Google

BİR YOLCULUK ANISI

# Bir Yolculuk Anısı...#

Bir Yolculuk Anısı...

Bu gerçek bir anıdır...Ama biraz mizahi yüklemelerle renk katmaya çalıştım.

Karadeniz bölgesinde, teknik eleman olarak çalıştığım 70' li yıllardı. Kurban bayramı gelmişti. Dört günlük bir tatil vardı ama yol çok uzun olduğu için memleketim olan Konya' ya gitmeyi düşünmedim. Hem o yıllar, hac ziyaretine kara yoluyla gidildiği için, özellikle Kurban bayramında yolculuklar çok sorunlu oluyordu. İşte bu nedenlerle izin almamıştım.

Aynı evi paylaştığımız arkadaşlarım yakın çevrelerden oldukları için memleketlerine
gitmişlerdi. Yalnız kalmıştım. Resmi Kurumlarda tatile girmişti. Ve ertesin gün arife günüydü. Bana bir hüzün çöktü ki, hiç sormayın. Her yer buram buram özlem kokuyordu. Ellerim cebimde, efkarlı efkarlı dolaşıyordum. Müdür bey eşiyle birlikte bayram alışverişinden dönüyorlarmış. Onları bile görmemiştim. Müdür beyin sesiyle irkildim;
- Ne o Kemal bey, Müdürünü bile görmemezlikten geliyorsun artık. Bilseydim böyle havalanacağını asaletini tasdik etmezdim senin. diye takılmasıyla kendime geldim.
Doğruydu, asaletim daha yeni tasdik olmuştu. Yani aday memurluktan kurtulmuş gerçek memuriyete yeni başlamıştım.
- Özür dilerim Müdür bey. dedim, Yalnız kalınca hasret bastı bana. Dalgınlığım ondan. Ne olur kusuruma bakmayın. İzin almadığıma pişman oldum. Müdür bey;
- Üzüldüğün şeye bak. Atla git oğlum, seni tutan mı var? Yarın akşam evde olursun, dedi.
- Ama, biliyorsunuz izin almadım Müdürüm.
O yıllar izin dilekçesini Kurum Müdürü imzaladıktan sonra, bizzat izin alan kişi tarafından Mülki Amir' e imzalatılması gerekiyordu. Müdür beyin;
- Gitmek istiyorsan, git Kemal bey, ben izin olayını hallederim. demesiyle, kalbim heyecanla çarpmaya başlamıştı. Ve heyecandan bir süre yanıt vermeyince, Müdür bey, kolumdan çekerek eşinden biraz uzaklaştırdı;
- Paran yoksa sorun değil, al şu parayı dönüşte verirsin deyip bir miktar parayı cebime koydu. Ben heyecandan konuşamayınca, Müdür bey paramın olmadığını düşünmüş.
Şimdi ise, böyle anlayışlı, elemanına böyle sahip çıkan insancıl müdürleri, mum ile arasak bulamayız galiba.
Ben parayı çıkarıp ' Teşekkür ederim Müdür bey ' diye parayı geri vermeye çalışırken, cebime koyduğu paranın 200 lira olduğu gördüm. 70 li yıllarda da paramız, aynı bu günkü gibi, kuruş değerindeydi.
Parayı almadı Müdür bey;
- Yolculukta ne olur ne olmaz, her zaman para lazım olur, cebinde dursun. dedi ve;
- Senin memleketin uzak. İki gün gidiş, iki gün dönüş olmak üzere dört gün izin de benden olsun. Hadi sana iyi yolculuklar ve iyi bayramlar Kemal bey. demesiyle, irade dışı müdürüme sarıldım.
- Nasıl sevindiğimi anlatamam müdürüm, dedim. Çok çok teşekkür ederim. Ve eşiyle kendisine, ' İyi bayramlar ' dileyerek, soluğu otobüs yazıhanesinde aldım.

Ama ne yazık ki otobüslerde yer yoktu. Aynı şirketle bir kaç kez yolculuk yaptığım için, beni tanıdılar.
- Merak etmeyin. Sizi Trabzon' dan veya Rize' den gelen otobüslerle mutlaka göndeririz. demeleriyle ben koşarak eve gittim. Bir kaç giysiyi valizime koyarak aynı hızla yazıhaneye döndüm.

Rize' den Trabzon' dan gelen otobüsler tıklım tıklım dolu geliyordu. 45 kişilik otobüste belki 55-60 yolcu vardı. Bu şekilde ki 3-4 otobüse beni bindiremediler. Ben de heyecan gittikçe artıyordu. Gecenin ilk saatlerinde beni bir Trabzon otobüsüne bindirdiler. Birde yazıhaneden tabure verdiler. Bana tabure vermelerinin bir jest olduğunu otobüse binince anladım. Zira; 7-8 kişi ayaktaydı.
Ama daha Ordu' ya gelmeden, sırtım ve ayaklarım ağrımaya başlamıştı. Dönüp arkaya bakınca, o ayaktaki zavallı yolcuları görünce sesimi çıkaramıyordum. Bu şekilde sabah saat 09.00 gibi Ankara 'ya geldik.
Ama her yerim ağrıyordu...Pestil gibiydim...

Otobüs sayısının, hac ziyareti ile azaldığını bildiğim için, hemen şirketlerin bankolarına koştum. Konya' ya ait 6-7 şirket vardı. Hepsini koşarak dolaşmama rağmen, bayramın son gününe kadar hiç birinde yer yoktu. Tekrar yazıhaneleri dolaşmaya başladım. Şirketlere nerede ise artık yalvarıyordum. Ama yalvarmalarım bile boşunaydı.

Saat 10.00 da kalkacak otobüsün şoförüne rica ettim. ' Konya' ya kadar ayakta bile olsa giderim ' dedim. Ama şoför;
- Alamayız kardeşim. Yolda trafik çok sıkı denetliyor. Senin yüzünden ben ceza yiyemem, dedi.

Bende moral diye bir şey kalmamıştı. Doğu Karadeniz şirketlerini dolaşmaya başladım. Madem Konya' ya gidemiyorum bari geri döneyim diye düşündüm. Ama onlarda da yer yoktu. Yani geride dönemiyordum.

Ankara'da dört gün boyunca ne yapacağımı kara kara düşünmeye başladım. Şimdi bende bu şans ile otelde bulamazsam, dört gün boyunca parklarda yatıp karizmayıda çizdirmek vardı. Ankara' da kalmanın üzüntüsüyle, sutunun
birine dayandım ve bir sigara yaktım. O an bir şirkette şoförlük yapan, en büyük abimin kayınbiraderini gördüm. Sanki bir çuval altın bulmuş gibi sevinmiştim. Bu kalabalıkta onu kaybetmemek için, kalabalığı yara yara, çarptıklarımı yere düşüre düşüre yanına koştum. Adı Mehmet' ti;
- Mehmet abi, ben Ankara' da kaldım. Ne Konya' ya gidebiliyorum ne de geriye dönebiliyorum. İnşallah sen Konya' ya gidiyorsundur, dedim heyecanla. Mehmet abi;
- Hele bir dur. Bir merhabalaşım Kemal dedi, ama;
- Konya' dan yeni geldim. Ne zaman geri döneceğimi bende bilmiyorum. Belki ben İstanbul' a da geçebilirim. Gel beraber yazıhaneye gidip öğrenelim. demesiyle, heyecanla yazıhaneye gittik. Yazıhaneden öğrendik ki, Mehmet abi saat 16.00 da İstanbul' a gidecekti. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Mehmet abi, yazıhanedeki görevlilerle konuşmaya başladı. Eline bir liste verdiler.
Mehmet abi yanıma gelerek;
- Bak Kemal, 13.00 otobüsünde bir kişilik bayan yanı boş. 6 numaralı koltuk. Eğer tek bayan gelip satılmazsa, o bayandan rica edecekler. Bayan kabul ederse seni gönderecekler., dedi. Ve birlikte yazıhaneye girdik.
Beni görevlilerle tanıştırdı. O tek kişilik yerin satılmamasını ısrarla rica ettik. Görevliler;
- Tamam abi. saat 12.30 burada ol. Bizde söyleyelim ve sende rica et. Bayan kabul ederse seni göndeririz. Ama fazla güvenme. dediler. Çok az da olsa bir umut ışığı uzaktan görünmüştü.

Mehmet abi;
- Kemal, ben yukarıya çıkıp biraz uyuyacağım. Gördün saat 16.00 İstanbul'a gideceğim. Biraz dinleneyim. Sen bekle ama, bu iş olmaz...deyip, güzel bir moral verip gitti...

Saate baktım 11.00 e geliyordu. Bu koşuşturma ve gerginlik içerisinde daha kahvaltıda yapmamıştım. Hem kahvaltı yapmak, hemde bulunduğum yerde bulamadığım Eric Von Daniken 'in o zamanlar en çok satan kitaplar
listesinde yer alan ' Tanrıların Arabaları ' bulmak için Ulus' a gitmeye karar verdim.

Kahvaltımı yapmış, aradığım kitabı bulmuş ve yine o günlerin popüler mizah derileri olan ve daha sonraki yıllarda benim de yazılarım yayınlanan ' Akbaba ' ve ' Çarşaf ' dergilerini alarak, saat 12.30 da otogarda olmuştum.

Saat 13.00 otobüsü perona girmişti.Ben ve yazıhaneden bir görevli, o tek başına yolculuk edecek olan bayanı beklemeye başladık. Otobüsün hareket etmesine onbeş dakika kala, otobüse elinde ufak bir valizi olan genç bir kız yaklaştı...

Ama ne kız...Tanrı' nın boş bir zamanında, özene bezene yarattığı bir melek,
bir Afrodit sanki...Sarışın, uzun boylu, gayet şık giyinmiş bir güzellik abidesi...Ve otogarda herkesin gözü ondaydı. Valizini otobüsün bagajına verdi. Yanımdaki görevli;
- Bu bayan olabilir, Ben bir biletine bakayım. Eğer beklediğimiz bayansa, birlikte rica edelim, dedi ve kızın yanına gitti.
Benim içime bir korku düşmüştü. Bu genç kızın, kendine aşırı güveni ve çok havalı bir tavrı vardı. İçimden ' imkanı yok kabul etmez ' dedim. Gerçi o zamanlar, beni henüz Yeşilçam keşfetmemiş olsa da, ben de yakışıklı, filinta gibi delikanlıydım.

Ve tahmin ettiğim gibi kabul etmemişti. Görevli yanıma gelerek;
- Malesef kardeşim, kabul etmedi.İstersen bir de sen rica edip şansını dene. Ama yine kabul etmezse seni gönderemeyiz. dedi.
Bu arada kız otobüse binmişti. Kendime iyi bir çeki düzen vererek, şansımı denemeye karar verdim. Ama erkeklik gururum nedeniyle yalvarmam da olanaksızdı. Otobüse bindim, Diğer yolcularıda rahatsız etmeden, ilk önce kendimi tanıttım.;
- Bakın hanımefendi Giresun gibi yerden, sırf annemin babamın ellerini öpmek için ayakta geldim. Konya' ya kadar 3,5 saat yine ayakta gitmeye razıyım. Ama ayakta ceza korkusuyla kabul etmiyorlar. Trafiği atlatıncaya kadar, Ankara dışına çıkıncaya kadar, yanınızda oturmama izin verin. Size söz veriyorum
Ankara' yı çıktıktan sonra, yanınızdan kalkacağım. dedim. Ama o güzeller güzeli genç bayan;
- Başka otobüs mü yok? Bu otobüsle gitmeye mecbur musunuz? dedi.
- Ne yazık ki bayram sonuna kadar hiç bir otobüste yer yok. Sizi zor durumda bırakmamak için Giresun' a geri dönmek istedim ama dönüş bileti de bulamadım. Eğer siz kabul etmezseniz Ankara' da kaldım demektir. dememe rağmen, şöyle tepeden aşağıya beni bir süzüp, ' hayır ' dedi;
- Rahatsız edilmek istemiyorum, hem size de güvenemem..
- Haklısınız, güvenemezsiniz ama bakın, anneniz babanız sizi bekliyor değil mi? diye sordum ve yanıt vermesini beklemeden, siz gitmemiş olsanız çok üzülürlerdi değil mi? dedim. Sizi, annenizin babanızın beklediği gibi, benim de
annem babam bekliyor. Duygu sömürüsü yaptığımın farkına varmıştım. Ve uzatmanın da bir anlamı yoktu. İkna olacak gibi değildi.
- Niye herşeyi en sona bırakırlar böyle anlamıyorum. Madem gideceksiniz, biletinizi önceden alırsınız veya ayırtırsınız. diye de son noktayı koymuştu. Ben;
- Özür dilerim sizi rahatsız ettim ama inanın sizin gibi güzel bir kızın bu kadar gaddar olacağını düşünmemiştim. Ne vardı, yanınızda en fazla 15 dakika oturacaktım. dedim ve 'Size iyi yoculuklar ' diyerek aşağı inmek için döndüm.
Ama hiç beklemediğim, hiç ama hiç umut etmediğim bir şey oldu.
- Bir dakika. Tamam.Yazıhaneye söyleyin bileti versinler size. Ama Ankara' yı geçinceye kadar, anlaştık mı? diye seslenmesiyle dünyalar benim olmuştu.
-Çok teşekkür ederim. Söz Ankara' yı çıkıncaya kadar. Biletinizi alabilir miyim? Yazıhanedekileri ikna etmek için.
Biletini verdi. Ben elimdeki kitabı, dergileri koltuğun üzerine bırakarak yazıhaneye koştum. Yazıhanedekiler zaten biliyorlardı. Anlamışlardı ikna ettiğimi. Bileti zorluk çıkarmadan hemen verdiler. Valizimi hemen bagaja verdim.
Otobüse binerken, o mavi gözleri ile beni iyi bir süzdüğünü gördüm. Dedim ya, Ben de yakışıklı bir delikanlıydım.Yeşilçam beni keşfedememişse, Türk sinemasının ve Yeşilçam' ın bir kayıbıydı. Yerime oturuken;
- Teşekkür ederim. Yüreğinizde kendiniz gibi güzelmiş, dedim.
Bileti aldı. Hiç yanıt vermedi. O kadar güzel iltifat ettik...İnsan bir tebessüm eder, değil mi?

VE UNUTULMAZ O RÜYA GİBİ YOLCULUK BAŞLIYOR....

Otobüs hareket etmişti. Rahatsız etmemeye söz vermiştim. Sözünü tutan kibar bir erkek olarak etki bırakmam gerekiyordu.
Elime mizah dergisini aldım. Ama okumak ne mümkün dü. Yan gözle yol arkadaşımı süzüyordum. Gerçekten çok güzel, çok hoş bir kızdı. Üniversite öğrencisi olabilirdi. Elimdeki dergiyi uzatarak;
- Bakmak ister misiniz? diye sordum.
- Hayır. Yolculukta bir şey okumam, dedi.
- Adım Kemal, dedim. Yol arkadaşımın ismini öğrenebilir miyim?
- Ben sizin yol arkadaşınız değilim. Ama maden ki sordunuz, adım Aslı. Ben biraz cesaretlenmiştim;
- Öğrenci misiniz?
- Evet öğrenciyim, dedi. Hani rahatsız etmeyecektiniz? demesiyle mosmor oldum.
- Özür dilerim. Tamam bir daha olmayacak. diyerek, bende hafif sağa döndüm.

Gölbaşı' ndan sonra ne yapabilirim diye düşünürken, bizim şoför altındaki otobüsü uçak, kendini de pilot sanıyordu galiba ki, Gölbaşı' na geliverdik.
Otobüs doluydu. Bu nedenle transit geçtik Gölbaşı' nı. Ben sözümde durmam gerektiğine inanarak, Muavini çağırdım.
_ Bir tabureniz var mı acaba? diye sorunca, Aslı duymuş ve muavin çok şaşırmıştı.
- Ne yapacaksın tabureyi abi? Burası sizin değil mi Yoksa? Biletinize bakabilir miyim?
- Burası bana aitte, önde oturmak istemiştim. Muavin;
- Öndesiniz ya, daha ne istiyorsunuz deyince, Aslı dayanamadı;
- Oturabilirsiniz. Benim için bir sakıncası yok. Nerede ise 'Allah ' diye çığlık atacaktım. Ama muavin şakınlığından;
- Siz birlikte değil misiniz yoksa diye, sorunca. Aslı;
- Birlikteyiz veya değiliz. Sana ne? diye kızınca, bir şey anlamayan muavin başını sallayak gitti. Ben sevinçten dört köşe olmuştum. Bu yolculuk hiç bitmesin diye dua etmeye başladım.

Ama bizim pilot şoför, altındaki 302 yi, uçak sanarak, gaza basıp duruyordu. Gidip gırtlağına yapışasım geliyordu. O hızla mola yerine yaklaşmıştık. Konya otobüsleri Yolçatı denilen bir kaç dinlenme tesisinin bulunduğu yerde
mola veriyordu. Otobüs dinlenme tesislerine girince, Aslı;
- Müsade eder misiniz? diye izin istedi. Ben hemen kalkarak, arkadan gelenleride engellemek için vucudumu siper ettim. O an Amerika ordusu bile gelse Aslı' nın yanına yaklaşamazdı. Birlikte aşağıya indik;
- Size birşeyler ikram edebilir miyim? diye hemen sordum.
- Olabilir, deyince, sevinç delisi olduğumu belli etmeden, yine kibarca sordum;
- Yemek alır mıydınız?
- Teşekkür ederim. Aç değilim. Soğuk bir şeyler içebiliriz. Lokantanın önündeki masaların birine oturduk. Ben hemen garsonu çağırdım. Garson gelince;
- Ne arzu eder siniz? diye sordum.
- Kola. dedi ve iki kola söyledik garsona. Ben sağa sola bakmaya çalışıyordum ama gözlerimi üzerinden ayıramıyordum. Kolalarda gelmişti. Aramızdaki sessizliği yine ben bozdum;
- Ne okuyorsunuz? Hangi fakülte de siniz?
- Eğitim Fakültesindeyim. Tarih bölümünde. Kısmetse seneye öğretmenim.
- Çok güzel ama bir o kadar da kötü, dedim. Şaşırmıştı;
- Anlamadım. Bunun neresi kötü.
- Benim açımdan kötü. Liseyi erken bitirmişim. Sizin gibi güzel bir öğretmenim hiç olmadı, deyince. Kendini alamadı ve güldü. Gülmek çok güzel yakışmıştı Aslı' ya. Zaten çok güzel di, daha bir güzel olmuştu. Galiba aşık oluyordum.
Çok dikkatli kendisine baktığımı görünce hafif kızararak sordu;
- Siz ne iş yapıyorsunuz Giresun' da?
- Ziraatçıyım. Ziraat Teknisyeniyim, dedim.
- Ne kadar güzel.Genç yaşta memur olmuşsunuz. Darısı benim başıma.
- İnşallah. Sizin de öğretmen olmanıza bir şey kalmamış. dedim. Ve ' Konya' lı mısınız ' diye sordum.
- Hayır, Eskişehir' liyiz. Babam Konya' da öğretmen. Annem de bankada çalışıyor.
- Babanızın mesleğini seçtiniz demek ki, dedim.
- Öğretmenliği seviyorum. Babam okulunda sevilen bir öğretmendir. Bende babam gibi, öğrencileri tarafından sevilen, saygı duyulan bir öğretmen olmak istiyorum. dedi. O kadar tatlı o kadar güzel konuşuyordu ki, hiç bıkmadan saatlerce dinleyebilirdim ama otobüsümüzün hareket zamanının geldiğini duyuran anons, sohbetimizi bölüvermişti.
Ayağa kalktı. Kola için çok kibarca teşekkür etti. Ama benim kalkmaya hiç niyetim yoktu. Nerede ise elini tutarak;
- Ne olur gitmeyelim, burada oturup saatlerce hatta günlerce sohbet edelim. diyecektim... ama diyemedim ve mecburen otobüse bindik.

Otobüs tekrar hareket etmişti. Aşağıdaki gibi konuşması için dua ediyordum. Yeni aldığım 'Tanrıların Arabaları 'kitabını karıştırmaya başladım. Bana dönerek;
- Okudunuz mu? diye sorunca, yolculuğun bundan sonrasının harika geçeceğine dair bir his doğdu içime..
- Malesef hayır. Ama kitap hakkında gazetelerde olumlu veya olumsuz çok eleştri okudum.
- Ben okudum, dedi.
- Nasıl beğendiniz mi? Daniken' in ileriye sürdüğü bizden önceki medeniyetlere inanıyor musunuz?
- Ben kitabın etkisinde kaldım. Bizden önce yaşamış ve teknolojileri bizden çok çok ileri olan o medeniyetlere ve uzayda başka canlılar olduğuna inanıyorm. dedi ve;
- Kitap okumayı çok seviyor sunuz galiba?
- Evet dedim. Özellikle yolculuklarda mutlaka yanıma bir iki kitap alırım.
- Ama şimdi hiç okumadınız? deyince, fırsatı kaçırmak istemedim.
- Sizin yanınızda kitap okursam ' Enayiye bak, ilah gibi kızın yanında kitap okuyor ' demelerinden korktum.
- Teşekkür ederim iltifatınıza. Çok naziksiniz.
- Rica ederim. İltifat etmiyorum. Sizin evde hiç ayna yok galiba. deyince çok hoşuna gitmişti. Gülerek;
- Tekrar teşekkür ederim. Ama abarttığınız kadar güzel değilim. Hem siz bana asılıyorsunuz galiba. Hiç boşuna asılmayın, benim okulda sevgilim var. Hatta biz sözlüyüz.

Yüreğim, üzerine bir tava kızgın yağ dökmüşler gibi yandı. Ve yüreğimin yangınını her yerimde hissediyordum. Ellerime, yüzüme ateş basmıştı sanki. Lanet yağdırmaya başladım böyle şansa...Yaşadığım bu hayal kırıklığınada hayret ediyordum. Aslı' yı göreli daha iki saat olmamıştı. Aralıksız yarım saat bile konuşmamıştık. ' Hatta biz sözlüyüz ' demesiyle, neler oluyordu bana böyle. Başım dönmeye başlamıştı sanki. Bağırmak geliyordu içimden;
' Hayır senin sevgilin olamaz...olmamalı ' diye.
'Allahım ' dedim ' Bunun için miydi tüm bunlar ' 'Neden ben '
İçimde, kıskançlık, öfke, isyan bir çığ gibi büyüyordu.
Aslı ise gülmeye başlamıştı. Hem de bana bakıp bakıp kahkahalarla gülüyordu. Otobüsteki yolcuların bile dikkatini çekmişti. Benim ise daha da moralim bozulmuştu. Sinirli bir şekilde;
- Niye öyle bakıp bakıp gülüyorsun? diye sordum.
- Renkten renge girdin ya.. bir sarardın, bir kızardın, bir morardın..Ter bastı her yerini. Ne oldu size öyle? Bir de soruyordu.
- Yok bir şey, sana öyle gelmiş...
- Aşık mı oldun yoksa bana? demez mi...
Aşık olduğumu bile anlamıştı. ' Aptal aşık ' durumuna düşmüştüm. O an aklıma, otobüsü durdurup inmek geldi... Ama;
- Şaka şaka.. sevgilim mevgilim yok benim. deyice, O kızgın yağ dökülen yüreğime, bahar gelmiş, çiçekler açmıştı sanki. Ellerini ellerimden çekmeye çalışırken farkına vardım.
- Sahi mi? Gerçekten yok mu sevgilin? derken ellerini tutmuşum. Bırakmıyordum ellerini.. Bu sefer kızarma sırası Aslı' ya gelmişti. O güzel yüzü al al olmuştu. O an göz göze geldik. Ellerini çekmekten vazgeçtiğini hissettim.
Hiç konuşmuyorduk. Biz susuyorduk ama yüreklerimiz konuşuyordu. Benim yüreğim;
- Ne düşünüyorsun? diye sordu.
- Hiç bir şey.. düşünemiyorum bile.. Kafam karmakarışık, dedi yüreği.
- ' Yıldırım Aşk ' dedikleri bu galiba, dedi yüreğim.
- Galiba, dedi yüreği.
Ve yüreğim, elini omuzlarına atarak, sardı Aslı' nı yüreğini.

Kendime gelir gibi oldum. Elleri hala elimdeydi.
' Allahım ' dedim kendi kendime, 'Biraz önceki isyanımı affet. Ama sakın bu rüya olmasın ' ' Bu gün mucizeler yaşattın bana. Ankara' da kaldım derken, bir boş yer ile ilk mucizeni gösterdin. Aslı' nın yerine 50-60 yaşlarında bir bayan da tek başına yolculuk yapabilirdi, Sen Aslı' yı gönderdin. ' ' Çok büyüksün Allahım ' diye bağırmak geldi içimden. Zor tuttum kendimi.
Ben bunları düşünürken, Cihanbeyli ilçesini geçmek üzereydik. Otobüste, zaman da su gibi akıp gidiyordu. Demek ki, yarım saatten fazla yüreklerimiz konuşmuştu. Ama artık bizim konuşmamız gerekiyordu.;
- On gün Konya' dayım, dedim.
- Ben de.
- Görüşeceğiz değil mi?
- Bilmem.. Siz istiyor musunuz?
- Hem de çok.
- Ben de sizi görmek isterim, dedi.
O zaman, şimdi ki gibi cep telefonları yok ki, bir birimize hemen cep numaralarımızı verelim.
- Size nasıl ulaşabilirim? dedim. Elimden kitabı aldı, çantasından bir kalem çıkardı ve;
- Konya' daki ev telefonumuz, diyerek ' Tanrıların Arabaları' nın iç sayfasına yazdı.. Ben bu ' Tanrıların Arabalarını ' daha okumadan çok sevmiştim. Ben de mizah dergisinin boş olan kenarına, ev telefonumuzu ve Giresun' daki dairemin telefonunu yazıp, yırtım ve Aslı' ya verdim. Gülümseyerek çantasına koydu.
- Bu nasıl bir yolculuk yavv, dedi.Bayan olarak bir tek yer alıyorum. İki gün boyunca bir bayan çıkıpta yanımdaki koltuğu almıyor. Hiç tanımadığı birisi, hem de bir erkek, zorla yanıma oturuyor ve ben ona aşık oluyorum. Masallarda bile olmaz böyle bir şey ya...Bu bir şaka mı? Yoksa bir mucize mi? demesiyle kulaklarıma inanamadım;
- Sen biraz önce bana aşık olduğunu mu söyledin? diye heyecanla sordum. Bir daha, bir daha duymak istiyordum.
- Hem ben okulum bitinceye kadar kimseye aşık olmayacaktım. Söz vermiştim kendime. Önce okulum diyordum. Ne olacak şimdi? Ben;
- Üzülme o kadar, beni gören her kız aşık oluyor zaten. dememle, otobüsün içerisinde olduğuza aldırmadan, peş peşe iki yumruk patlattı omuzuma.

Konya' ya kadar o beni, ben onu daha iyi tanımak için sorular sorduk birbirimize. Konuşmaya o kadar dalmışız ki, otogara girdiğimizi, otobüs durunca anladık. Aslı' nın gözleri anne ve babasını aradı. Otobüsten indik, bagajdaki valizlerimizi aldık ama Aslı' nın annesi babası henüz gelmemişlerdi. Aslı;
- Mutlaka gelirler, biraz bekleyelim. dedi ve kenara çekilerek beklemeye başladık...Konuşurken ellerimiz kendiliğinden birleşmişti yine ama bende de, onda da ayrılığın tedirginliği ve hüznü vardı.
Birbirimize bakmaktan, annesinin ve babasının geldiğini bile görmedik. Bizi el ele görmüşlerdi. Babasının morali bizi öyle görmesiyle biraz bozulmuştu galiba. Aslı hemen elini çekerek babasına sarıldı. Daha sonra annesine sarıldı. Annesine sarılması biraz uzun sürmüştü. Annesine bir şeyler fısıldadığını farkettim. Annesi bana bakmaya başladı. Ve birlikte yanıma geldiler. Aslı babasını da çağırdı ve;
- Bu.. arkadaşım Kemal. diye annesine babasına tanıttı beni. Her ikiside kibarca elimi sıktılar. Ama artık hem annesinin hem babasının göz hapsindeydim. Annesi Aslı' nın valizini eşine vererek;
- Hayatım sen kızımızın valizini arabamıza koyuver bir zahmet. Biz de geliyoruz. dedi. Aslı! nın babası İsa bey biraz uzaklaşınca, annesi Nuray hanım;
- Bayramın ikinci günü akşam yemeğine bekliyoruz oğlum seni. deyince, neredeyse düşüp bayılacaktım sevinçten ve şaşkınlıktan. İsmimi bile söylememiş, ' Oğlum ' demişti. Nuray hanımın eline sarılarak öptüm ve şaşkınlıktan
kekeliyerek;
- Çok teşekkür ederim efendim. Mutlaka geleceğim, diyebildim.
Arabalarının yanına kadar beraberce yürüdük. Ama ben yürümüyor havada uçuyordum sanki.. Arabanın yanına gelince, İsa bey;
- Sizi de evinize bırakalım delikanlı dedi. Babasının böyle bir teklifi bana mutluluk vermişti.
- Teşekkür ederim efendim, dedim. Ben ani yola çıktım. Malumunuz yarın bayram, Anneme babama bir iki hediye bakacaktım. İsa bey;
- Çok iyi edersin, dedi
Tekrar ellerini sıkarak annesine ve babasına ' İyi bayramlar ' diledim.
Bizim vedalaşmamız için annesi babası arabaya binmişlerdi.
Çok anlayışlı, çok değerli insanlar oldularını ortaya koymuş oldular. Biz Aslı ile vedalaşırken;
- Ara beni, sana ev adresimizi vereyim. dedi ve fısıldadı;
- Gelirken mutlaka orkide getir. Annem orkideleri çok sever, bayılır orkidelere.
Ben, bu güzel kızın yüreğini, sevgisini kazanmıştım galiba ve annesinin de gözüne girmem için bana yardımcı olmaya çalışıyordu.

Bayramın ikinci günü öğle üzeri bir buket orkide gönderdim evlerine ve akşam yemeğine giderkende, Konya'nın en güzel orkideleri elimdeydi.
..............................................................

İşte unutulmayan, unutulması imkansız olan rüya gibi bir yolculuk.. Kim böyle bir yolculuğu unutabilir ki...
Ben bile, yaşamamış olsaydım, dört- beş saat içeriside bu yaşanılanları, rüyamda görsem inanmazdım.. Hayalüstü bir yolculuk ve hayalüstü bir gün gün yaşamıştım.

Sevgi ve saygılarımla
25.06.2010
KARAMAN

Kemal Küçüktekin

0 yorum: