Google

BİR YOLCULUK ANISI -5- / ÇİÇEKLERİN DİLİ..



Bir Yolculuk Anısı -5-

Bu yaşadıklarım bir filim şeridi gibi gözümün önünden geçerken, Ankara ' ya girmiştim. Saatte 13.20 olmuştu. Biraz hızlı gelmiştim galiba. Eskişehir yol kavşağını geçmemek için pür dikkat uyarı levhalarına bakıyordum.
Ve 10 dakika sonra, Eskişehir yolundaydım. Karnım da açıkmıştı ama dinlenme tesislerinde, yol kenarındaki lokantalarda yemek yiyemiyordum. Ne zaman yemek yesem mutlaka rahatsız oluyordum. Bu nedenle Eskişehir' e kadar yemek için durmamaya karar verdim. Ama benzin almam gerekiyordu. İlk gördüğüm benzin istasyonununda durarak benzin de aldım.

İsa beyin öldüğüne hala inanamıyordum. " İyi insanlar çok yaşamaz " sözünü doğrularcasına çekip gitmişti demek.

Ankara-Eskişehir yolu biraz kalabalıktı. Bu nedenle fazla sürat yapmamaya çalışıyordum. Aheste aheste araba kullanırken, o günler de bir bir gözümün önüne geliyordu.

Aslı' yı isteyeceğimiz ve söz yüzüklerinin takılacağı günden bir gün önceydi. Nuray hanımın ;
- Bu bir söz kesimi, fazla bir masrafa gerek yok. demesine rağmen, annem, Aslı' nın da beğendiği, o gece giymesi için Aslı' ya, omuzları açık, belden itibaren hafif genişleyen, tatlı bir bordo elbise almıştı. Bir gün sonra Aslı' nın vucuduna göre düzeltilen o elbiseyi alıp Aslı gile getirmiştik. İsa bey ilk önce, daha yapılacak işimizin olup olmadığını sordu. Nuray hanım ;
- Yarın ki akşama hazırız. Yapılacak bir şey kalmadı canım. deyince, İsa bey ;
- Ben o zaman Kemal beyi elinizden alıyorum. Bizim biraz konuşacaklarımız var. dedi.
Aslı, endişeli gözlerle ;
- Hayırdır babacığım ne konuşacaksınız ? diye sordu.
- Merak etme güzel kızım. Sıradan bir konuşma olacak, dedi ve biz çıktık. Ben yakınlarda bir çay bahçesine otururuz her halde diye, düşünürken, İsa bey arabasına doğru yürüdü ;
- Gel Kemal bey, benim arabayla gidelim. deyince arabaya bindik. Biraz sonra Eski Meram yoluna girince, içimden " Konuşmak için bizim evi seçmez, herhalde Meram' a gidiyoruz " dedim. Ve Meram' da bir açık hava lokantasının önünde durduk. Havuz başında, sakin bir yere oturduk.
Garson geldi, ne arzu ettiğimizi sordu. İsa bey ;
- Hava sıcak olmasaydı rakı içerdik galiba, bira içeriz değil mi Kemal bey ?
- Estafurullah efendim. Siz için buyrun için.
- İçeriz içeriz..Garsona ;
- Oğlum, sen bize, kuru yemişle soğuk iki bira getir. Bak peşinen söyleyeyim, ben bira bardağımın boş durmasını hiç sevmem. Garson ;
- Siz merak etmeyin efendim. Bardağınız boşalır boşalmaz ben yenisini getiririm, dedi.
İsa bey sigarasını yakarken, benimle ne konuşacak diye merak ediyordum. Biralarımızda gelmişti. Birasından bir yudum aldı ve İsa bey ;
- Konuşmaya nereden ve nasıl başlayayım diye düşünüyordum Kemal bey. En iyisi sizi tanıdığımız günden başlamak. Biliyorsun ben lise öğretmeniyim. Lise de bile kızların birer sevgilileri olduğunu görüyoruz. Hatta mendil değiştirir gibi, sevgili değiştiriyorlar. Kızımızın o güne kadar, bir delikanlıyı karşımıza getirip te " Bu benim erkek arkadaşım " dediğini duymadık. Garaj da sizi el ele görünce, Nuray hanımla ben, çok şaşırmıştık. Nuray hanım, Aslı' ya " Hoş geldin güzelim " derken ;
- Kim bu çocuk ? diye sormuş. Aslı ;
- Ben aşık oldum galiba anneciğim. Bir tanısanız çok saygılı çok tatlı biri. Ne olur siz de bir tanıyın.
Eğer uygun görmezseniz vallahi söz kendisini bir daha görmem. deyince, Nuray hanım, " Her halde üniversiteden arkadaşı, bu ilişkinin öncesi de olabilir " düşüncesiyle, bildiğiniz gibi sizi yemeğe davet etti. Ama eve gelince ve Aslı' nın,
- Biz otobüste tanıştık. demesi ile, şaşkınlıktan neredeyse küçük dillerimizi yutuyorduk. İkimizde karşı çıktık. Biliyorsun ben, matematik yani, somut bilgi öğretmeniyim. Her şeye somut bakarım. Somut veriler ararım. İlk önce kızımıza ben karşı çıktım.
- Olamaz böyle bir şey, 3,5 saatte bir insanı nasıl tanırsın, nasıl sevebilirsin kızım. ? Hayata karşı, evliliğe karşı sorumlu biri olup olmadığını, düşüncelerini, bu kadar kısa zaman da nasıl anlayabilirsin kızım ? Lütfen mantıklı ol. Nuray hanımda beni desteklemişti.
- Saçmalama lütfen Aslıcığım. 3,5 saatte aşık mı olunur ? Ben sizi el ele görünce okul arkadaşın olarak düşündüm. Tanışıyorsunuz, birbirinizi tanıyorsunuz sandım ve bu nedenle çocuğu yemeğe davet ettim. Bilseydim otobüste tanıştığınızı yemeğe bile davet etmezdim. Aslı' nın morali bozulmuştu ;
- Ön yargılı yaklaşıyorsunuz anneciğim babacığım. Beni kızınız olarak çok iyi tanıyorsunuz. Ben ne havai ruhlu bir insanım ne de hoppa birisiyim. Ne de her gördüğüme aşık olacak kadar aklı havalarda birisiyim. Şimdiye kadar size, ben bu çocuktan hoşlanıyorum dedim mi ? Ben 21 yaşındayım. Sizin kadar deneyimimin olması olanaksız ama ben de düşünebilecek yaştayım. Siz Kemal' i bir tanıyın. Dikkatli bir şekilde gözlemleyin. İçinizde, aklınızda en ufak bir tereddüt kalırsa, beğenmezseniz, size söz veriyorum Kemal ile yalnız arkadaş olarak kalacağım. demişti bize, ama ne Nuray hanım ne de ben ikna olmamıştık.

Ben, çok dikkatli ve sözünü kesmeden dinliyordum. İsa bey devam etti ;
- Siz yemeğe gelinceye kadar, kafamızda bir sürü soru işaretleri vardı. Endişeliydik. Aslı bizim tek kızımız. Her annenin babanın istediği gibi, sevgili kızımızın çok iyi bir evlilik yapmasını, mutlu olmasını istiyorduk. Bu nedenle, yemeğe geldiğin gece, gerek ben gerekse Nuray hanım sizi çok iyi gözlemlemeye çalıştık.
Ne yalan söyleyeyim, İçeriye girişinle, kızımıza ve bize değer verip şık bir şekil de gelişinle, oturuşunla, çok saygılı konuşmalarınla, o iltifatlarınla bizi çok şaşırttın. İyi bir aile terbiyesi aldığın, yaşına göre kendini çok iyi yetiştirdiğin açıkça belli oluyordu. Ve gayet doğaldın. Bütün bunları kendini zorlayarak yapmış olsan, mutlaka bir açık verirdin. Hele kızımıza, sevgi dolu saygı dolu gözle bakman çok hoşumuza gitmişti. Yani, bir baba olarak benim için söylemesi zor olsa dahi, kızımıza, yiyecek gibi bakmamanı, özellikle ben çok takdir ettim.
- Teşekkür ederim efendim.
- Siz gittikten sonra sizi çok konuştuk. Nuray hanım da çok beğenmişti sizi. İnanır mısın, ön yargılı konuştuğumuz için kızımızdan özür bile diledik. Ertesi günü bayram ziyaretlerine özellikle gitmedik. Nuray hanımla, o gün size bayramlaşmaya gitmeyi kararlaştırmıştık. Sizin " Annem ve babamda seni merak ediyor " diye Aslı' ya söylemen üzerine, kızımızın da bizden izin istemesi, bize güzel bir fırsat oldu. Ailenizin sıcaklığını, birbirinize sevgi ve saygı dolu olmanızı, kültürlü ve aydın bir aile oluşunuzu görünce rahatlamıştık. Ve eve döndüğümüzde her şeyi detaylı olarak yine konuştuk. Artık Aslı' ya, arkadaşlığınız için bizden onay çıkmıştı.
- Ailem hakkında ve benim hakkımda düşünceleriniz için teşekkür ederim efendim.
Bu ara ilk biralarımız bitmişti. İkinci biralarımız gelince tekrar bir sigara yaktı ve bana da ikram etti ;
- Teşekkür ederim efendim kullanmıyorum.
- İçiyorsun.., içiyorsun.., biliyorum. Aslı söyledi.
- İçmesem efendim. Daha doğrusu yanınızda içmek istemiyorum.
- Saygısızlık etmek istemiyorum, diyorsun yani.
- Evet efendim.
- Sizin en ufak bir saygınızı yitireceğini düşünseydim, bira da ikram etmezdim Kemal bey. Hadi yak bir sigara, hem birayla iyi gider.
- Teşekkür ederim efendim.
- Şu efendimi, beyi kaldırmak için bir gün kaldı değil mi ?
- Evet efendim. Bende size " baba " demek için sabırsızlanıyorum. deyince, birden duygusallaştı İsa bey. Buğulanan gözlerini benden kaçırmaya çalıştı. İlk önce elimi okşadı, duygusallığı devam ediyordu, yapamadı ayağa kalkıp yanıma geldi.;
- Beni çok mutlu ettin. Sizin gibi bir damadım olacağı için gurur duyuyorum oğlum. diyerek hem yanaklarımdan hem de anlımdan öptü. Bende eline sarıldım, öptürmeyecek oldu ama zorla öperek ;
- Ben de sizin gibi bir kayınpederim olacağı için çok mutluyum İsa baba. dedim. Tekrar sarıldık birbirimize. Yerine oturdu ve bardağındaki yarıdan fazla birayı bir dikişte içti, garsona
boş bardağı işaret etti. Ve konuşmasına oğlumla başladı.;
- Bak oğlum, sizinle konuşmak istediklerime gelince. Aslı' yı her ne kadar iyi yetiştirdiğimizi düşünsekte, bizim de hatalarımız olabilir. İkimizde çalıştığımız için, Aslı' yı ihmal ettiğimizi de düşünmüyoruz değiliz. Bunu kapatmak için, aşırı sevgi gösterisinde bulunarak, biraz şımartmışta olabiliriz. Hiç bir insan dört dörtlük değildir.

- Öğretmenlik gözlemcilik sanatıdır, biliyorsun oğlum. Ben de kızımla birbirinizi sevdiğinizi çok iyi gözlemlemiş bulunuyorum. Bir baba olarak, kızımın mutlu olmasını istemek de en doğal hakkım. Ben kızımı mutlu edeceğine inanıyorum ve size güveniyorum. Ben aranızdaki bu güzel sevginin yıpranmaması için, sizinle konuşmak istedim.
- Şimdi size yapacağım önerileri, sakın sizde gördüğümüz eksiklik olarak algılama lütfen. Bir babanın bir kayınpederin, çocuklarının mutlu olması için yol gösterdiğini düşün. Benim sizinle konuştuğum gibi, babanız Doğan beyde, size, buna benzer veya daha fazla önerilerde bulunacağına inanıyorum. Ha.., bu öneriler ya Nuray hanım tarafından ya da benim tarafımdan mutlaka Aslı' ya da yapılacaktır.
- İlk önce şunu vurgulamak istiyorum. Evlilik bir özveridir oğlum. Bir evde mutluluğun bir güneş gibi doğması için, eşlerin üzerine düşen özveriyi, gözünü bile kırpmadan yapması gerekir.
- Evlilik, hataları örtme sanatıdır oğlum. Birbirinizin hatalarını düzelterek kapatacaksınız, bunu yaparken birbirinize sevgi ve saygınızı asla yitirmeyeceksiniz.
- Eşler, birbirini toplum içerisinde, bırak toplumu yanında tek kişi bile olsa asla kırmamalıdır. Bir başkasının yanında yaralayıcı bir söz, yıkıma yol açabilir. O an ve o söz hiç bir zaman unutulmaz.
- Evlilik, sevgi ve saygıyı her gün, her an yenileme sanatıdır oğlum. Evliliğinizi asla monotonlaştırmayacaksınız. Sürekli sevginizi taze tutmanız gerekir
.
- Evlilik bir kurumdur oğlum, Bildiğimiz başka kurumlara asla benzemez. Bir kurumda işler iyi gitmediği zaman, Genel Müdürünü, müdürünü, elemanlarını değiştirerek kurumu kurtarabilirsin. Ama evlilik kurumunda, sorunları çözmek için, o sorumluları, evliliğin bireylerini değiştirme şansına sahip değilsiniz. Bu, o sorunların o bireylerle çözümlenmesi demektir.
-Her evlilikte tartışma yaşanabilir. Bu tartışma asla çocukların önünde yapılmamalıdır. Eğer çocukların önünde tartışma yapılırsa bu tartışma, çocukları derinden yaralar. ve evlilikte, yatak odasına, yatağa asla küs girilmemelidir. Yatağa küs girildiği zaman, o eşler arasında soğukluklar başlar. Bu nedenle " O özür dilesin " diye asla beklenmemelidir. Ve özür dileme konusunda ilk adımı atan daima saygı görerek kazançlı çıkar.

Ben söylediklerinin hiç bir kelimesini kaçırmadan çok iyi bir şekilde dinliyordum. Bu sefer sigarayı ben ikram ettim ve sigarasından derin bir nefes çekerek konuşmasını sürdürdü.;

- Evlilikteki ekonomik sorunlarınızı ailene, bize yansıtabilirsiniz. Bir ev alır, araba alır ekonomik sıkıntılarınız olabilir. Bize yansıttığınız zaman çözümü için her zaman yanınızda oluruz.
Ama oğlum, asla evlilikteki özel sorunlarınızı bize yansıtmayın. Ne kendi ailene ne de bize. Biz sorunlarınıza hissi yaklaşabiliriz. Ben kızımı haklı bulabilirim, ailende seni haklı bulabilir. Ve bizim bulduğumuz çözümlerde geçici olur, yüzeysel olur. O sorunları kendiniz halledeceksiniz. O sorunları kendiniz çözdüğünüz zaman kalıcı olarak çözümlersiniz. İkinci bir kez, o sorunu asla yaşamazsınız. Zira o sorun artık kökten çözülmüştür.
- Bak oğlum, eşler birbirinin ailesine, kendi ailesine verdiği değer gibi değer vermelidir. Sen bize değer verip, Aslı senin ailene değer vermezse, sevgide kırılmalar olur. Aslı senin ailene bize değer verdiği gibi değer verirse, doğal olarak sen onu daha çok seversin değil mi ? Bu nedenle karşılıklı olarak birbirinizin ailesine sevgide bulunmak, değer vermek, aranızdaki sevgiyi de yüceltir.
- Oğlum, evlilikte her iki bireyinde çaba göstermesi gerekir. Tek başına bir erkek veya tek başına bir kadın, ne o evliliği yürütebilir, ne de o evliliği kurtarabilir. Her türlü sorunda, eşler birbirinin yanında olması gerekir.

Bu ara üçüncü biralarımızda bitmiş, dördüncüleride gelmişti.

- Eşler birbirinin onayını almadan, ortak karar vermeden asla hareket etmemelidir. Bu en ufak bir eşyanın almasında bile geçerlidir. Evlilikte tek başına kadar vermek, karşısındakine saygı göstermemek olduğu gibi, o evlilikte eşitlikten de bahsedilemez. Eşitliğin olmadığı bir evde saygı olmaz. Evlilikte saygı olmazsa sevgi, sevgi olmazsa saygı da olmaz Kemal oğlum.

- Evlilik Kemal oğlum, sevgiyle saygıyla çiftlerin, ruhen ve bedenen bir araya gelmesidir. Evlenen bireyin içerisinde, evlilik ruhu olmazsa, bedenen birleşme o evliliğin mutlu bir şekilde devam etmesine yetmez.

- Evet oğlum, bunların daha fazlasını babanızın da size söyleyeceğine eminim. Şimdi size ikinci önerim ;
- Biraz önce de söyledim. Ben, olayları somut ele alan, somut gözlemlemeye çalışan birisiyim. Belki siz düşünmediniz veya önemsemediniz. Bu heyecan içerisinde göz önüne almamış ta olabilirsiniz. Bize geldiğinde size özellikle sormuştum. " Üniversite eğitimi hakkında ne düşünüyorsun " diye. Üniversite eğitimini çok ciddi bir şekilde düşünmelisin Kemal oğlum. Sizin moralini bozmak için söylemiyeceğimi de biliyorsun. Aslı üniversite mezunu olacak. Siz lise mezunusun. Evlendikten sonra, siz kendiniz de bir eziklik duyabilirsiniz. Bir öfke anında, bir tartışma anında Aslı, " Ben üniversite mezunuyum " diyerek, sizi incitebilir. Bir de en önemlisi, henüz askerliğini yapmadın. Bir üniversite bitirirsen, askere 20 ay er olarak gideceğine, Yedek Subay olarak gidersin. Benim siz den ricam, üniversite sınavlarına önümüzdeki yıl mutlaka girin. Ben sizin üniversite sınavlarını kazanacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hemen söz aldım ;
- Merak etmeyiniz İsa baba, Bende Teknisyen olarak kalmak istemiyorum. Size söz veriyorum, birinci yıl olmazsa mutlaka ikinci yıl bir üniversiteye gireceğim. dedim ve ayağa kalktım.
Bu güzel önerileriniz için çok çok teşekkür ederim. Bu önerilerinizi hiç bir zaman unutmayacağım.
Şimdi izin ederseniz elinizi öpmek istiyorum. Ama şu an elinizi bir kayınpeder, bir baba olarak öpmeyeceğim. Sizin elinizi, sevgiyi saygıyı özümsemiş, anlayışlı, aydın bir insan olarak öpeceğim. deyince çok mutlu oldu İsa babam. Ve o da ayağa kalkarak elini uzattı, saygıyla elini öptüm. Ve İsa babam ;
- Ben de sizi o zaman aydın, kültürlü ve saygılı bir delikanlı olarak öpmek istiyorum, dedi ve sıkı sıkıya sarılarak yanaklarımdan öptü.
- Ayağa kalkmışken dönelim mi artık.
- Siz bilirsiniz baba, dedim.
Hesabı bana ödetmedi. Lokantadan çıkarken saate baktım. Tam bir buçuk saat oturmuşuz. Evlerine gelince;
- Yukarıya çıkalım oğlum, hem bir kahve içeriz hem de siz Allahaısmarladık dersiniz.

Nuray hanım ve Aslı, bizi merakla bekliyorlarmış. Bize "Hoş geldiniz " demek için sarılınca, bira içtiğimizi anlamışlardı. Nuray hanım ;
- Ay siz içkide mi içtiniz İsa bey ?
- Ne yani ben oğlumla içki içemez miyim Nuray hanım ?
- Oğlumla mı ?
- Evet. Nasıl olsa yarın akşamdan sonra, Kemal bey oğlum, size anne, bana da baba demiyecek mi Nuray hanım ? Biz bu günden başladık.
- Ooo maşallah İsa bey, damadınızla aranız çok iyi. Kıskandım doğrusu, deyince, ben ;
- Kıskanmanıza hiç gerek yok benim güzel anneciğim, dedim. Nuray hanım hemen yanıma geldi ;
- Ayy ne kadar mutlu oldum bilemezsin. Kızımın nişanlısından "Anneciğim " kelimesini duymak ne güzel bir duyguymuş. Benim, yakışıklı kibar oğlum, diyerek iki yanağımdan da öperken Aslı' ya baktım, sevinçten, mutluluktan nerede ise ağlayacaktı, gözleri dolmuştu. İsa babam da farketmiş olacak ki ;
- Hadi sulu gözlü güzel kızım benim., bize birer kahve yap bakalım.
Aslı, " Başüstüne babacığım " diyerek mutfağa koştu. Kahveleri getirdikten sonra, gelip yanıma oturdu. İsa babamla Nuray annem de tam karşımıza oturmuşlardı. Huzur dolu, mutlu bir şekilde kahvelerimizi yudumladık.

İşte İsa babam, böyle bir adamdı....Adam gibi adam yani......

Yol kenarındaki trafik levhasından Eskişehir' e daha 100 kilometre yolumun olduğunu gördüm.
Omuzlarımın ve boynumun ağrıdığını hissettim. Hiç mola vermemiştim. İleride bir dinlenme tesisi gördüm, biraz dinlenmek için dinlenme tesisine girdim. Arabadan indiğimde bacaklarımın da yorulduğunu anladım. 3-5 dakika, bacaklarımı ve kollarımı hareket ettirerek, yorgunluğumu atmaya çalıştım. Tesisin çay içilen bölümüne geçerek, bir çay içtikten sonra yola devam ettim.

Saat 18.00 doğru Eskişehir deydim. Bayağı acıkmıştım.Nuray annemin o güzel yemeklerini özleme rağmen, bu acılı ortamda yemek için evlerine gidemezdim. Eskişehir' e daha önce bir defa gelmiştim. Ama fazla kalmadığımdan iyi bilmiyordum. Nuray annemin evini de zaten sora sora bulacaktım. Bu nedenle yemek yiyip evi aramam uzun sürecekti. Ve çok geç olacaktı. Ben de bu gece otelde kalıp, yarın sabah evlerine gitmeye karar verdim. İlk önce postanenin yerini öğrendim. Sevgili eşimi daha fazla merakta bırakmak istemiyordum. Ve postaneden eşimi aradım.
- Merhaba canım. Ne yapıyorsunuz. nasılsınız.?
- Merhaba canım. Neredesin, nereden telefon ediyorsun. ?
- Hayatım şu an Eskişehir' deyim. Seni daha fazla merakta bırakmamak için hemen arayayım dedim.
- İyi ettin hayatım. Ben de seni düşünüyordum.
Müdür beyin kızının gelip gelmediğini merak ederek ;
- Elçin geldi mi aşkım ?
- Geldi canım. Yarın yazılısı varmış, ders çalışıyor şu an.
- Hayatım, daha henüz yemek yemedim. İlk önce bir yemek yiyeceğim daha sonra bir otel bulacağım. Yarın sabah Nuray hanımın evine gitmeyi düşünüyorum. Şimdi gitsem, geç olacağı için mezarlığa gidemeyiz.
- Tamam aşkım, nasıl uygun görüyorsan, öyle yap.
- Şimdi kurt gibi açım aşkım, ben seni tekrar ararım, oldu mu.?
- O zaman hemen yemeğini ye. Sana afiyet olsun hayatım. öpüyorum seni.
- Ben de seni öpüyorum hayatım. Oğlumuzu benim için öp olur mu ?
Hemen bir lokanta buldum. Açlığımı iyi bir gidermiştim. Lokantaya girerken de az ileride de bir otel görmüştüm ve o otele gittim. Tek kişilik bir oda tuttum. Şansıma otelin arka tarafında araba park yeri de varmış. Saat 19.30 olmuştu. Zaten yorgundum. Odama çıkıp, üzerimdekileri de çıkararak yatağa uzandım.

Gözümün önüne eşim ve oğlum geldi. Oğlum Özgür, iki yaşını bitirmiş, üçüncü yaşından iki ay almıştı. Varlığı ile evimizi doldurmuş, evimizin neşe kaynağı idi. Daireden çıkar çıkmaz soluğu evde alıyordum. Artık yatıncaya kadar boğuşuyorduk. Kahkahalarımızı, gürültülerimizi alt kattaki komşularımız anlayışla karşılıyorlardı. Oğlum da daireden gelmemi sabırsızlıkla bekliyordu. Ama buna rağmen, eşimi öpmek istesem, "Ayıp., ayıp., o anne " diyerek bana tokadı yapıştırıyordu.

Eşim.., eşim Rahime... Çok özverili çok olgun bir kadın. Yüreği sevgi dolu bir kadın. Aslı' dan sonra, düştüğüm bunalım içerisinde homongolos yani kadın düşmanı olmuştum. " Ben artık hiç bir kızı hiç bir kadını sevemem " derken karşıma çıkmıştı. Psikolojik tedavi aldığım Psikiyatrist Doç.Dr. Osman beyin yanında çalışırken tanımıştım. Tedavi gördüğüm seanslarda, doktorumun bazen yanında bulunup not alması ve dosyamdan, Aslı ile aramızda geçenleri en ufak noktasına kadar bilmesine rağmen, bana farklı bir ilgi gösteriyordu. Görevi gereği de olsa, konuşmaları ve ilgisi hoşuma gitmeye başlamıştı. Zarif, düz sarı saçlı, mavi gözlü, gamzeli bir kızdı. 1.70 boylarındaydı, güleryüzlüydü. Doktorum haftada iki gün bana ayırıyordu. Aradan bir ay geçtikten sonra, artık randevularıma, sırf Rahime hanımla daha fazla konuşmak için erken gitmeye başlamıştım. Sohbeti, konuşmaları beni rahatlatıyordu.
Ama ne yazık ki, parmağında alyans vardı. Çok güzel bir kızdı. Bu güzelliği ile de parmağında alyans olması çok doğaldı. Bir gün kendisine sordum ;
- Eşiniz ne iş yapıyor Rahime hanım ?
- Ben evli değilim Kemal bey.
- O zaman nişanlı sınız ?
- Hayır nişanlı da değilim ? deyince şaşırmıştım.
- Ya o parmağınızdaki yüzük ?
- Ha.. siz yüzük taktığım için mi soruyorsunuz? Gülerek ;
- O bir önlem Kemal bey, Kendini çapkın zanneden, yapışkan erkeklere karşı bir önlem. Konya ' yı en az benim kadar bilirsiniz. Ne demek istediğini anlamıştım.
Ama yanıtı, yüreğime su serpmişti sanki. Tekrar kıpır kıpır hareket etmeye başladığını hissettim. Gülerek sormuştum ;
- Çok güzelsiniz, harika bir bayansınız ama parmağınızdaki yüzüğü gören size arkadaşlık teklifi
edemez. Yüzük takmakla bu arkadaşlık tekliflerini, gelecek olan evlilik tekliflerini kaçırmıyor musunuz ?
- Teşekkür ederim Kemal bey. Olsun. Ben henüz evlenmeyi düşünmüyorum. yanıtını vermişti.

Bu konuşmamızın ardından ben, Rahime hanıma daha farkı bir gözle bakmaya başlamıştım. Onu sanki daha yakından, daha iyi tanımak istiyordum. Ve bir kaç kez, o gün randevum olmamasına rağmen, özellikle doktorun olmadığı saatlerde Rahime hanımın yanına gittim. İlk gittiğimde " Bu gün sizin randevunuz yok Kemal bey " demişti ama, ondan sonra ki günlerde, Rahime hanım da kendisi için geldiğimi anlamıştı.
Yine bir gün Rahime hanımı görmeye giderken, çiçek götürmek aklıma geldi. Hem Ziraatçı hemde bir genç olarak, çiçeklerin ve renklerinin ne anlama geldiğini, yani, " Çiçeklerin Dili " ni çok iyi biliyordum. Özellikle kırmızı lale aradım ama bulamadım. Lale bulamayınca, 9 adet henüz yeni açmış gonca pembe gülden, çok güzel bir buket yaptırdım. Yine doktorumun olmadığı bir saate ;
- Bu güller sizin için Rahime hanım. Biraz şaşırmıştı.
- Ay, çok teşekkür ederim. Hem de özellikle pembe gül mü ? sorusuna soruyla karşılık verdim ;
- Çiçeklerin dilini biliyor musunuz ?
- Bilmez olur muyum.?
- O zaman şöyle söyleyeyim. Özellikle kırmızı lale aramıştım ama malesef bütün çiçekçileri gezmeme rağmen bulamadım. Pembe güllerinde söylemek istedikleri aynı olduğu için, pembe gülleri tercih ettim.
- Çok teşekkür ederim. İnanın ki çok mutlu oldum. Ne yalan söyleyeyim, sizden böyle bir jest bekliyordum.
Bu sefer mutlu olması sırası bana gelmişti. " Sizden böyle bir jest bekliyordum " demesi,
" İlk adımı atmanızı bekliyordum " tümcesiyle eş anlamlıydı...

Ve ben bu adımı atmakla..., evliliğimize kadar giden yolda ilk adımı atmış oldum.....
.......................................................................................................................................................................

" Çiçeklerin Dili " iyi ki var. Karşınızdakine, sevdiğinize, eşinize söyleyemediklerinizi, bir tek çiçekle bile söyleyebilirsiniz......

Sevgi ve saygılarımla.
09.07.2010
Kemal KÜÇÜKTEKİN.

0 yorum: