemal. Dedi. Yengemin bu konuşması üzerine gözlerimi kapamamla, gözyaşlarım su gibi inmeye başladı. Dışarıya kaçmak zorunda kaldım. Gittim kamelya ya oturdum. Abim benim de paltomu alıp yanıma geldi. Saatlerce konuştuk. Beni sakinleştirmeye çalıştı.
O gece sabaha kadar uyumadım. Artık Aslı’nın sevgisinden bile şüphelenmeye başlamıştım.
Saat 13.00 gibi telefonumuz çaldı. Yengem açtı. Nuray annem ısrarla beni istemiş;
- Kemal bey oğlum, İsa bey de izinli. Arkadaşları bir doktor tavsiye etmişler. Nöroloji uzmanıymış. İsa bey o doktordan randevu almış. Birazdan Aslı’yı doktora götüreceğiz. Ne olur sende gel oğlum. Dedi.
- Ben gelemeyeceğimi söylemiştim Nuray anne.
- Lütfen Kemal bey oğlum, Aslı kalktığından beri ağlıyor. " Ben Kemal’i çok kötü kırdım, beni affetmezse intihar ederim “ diyor oğlum. Kalktığından beri sana en az on defa telefon açmak istedi, ama cesaretini toplayıp açamadı.
- Nuray anneciğim, sizden özür dilerim ama ben gelmek istemiyorum. Siz lütfen doktora hemen gidin ve doktordan sonra beni arasanız sevinirim.
- Ah oğlum ah. Aslı’nın yaptığı hiç hoş değil, onaylamıyorum ama sevgi fedakarlıktır oğlum. Ama yine de sen bilirsin. Doktordan sonra yine ararım.
Türkoğlu ailesinden telefon gelecek diye dışarıya da çıkamadım. Telefon geciktikçe bu sefer ben bunalıma giriyordum. En sonun da saat 17.30 da telefon geldi, Yine Nuray annem di;
- Kemal bey oğlum, Sen de çok merakta kaldın ama doktordan geleli henüz on beş dakika oldu. Merak ve heyecandan sözünü keserek;
- Aslı’nın nesi varmış Nuray anne?
- Ben de onu anlatacağım oğlum. Doktora, geldiği günden beri yaşadıklarını ve bu gün cafe de olanları anlattım. Doktor çok iyi muayene etti. Bizi özel film çekim merkezine gönderdi. Gelince Aslı’ya serum taktı ve serum içerisine iki iğne vurdu. Aslı’ya “ Klinik depresyon ve panik atak “ teşhisi koydu. Ciddi bir ilaç tedavisi ile 40-50 günde bu rahatsızlığının geçeceğini söyledi oğlum. İlaçları bittikten sonra kontrole gelmemizi istedi. Ama ilaçlı tedavi sonrası iyi bir psikologa da götürmemizi ısrarla söyledi.
Ben merak, heyecan ve korku ile Nuray annemi dinledim.
- Geçmiş olsun Nuray anne. Dileğim kısa zaman da iyileşir. Şimdi nasıl Aslı?
- İlaçların etkisi ile daha muayenede uyuyacaktı sanki. Gelir gelmez yattı. Şimdi uyuyor oğlum.
Ben İsa babama da saygılarımı sunarak telefonu kapattım.
Cumartesi günü sabahtan öğleye kadar telefon gelir umuduyla, telefonun başından ayrılmadım. Olayı gurur yaptığım için ben de ne telefon açıyor ne de Aslı’yı görmeye gidiyordum. Saat üç çıvarların da anneme telefon açtırdım. Annem de Nuray hanıma telefon ile geçmiş olsun dedi ve Aslı’yı sordu. Nuray hanım, anneme, Aslı’nın sürekli uyuduğunu, ancak yemek için uyandırdıklarını, o anlarda da hiç konuşmadan boş boş baktığını söylemiş.
Pazar günü, Aslı’nın ne kendisi ne de telefonu geldi. Ama öğleden sonra, Babam ve annem yarım saatliğine geçmiş olsuna gittiler. Aslı’yı uyuduğu için görememişler. İsa babam ve Nuray annem benim gelmediğime çok üzülmüşler.
Pazartesi günü ağabeyimle birlikte inşaat bürolarına gittik. İnşaat bürosunun bulunduğu iş hanının üst katları doktorlar ile doluydu. Ve bir çoğunu da abim tanıyordu. Amacımız onlardan Konya’da veya en yakın ilde bir psikolog adı almaktı. Abimin doktor arkadaşlarından birisi, iki ay önce Meryem Atıl isimli bir psikologun geldiğini ve çok iyi olduğunu söyledi. Ve bize kartını verdi. Telefon ederek randevu aldık ve abimle hemen Meryem hanımla görüşmeye gittik. Aslı’nın durumunu, korkularını, ağlamalarını ve birden sinirlenmesini anlattık. Cuma günü de bir nöroloji uzmanına gittiğini ve tanısını söyledik. Meryem hanım;
- Sömestr tatili benim için kısa. Tedavisi sonuçlanmaya bilir. Ama madem ki okulunun son dönemi, hastamız gelsin. Hiç olmazsa kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olurum. Ama ilaçlarını bir hafta kullandıktan sonra getirmemizi istedi.
Abimle ayrılarak ben İsa babamın okuluna gittim. Derste olduğunu ve hangi sınıfta ders verdiğini öğrendim. Öğrencilerin dinlenme zili çalınca ve İsa bey beni karşısında görünce ilk önce korktu;
- Hayırdır Kemal bey oğlum. Sen benim okuluma ilk defa geliyorsun. Aslı’ya bir şey mi oldu yoksa?
- Özür dilerim İsa baba, sizi de korkuttum. Diyerek, Meryem hanım diye bir doktor bulduğumuzu ve abimle birlikte doktorla görüştüğümüzü anlattım. Meryem hanımın bir hafta sonra Aslı’yı beklediğini söyleyince, İsa babam sevinmişti;
- İki-üç günden beri görünmedin ama ilgisiz kalmayacağını veya kalamayacağını biliyordum. Teşekkür ederim. Öğleden sonra dersim yok. Gel hem Aslı’ya geçmiş olsun dersin hem de Aslı’nın morali biraz olsun düzelir.
- Bilemiyorum babacığım. Aslı aramadan size gelmeyi düşünmüyordum.
- Bak Kemal bey oğlum. Aşkta gurur olmaz. Gurur aşkı bitirir. Seni mutlaka bekliyorum.
Aslında ben de Aslı’yı görmek, ona geçmiş olsun demek, onu yalnız bırakmamak için can atıyordum, ama her halde ben de biraz inatçı idim.
Eve gelince, daha kapıdan girmeden yengem;
- Kemal seni Giresun’dan Müdürün aradı. Evde olmadığını söyleyince, hemen sana ulaşmamızı söyledi. “ Beni mutlaka arasın” dedi. Yengemin bu haberine başıma gelecekleri bilir gibi üzülmüştüm. Zira müdürüm;
- Seni çağırdığım da ertesi gün burada olacaksın, diyerek izin vermişti. Korkarak hemen Giresun’ a telefon açtım. Telefonla ulaşmam 15-20 dakikayı bulmuştu;
- Sayın müdürüm beni aramışsınız.
- Kemal bey, bu akşam saat 17.00 kadar mutlaka Ankara Zirai Mücadele Araştırma ve Karantina Bölge Müdürlüğünde olman gerekiyor. Saate baktım 12.00 ye geliyordu. Korktuğum başıma gelmişti. Müdür bey konuşmasına devam ediyordu.
- Kemal bey, görevlendirme yazınız sabah yeni geldi. Bu nedenle sana da ancak ulaşabildik. Yazı da, “ Katılmayanlar hakkında soruşturma açılacaktır “ yazıyor. Onun için hemen yola çıkman gerekir.
- Ama Müdür bey, İnanın Aslı çok rahatsız, yatıyordu. Dememe rağmen, Müdür bey;
- Senin yalan söylemeyeceğini biliyorum Kemal bey. Ama görevlendirme yalnızca beş gün. Biliyorsun yasal izinli değilsin. Gitmezsen ben zor durumda kalırım. Müdür bey her zaman yanımdaydı. Şu an Konya’da bulunuyorsam onun sayesindeydi.
- Siz bana büyüklük yaparken ben sizi zor durumda bırakamam Müdür bey. Hemen yola çıkıyorum efendim.
- Gideceğini biliyordum, teşekkür ederim Kemal bey.
- Ankara’dan sonra Konya’ya geri dönebilir miyim Müdür bey? Gerçekten Aslı hasta efendim.
- Tamam Kemal bey, Ankara’da kaldığın günleri ekle ve ona göre burada ol.
Bu görevlendirme hiç iyi olmamıştı. Aslı ile barışmadan ve geçmiş olsun demeden gitmek zorundaydım. Nuray annem lere bir kaç kez telefon açtım ama telefona çıkan olmadı…
- Babacığım, Giresun’dan müdürüm aradı. Hemen Ankara’ ya gitmek zorundayım. Seni geçerken alayım. Sen arabayla dönersin. Dedim.
Babamla birlikte, otogara gittik. Ama 14.30 dan önce hiçbir şirkette otobüs yoktu. Saat 17.00 ye yetişmem olanaksızdı. Babam;
- Ne düşünüyorsun oğlum. Altında araba var. Ben buradan dolmuşla dönerim.
Yalnız çok dikkatli ol oğlum. Saat 17.00 ye kadar fazla sürat yapmadan rahat yetişirsin. Deyince, babamla otogarda vedalaşarak ben, Ankara’ya doğru gaza bastım.
Ama…
Ama, Aslı ile barışmadan gitmemin bedelini az kalsın çok kötü ödeyecektim….
Benim telefon açtığımda, Nuray annem, Aslı’nın da biraz hava almasının iyi olacağını düşünerek markete kadar gitmişler. Döndüklerinde Aslı, Nuray anneme;
- Kemal üç günden beri gelmedi. Geçmiş olsun demek için bile, telefon açmadı. Bana çok kırılmış galiba anne. Telefonu yüzüme kapatır diye korkumdan ben de arayamadım. Ama ne olursa olsun şimdi Kemal’i arayacağım. Beni affederse, hemen yüzüğümü almaya gideceğim. Demiş.
Ve bizim evi aramış…
Telefona, annem çıkmış. Aslı;
- Neriman anneciğim, Kemal’le görüşüp özür dilemek istiyorum. Kemal ev de ise, rica etsem telefona çağırır mısınız? Deyince, Annem;
- Aslı kızım, Kemal’i Giresun’dan çağırdılar. Kemal apar topar valizini hazırlayarak Ankara’ya gitti.
Annem daha sözünü bitirmeden, benim hafta sonun da, tekrar geleceğimi söyleyemeden, Aslı, yalnızca bir “ yaa “ demiş ve telefon elinden düşmüş.
Aslı, hemen annesine sarılmış;
- Kemal gitmiş anne, Kemal gitmiş. Bitti…Her şey bitti anneciğim, bitti. Kemal’in beni affetmeyeceği belli oldu anne. Anneciğim bana yardım et, ben ne yapacağım şimdi? Yaşamamın ne anlamı kaldı anneciğim? Diyerek sarsıla sarsıla ağlamaya başlamış. Nuray annem de, Aslı bu durumda iken, benim habersiz gitmeme inanamamış ve çok şaşırmış;
- Yanlış anlamışındır yavrum. Kemal bey oğlum bize veda etmeden gitmez. Ağlama kızım, zaten iyi değilsin. Lütfen ağlama kızım. Ben, telefon açıp durumu bir öğreneyim. Demiş ve bu sefer Nuray annem telefon açmış.
Nuray annem, Tülay yengemle konuşurken, Aslı’da odasına gitmiş ve doktorun verdiği depresyon haplarının iki kutusunu birden içerek tekrar dışarı çıkmış.
Telefon konuşmasından sonra Nuray annem;
- Ah kızım, Neriman hanımın konuşmasının bitmesini beklememişsin. Ben sana dedim, bir yanlışlık var diye. Kemal bey oğlum yola çıkmadan bizi defalarca aramış. Her halde biz o zaman marketteydik. Bakanlık, Müdürlüğün bilgisi dışında görevlendirme yapmış. Kemal bey oğlumun bu gün saat 17.00 de Ankara’da olması gerekiyormuş ve hafta sonu yine gelecekmiş, diye Aslı’ya anlatıyormuş, ama Aslı artık duymuyormuş bile. Gözleri kaymaya başlamış. Elleri, kolları, bütün vücudu kasılıp titremeye başlamış. Midenin tepkisi sonucu ağzından, kusma belirtileri olan beyaz beyaz köpükler gelmeye başlayınca, Nuray annem
- Aslı ne oldu sana kızım? deyip omuzlarından tutmak istemiş ama Aslı kollarının arasından kayıp düşmüş.
...................................................................................................................................................................
Ben hata yaptım...Aman siz siz olun, benim yaptığım hatayı yapmayın.....
Aşkta inatlaşmanın olmayacağını, gururun aşkı bitirebileceğini sakın unutmayın.
Kemal KÜÇÜKTEKİN.
01.08.2010
KARAMAN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder